Muhabir: Sayın Oktar öncelikle teşekkür ederiz bu röportaj için. Sizden bir teklif geldi, Oda Tv internet sitesi için bir röportaj teklifi. Öncelikle siz neden bizimle röportaj yapmak istediniz? Böyle bir giriş sorusuyla başlamak istiyorum.
Adnan Oktar: Evet geçenlerdeki habere dikkatim çekildi. Samimi, sevecen, iyi niyetli bir haberdi. Övücü, güzel bir haberdi. O yüzden sizlerle röportajı daha uygun buldum.
Muhabir: Gündemdeki bir soruyla aslında ben devam etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi iddia edilen Ergenekon soruşturmasıyla yeni gözaltılar yaşandı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu soruşturmayı? Genel olarak aslında ben sizin düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.
Adnan Oktar: İddia edilen Ergenekon Türkiye’nin bir nevi ikinci Kurtuluş Savaşı gibi bir şey, mücadelesi gibi bir şey. Türk milletinin benliğine, bedenine yapışmış bir urun temizlenmesi işlemi. Çok büyük bir beladan, çok büyük bir sıkıntıdan Türk milleti kurtuldu. Allah’a çok şükür. Bütün milletimize de geçmiş olsun diyorum bu arada. Allah’a çok şükür ciddi şekilde engellenmiş durumda ama daha çok yardımcı olmamız gerekiyor tabi devlete, adli makamlara. Sonucunda iyi olacağını düşünüyorum. İnşaALLAH.
Muhabir: Şimdi iddia edilen Ergenekon soruşturmasının yürütülüş biçimi çok tartışılıyor. Aylarca iddianame yayınlanmadı, işte bilgi ve belgeler bazı gazetelere sızdı, aslında gizlilik içeriyordu. Bilgi kirliliği yaşandı. Şimdi bir yandan da şu tartışılıyor, iddia edilen Ergenekon bahane edilip bir anlamda cumhuriyetin temel taşlarına yönelik bir psikolojik harp yapıldığı idda ediliyor.Birçok köşe yazarı bunu konu etti, keza gazetelerde bu yer aldı. Yani böyle bir şey var mı? Siz kendinizi nerede görüyorsunuz? Böyle bir şey var mı gerçekten? Bir psikolojik harp yürütülüyor mu cumhuriyete karşı? Adnan Oktar bu sürecin neresinde durmak istiyor? Neresinde duruyor?
Adnan Oktar: Bunu söyleyen insanlar cumhuriyeti tanımıyorlar. Türkiye’de cumhuriyet çok güçlüdür, halk cumhuriyete tam sahip çıkmıştır. Laiklik tam oturmuştur, rejim tam oturmuştur. Halk rejimi benimsemiştir. Cumhuriyeti canı gönülden sevmektedir ve asla cumhuriyet aleyhine bir faaliyete hiçkimse müsaade etmez. Bu operasyon cumhuriyeti daha sağlam, daha sıhhatli hale getirmiştir. Cumhuriyete yapılan saldırıyı durdurmuştur. Cumhuriyeti yıkma girişimidir bu, buna karşı bir önlem almıştır cumhuriyet taraftarları.Olay budur.
Muhabir: Yani bir zamanlar iddianame neden bu kadar geç yayınlandı? Suçlu olmadan bile insanlar suçlu ilan edildi iddiaları var. Siz ne düşünüyorsunuz? Gerçekten hani gözaltılar ve soruşturmanın yürütülüş biçiminde tartışılması ya da eleştirilmesi gereken noktalar yok mu?
Adnan Oktar: Bu tip şeylerde, bu tip olaylar olabiliyor. Bu tamam, benim buna bir sözüm yok. Teknik, hukuki hatalar giderilebilir ama operasyon, bu çalışma çok hayati. Yani Türk milleti açısından çok, çok önemli. Böyle detaylara girerek hukuki şurada aksaklık var, burada aksaklık var dolayısıyla bu operasyon yapılmaması gerekir, bu çalışma yapılmaması gerekir mantığı çok yanlış. Bu operasyon bütün hızıyla, bütün şiddetiyle, bütün gücüyle, bütün detaylarıyla yapılsın ama hukuki konularda da titizliğe azami dikkat gösterilsin, yapılan bir hata da varsa düzeltilsin. Tabiî ki hukuki titizlik çok önemli.
Muhabir: Şimdi iddia edilen Ergenekon gözaltılarının yapılış zamanı da bir yandan tartışılıyor. Ne zaman gündem başka bir konuya eğilmişken, birden iddia edilen Ergenekon gözaltılarıyla ülke yeniden sarsılıyor, keza Deniz Feneri davası sonuçlandı birden yeni gözaltılar yaşandı. Bunun gündem değiştirmek amaçlı yapıldığı tartışılıyor. Buradan yola çıkarak soruyorum; Deniz Feneri davasına siz nasıl bakıyorsunuz Adnan Oktar olarak?
Adnan Oktar: Deniz Feneri davasında eğer suçlu kişiler varsa o kişiler bu suçun cezasını çeker. Dolayısıyla bunu koskoca bir partiye mal etmek ve bu partinin seçmenlerine mal etmek Türkiye’nin neredeyse yarısının oyunu almış bir partiye mal etmek, mantıklı değil. Sadece ilgili kişiler kimse, gider bunlar cezasını çekerler. Bu partiyi ilgilendiren bir şey değildir. Partinin istifa etmesini gerektiren bir şey de değildir. Partinin oylarını düşürmesini gerektiren bir şey de değildir, çünkü partiye insanların bakış açısında demokrasi özlemi var, hürriyet özlemi var, Türkiye’nin iyiye gitmesi, güzele gitmesi özlemi var. Bunu bu partide buluyor insanlar, bulabilir. Bu fikre saygı göstermek lazım ama işte Deniz Feneri olayı var, şu var bu var o yüzden bu hükümet iyi değildir, gitmesi gerekir bu mantıkta değil. Çünkü hükümetin felsefesini, düşüncesini bu oluşturmuyor. Bu tip olaylar yandan, kenardan her zaman olur. Bunu hiçbir zaman için hükümete mal etmemek gerekir.
Muhabir: Peki burada Deniz Feneri aslında biraz da hassas bir konu. Müslümanların en güzel duyguları yardıseverliktir.Bunun sömürüldüğünü düşünüyor musunuz siz bu Deniz Feneri davası içeriğinde?
Adnan Oktar: Olabilir, ilk defa rastlanan bir şey değil bu, her düşüncede, her harekette oluyor. Mesela komünistler de para toplarlar, partiye yardım edeceğiz derler, adam gider onu Fransa’da yer. Yahut bir cami yardımı olarak teberruda bulunan insanların parası alınır, başka yerlerde harcanır. Bu tip olaylara dünyanın her yerinde, her fikir ve her düşüncede rastlanır. Geçenlerde Masonların da böyle bir olayı olmuştu biliyorsunuz, skandala dönüştü. Bu bütün bir camiayı ilgilendiren bir şey olmaz. Her zaman kriminal insanlar, suç işleyen insanlar belirli camialarda, belirli toplumların içerisinden çıkarlar, sadece o kişilerin bu suçun cezasını çekmesi gerekir.
Muhabir: Peki bu davayı, bu davanın Türkiye ayağı olduğuna dair hiç şüpheniz yok mu? Sadece Almanya’da olan bir şey mi sizce?
Adnan Oktar: Olabilir olabilir, Türkiye’de de olabilir. Türkiye’de de ilgili kim varsa o kişinin yakasına kanun yapışır ve cezasını çeker o kadar. Yani bunlar lokal olaylardır. Bütün bir partiye, bütün bir millete mal edilemez.
Muhabir: Peki sizce var mı bunun Türkiye ayağı?
Adnan Oktar: Olabilir makul yani, araştırmak lazım. Devletin savcısı var, emniyeti var, mahkemeleri var. Hukuk işliyor Türkiye’de, bu çok rahat elde edilebilecek bir şey.
Muhabir: Siz interneti çok aktif olarak kullanan, bir şekilde kitaplarınızı orada yayınladınız, düşüncelerinizi orada verdiğiniz bir araç olarak kullanıyorsunuz interneti. Sizin için internet yayıncılığı ne anlama geliyor?
Adnan Oktar: İnternet yayıncılığı bütün dünyaya açılım, bütün dünyayı etkilemek, özellikle İslam ahlakının hakimiyeti için, Allah’ın yarattığı bir nimet olarak görüyorum ve ben özellikle de Allah tarafından internetin bu sebeple yaratıldığına inanıyorum.
Muhabir: Biraz daha açabilir misiniz?
Adnan Oktar: İslam ahlakının, bütün dünyaya yayılması için, bütün dünyada İslam düşüncesinin kabulü için bir araç olarak, Allah tarafından yaratıldığına inanıyorum.
Muhabir: Ama internet gerçekten de İslamiyet’e uygun olmayan unsurlar içermiyor mu?
Adnan Oktar: O da önemlidir. Yani Müslüman’ın dinsizliği de görmesi lazım, komünizmi de görmesi lazım, Darwinizm’i de görmesi lazım. Materyalizmi, her şeyi görmesi lazım; çünkü Kuran’da bunlardan bahsediliyor. Bununla kıyas yaparak Müslümanlığı tercih edecek.
Muhabir: Peki buradan yola çıkarak şunu sormak istiyorum, en son bu zooloji profesörü Richard Dawkins’in sitesi kapandı ve bunda sizin parmağınız olduğu iddia edildi, tartışıldı edildi. O sitede yayınlanan yazılardan dolayı incindiğiniz hatta gündeme geldi. Nedir bu olayın aslı?
Adnan Oktar: Ben Dawkins’i Türkiye’de tartışmaya davet ettim. Hatta ben gideyim oraya İngiltere’ye dedim, orada tartışalım dedim. Tartışmaya davetin anlamı nedir? O şahsın fikirlerini dinleyelim. Anlatsın, hür olarak anlatsın, biz de hür olarak anlatalım; halk-millet karar versin. Ben Dawkins’in fikirlerinin internette yayınlanmasına karşı değilim, bilakis zaten onu talep ediyorum. İstediği gibi anlatsın, istediği gibi konuşsun ama nezaketsizlik, hakaret, iftira, bunlar dünyanın hiçbir yerinde kabul edilmez ve hiç kimse bunu kendisi için kabul etmez. Mahkemenin kapatma gerekçesi, hakaret ve iftiradır. Yoksa bilimsel bir çalışma değil, bilimsel çalışmalar zaten bizim teşvik ettiğimiz, istediğimiz bir şey. Tartışma ortamının amacı nedir zaten, karşılıklı fikirlerin ortaya dökülmesidir. O şahıs da kendi fikrini ortaya koyuyor, saygı duyarız, biz de karşı fikirlerimizi söyleriz. Buna da onun saygı duyması lazım, ama ben o şahsa hakaret edemem, o da bana hakaret edemez. Nezaketsizlik olmaz. O zaman kanunlar devreye girer.
Muhabir: Peki Sayın Oktar, siz interneti biliyorsunuz. Aslında internet öyle bir lebiderya ki, insanlar bir şekil DNS ayarlarını değiştirip, ya da bilgisayar ayarlarını değiştirip, o siteye bir daha erişebiliyor ya da biz burada yasaklıyoruz, ABD’deki bir insan girebiliyor ve yine o hakaretleri görebiliyor. Hani yasaklamak doğru bir çözüm mü bu aşamada, internet gibi ucu bucağı ya da denetimi olmayan bir şey konusunda?
Adnan Oktar: Orada amaç zaten şahısların onu okuyamaması, ona erişememesi değil. Orada o site sahibinin suç işlediğini kamuoyuna göstermek. Yani saygısızlık yaptığını, terbiyeye uygun hareket yapmadığını ve kanun yoluyla cezalandırıldığını bütün insanlığa göstermek, amaç bu.
Muhabir: Yine uzun süredir tartışılan bir konuya değinmek istiyorum. Biliyorsunuz Fethullah Gülen ABD’de yaşıyor ve neden Türkiye’ye dönmediği konuşuluyor. Kimi kesim Türkiye gergin durumda, ondan dolayı dönmediğini söylüyor. Sizce Gülen neden Türkiye’ye dönmüyor? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Adnan Oktar: Zannediyorum gereksiz basında polemik olmasın, kargaşa olmasın, gündem olmasın, hükümetin üzerinde çok sorunlar var, çok üzerine gidiliyor. Bir de yeni bir konu, yeni bir mecra açılmasın şeklinde düşünmüş olabilir.
Muhabir: Peki hani tartışmaların dışında şöyle deniyor; Fethullah Gülen Türkiye’ye dönerse, Humeyni’nin İran’a döndüğü gibi dönecektir. Böyle bir şey bekliyor musunuz siz?
Adnan Oktar: Yok, yok. O insan çok mazlum bir insan ve çok kendi halinde bir insan. Bu yüklenme şekli, bu bakış açısı ne vicdana uygun, ne de merhamete ve şefkate uygun, çok çok yanlış. Bu şahsın kişiliği çok açık ortada, çok nezih bir insan olduğu, saygılı bir insan olduğu, düşünceli bir insan olduğu, açık açık görülüyor yani Türkiye’yi karıştırmaya niçin yeltensin?
Böyle tehlikeli ve fitnevari bir hareketi asla öyle bir insandan bekleyemeyiz. Fitneye karşı çok titiz olan bir insan. Kargaşaya karşı çok titiz olan bir insan. Niçin böyle bir şey yapsın? Bunlar toplumda henüz daha yeni oluşan sevgi, şefkat, merhamet anlayışıyla ortadan kalkacaktır. Bu gereksiz kuşkular, vesveseler.
Muhabir: Sizin son zamanlarda Fethullah Gülen’le hiç görüşme imkanınız oldu mu acaba? Yurtdışı seyahetlerinizde yada telefonda?
Adnan Oktar: Yurtdışı seyahatim…Yurtdışına beni devletim bırakmıyor biliyorsunuz.
Muhabir: Biliyorum, biliyorum. Yıllardır Gülen şeyde, dışarda.
Adnan Oktar: Evet… Ben o tarz kişilerle görüşmem durumunda dedikodu çıkması ihtimali olan yahut benim veya o tarafın aleyhine söz çıkması ihtimali olan kişilerle pek görüşmüyorum. Hatta ben bir kere iki üç metre kadar yakınına gelmiştim Fethullah Hocamızın, özellikle görüşmedim, itina ettim. Bir cenaze töreniydi, orada yakınımda talebelerle görüşüyordu, ben yaklaşmadım. Ama bu, bir tek o hoca efendiye has bir şey değil, ben siyasetçilerle de bu anlamda görüşmem.
Muhabir: Peki biz şunu merak ediyoruz. Adnan Oktar çok tartışılan, gündemde bir şekilde çalışmalarıyla, eserleriyle yer tutan bir isim. Adnan Oktar’ın bir günü nasıl geçiyor? Biz çok merak ediyoruz. Ramazanda farkı geçiyordur ama normal hayatta nasıl geçiyor, yani siz neler yapıyorsunuz gün boyuca, biraz bize kendinizi anlatır mısınız? İç, özel hayatınızı anlatır mısınız?
Adnan Oktar: Benim günüm çok dolu geçer ve çok da hareketlidir fazla uykuya vakit ayıramıyorum. Kıyamıyorum vakte, çünkü ben uykuyu hayattan alınmış bir parça gibi görüyorum. Onun için üç dört saatin dışında uyumam, sabah namazında kalkarım. Ondan sonra sürekli hareketli oluyorum. Gazeteler benim çok hoşuma gider. İnternetten değil de özellikle gazetelerden okumak çok hoşuma gider. Haberleri süratlice okurum, beni ilgilendiren yerler varsa altlarını çiziyorum. Onların tekrar incelenmesi için arkadaşlarıma veriyorum. Ama dinlenme yahut özel zevklerimle ilgili merak ediyor olabilirsiniz. Ben hayvanları, çiçekleri, bitkileri çok severim. Bir çok kedim var, çok çok sevimli. Mesela bir tanesini geçenlerde annesi terk etti, kocaman büyük kedi oldu ama çocuk gibi kaldı. Sürekli bir sevgi istiyor ve evin önünden hiç ayrılmıyor. Normalde kediler gider dışarıda bir şeyler araştırır falan, bu çok terbiyeli, sürekli camın önünde duruyor. Mesela o benim çok hoşuma gidiyor, çok şefkatimi kabartıyor, çok etkiliyor. Bir de sürekli doymayan bir özelliği var, sürekli ona ciğer yetiştirmek durumundayız. Ağaçlarım var, meyve ağaçlarım onlarla ilgileniyorum. Bir kısmı yeni meyveler olgunlaştı, onların gübrelerine, dallarının budanmasına, o tip konulara dikkat ediyorum; solmamasına özen gösteriyorum. Geçenlerde bir çiçek almıştım, bir hayli açmış böyle küçük küçük, yeni yeni tomurcuklar vermiş. Akşam dikkatlice onu izledim, süper sevimli, çok şahane bir şey, yani hayret incecik dalı upuzun uzanmış, çiçeği de çok şahane, bayağı güzel, renkleri de dolu dolu.Allah’ın verdiği çok güzel nimetler bunlar. İnsan bunlara bakmaktan yorulur. Yani o kadar çok ki, seyredilecek, sevilecek şey o kadar çok ki. İnsanın ne vakti yeter, ne ömrü yeter.
Muhabir: Peki gazeteleri okuyorum dediniz ve gazeteden okumayı seviyorum dediniz. Özellikle takip ettiğiniz köşe yazarları var mı? Kimlerdir onlar, öğrenebilir miyiz?
Adnan Oktar: Yok ben başlıklardan, önce bir genel tararım. En başına, bir ortasına, bir de sonuna bakarım haberin; içinde ilginç bir şey var mı, yani önemli bir şey var mı? Önemliyse onu teknik bir incelemeye alırım. Çok detaylı yani cümle-cümle, kelime-kelime incelemeye alırım. Ama hani laf olsun tarzında bazen köşe yazarları köşe dolsun tarzında yazı yazıyorlar. Onu geçerim, öyle şeylerle ilgilenmem.
Muhabir: Özellikle bir köşe yazarı var mı takip ettiğiniz?
Adnan Oktar: Yok, yani çünkü hepsi önemli oluyor, yani sağ köşe yazarları da önemli, sol köşe yazıları da önemli. İstikrarlı bir kaliteli habere hepsinde rastlamak mümkün değil. Önemli yerlerde ben dururum.
Muhabir: Teknik ekibiniz var, internetten de yayın yapıyorsunuz. Ve önem veriyorsunuz yayıncılığa, Televizyon kanalı yada gazete kurmayı düşündünüz mü, düşünüyor musunuz? Var mı böyle bir projeniz?
Adnan Oktar: Olabilir, olabilir, televizyon kanalı olabilir.
Muhabir: Var mı çalışmalarınız?
Adnan Oktar: Düşüncemiz var.
Muhabir: İsmi belli mi acaba?
Adnan Oktar: İsmi ne olur? Harun Yahya olur herhalde. Harun Yahya TV olur herhalde
Muhabir: Harun Yahya ismini biraz bize anlatır mısınız? O mahlas nereden geliyor, onun aslı nedir?
Adnan Oktar: Harun biliyorsunuz Hz. Musa’nın hem kardeşiydi, hem de yardımcısıydı. Yahya’da Hz. İsa’nın yardımcısıydı. Ben de İslam ümmetinin bir ferdi olarak, o dinin bir naciz, aciz bir yardımcısı olarak faydalı olmaya çalışıyorum.
Muhabir: Peki size hani nasıl seslenilmesini istersiniz? Adnan Bey, Adnan Oktar, Sayın Oktar, Harun Bey, Harun Yahya, nasıl? Ya da Hocam diyorlar.
Adnan Oktar: Hocam. En hoşuma giden herhalde o. Hocam güzel, kısa ve özlü konuyu tam açıklıyor.
Muhabir: Peki size Hocam diyenleri siz mürit olarak mı görüyorsunuz? Sevenler olarak mı görüyorsunuz? Nedir sizin onlara bakışınız?
Adnan Oktar: Kardeşim, yani ben “Hocam”ı bir hitap şekli olarak görüyorum. Mesale ben birçok kişiye hocam derim. Ben mesela Soner Hocamızı da görsem, hocam derim. Kültürlü, bilgili her insana ben hocam derim.
Muhabir: Yani şey anlamında söylüyorum, hani hep şöyle bir kelime şeyi vardır; “Adnan Hoca’nın müritleri.” Siz bu tanımı doğru buluyor musunuz?
Adnan Oktar: Yok yok, o kasten söylenmiş bir söz. Belli ki ben bit tarikat şeyhi değilim, arkadaşlarım da tarikat bağlısı değil. O biraz kendilerince olumsuz imaj vermek için, bazı mihraklar tarafından çıkarılmış bir yakıştırma. Çirkin değil ama keşke tarikat şeyhi olsam, keşke onlar da mürit olsa, bunlar güzel şeyler, ama değiliz.
Muhabir: Benim aslında sorularım bitti. Benim çok merak ettiğim sorularım bitti. Sizin eklemek istediğiniz birşey varsa almak isterim.
Adnan Oktar: Benim söylemek istediğim, ben herkese bu müjdeyi veriyorum, Türkiye çok iyiye gidecek inşaALLAH. Bir Türk-İslam Birliği oluşacak, Türkiye süper devlet olacak inşaALLAH. Darwinizm yeryüzünden tamamen kazınacak; komünizm, faşizm, materyalizm gibi düşünceler yeryüzünden tamamen silinecek. Türkiye’de de güzellik, kardeşlik ve barış ortamının oluşmasını istiyorum, yani böyle Alevi-Sünni ayrımları, sağcı-solcu ayrımları, bunların bir an önce durdurulması. Biz güzel bir memlekette yaşıyoruz, insanlarımız da güzel, nezaketliler, sevecenler. Bu gereksiz korkulara, gereksiz tedirginliklere, vesveselere, üzüntülere gerek yok. Birbirimize karşı dostça ve kardeşçe yaklaşalım, her fikre saygı gösterelim. Yani, mesela hükümete karşı tavırlar, muhalefete karşı tavırlar, partilere karşı tavırlar, bunların hepsinde hatta tarikatlara, cemaatlere, sol derneklere, bunların hepsine karşı sevgiyle, şefkatle, anlayışla ve hoşgörüyle yaklaşmamız gerekir diye düşünüyorum, yani bu sertlik politikası, bu birbiriyle uğraşma politikası son derece yanlış, yersiz ve gereksiz. Birbirimize karşı böyle anlayışlı, sevecen davranırsak Türkiye çok daha iyiye gider, daha güzele gider. Bu olacak zaten, ama bunun söylenmesi de gerekiyor. O yüzden söylüyorum
Muhabir: Sayın Oktar, çok teşekkür ediyorum zamanınızı ayırdığınız için. Çok sağolun.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim. Çok sağolun.