Sayın Adnan Oktar Konya SUN TV’de yayınlanan röportajında; İslam’ın ilericiliğin en son noktası olduğunu, dinin en kaliteli, en yüksek, en medeni yaşam şekli olduğunu ama bazı cahil insanların dini almış olabileceklerini, bunun dinin bir özelliği olmadığını, dinin asıl kültür ortamında, kalite ortamında, akıl ve derinlik ortamında gelişen bir gerçek olduğunu, yine dinin çok kaliteli, akıllı insanlara mahsus özel bir lüks olduğunu anlattı. Kuran’ın bize aydınlık bir din anlattığını, neşeyi, sevinci, estetiği ve güzelliği anlattığını ama karamsar, ruhu kararmış, kavruk ruhlu bir insana Kuran’ı yorumlaması söylenirse onun ortaya adeta bir kabus çıkaracağını, korku filmi gibi, karanlık, sisli ve kirli bir dünya meydana getireceğini, bu kişinin anlattığı şeyin din olmadığını, kendi ruhundaki karanlığı anlattığı, dinin pırıl pırıl aydınlığın ta kendisi olduğunu, bir ışık, bir nur olduğunu, beyin rahatlığı olduğunu, bayram yeri gibi olan bir ortam olduğunu açıkladı. Ruhu sevinç içinde, aşk içinde olan insanın Kuran’da yaptığı yorumun geçerli olduğu, ruhu kararmış bir insanın yorumuna bizim uyamayacağımızı ifade etti. Allah’ın öyle karanlık bir düşünceyi başarılı kılmayacağını, şimdiye kadar her yerde ezdiğini ve yok ettiğini, onun cezalandırılan bir sistem olduğunu söyledi. Kendisinin anlattığı tarzda bir din anlayışının dünyada yayılmaya başladığını, insanların dinin bilimle içiçe olduğunu gördüklerini, dinin modern düşünceyle tam örtüştüğünü ve modernliğin üzerinde olduğunu yani modernlik üstü bir modernlik olduğunu gördüklerini, o yüzden dinin çığ gibi bu kadar hızlı yayıldığını anlattı.
/*****************/
ADNAN OKTAR’IN KONYA SUN TV RÖPORTAJI
(14 Eylül 2008)
MUHABİR: Değerli Sun tv izleyenleri bugün farklı bir mekânda farklı bir konukla beraberiz, aslında hepinizin çok yakından tanıdığı birçok yerde karşılaştığımız bir isimle beraberiz sizin adınıza belki de sizin merak ettiklerinizi burada soracağız İstanbul da sizin tanıdığınız ismiyle Harun Yahya asıl ismi de Adnan Oktar Bey ile beraberiz, hocam teşekkür ediyoruz bizi konuk ettiğiniz için,
MUHABİR: Öncelikle yayınladığınız kitaplar eserlerle ve televizyon kanallarında görsel iletişim anlamında internet sitelerinde yapılan görsel yayınlarla birlikte çok merak edilen bir isim oldunuz. Yayınlarınız özellikle İslamiyet adına Darwin teorisinden bahsediyor buna karşı yapılan yayınlarla çok dikkat çektiniz, tabii Türkiye’de de merak edilen bir isim oldunuz, isterseniz Konya’yla başlayalım, tabii muhakkak Anadolu’yu gezmişsinizdir görmüşsünüzdür, Konya’nın sizin için önemi var mı? Varsa nedir?
ADNAN OKTAR: Konya Anadolu da biliyorsunuz İslamiyet’in dinin yayılmasında bir anlamda kalevi görevini görmüş çok önemli bir ilimizdir, yani bir ilim merkezidir, bilim merkezidir, İslami ilimlerin geliştiği bir yerdir fakat herhalde asıl önemli neden Hz. Mevlana’nın orda bulunmuş olması halen de manen ruhaniyeti orda Konya da maşaAllah, halkı da çok güzel ahlaklı dindar vatanını milletini seven ve temiz insanlar olarak bilinir. Biz hep öyle duyuyoruz öylede gördük bütün Anadolu’muz gibi bütün Türkiye’miz gibi has halis vatan evlatlarının yaşadığı güzel bir ilimiz Konya.
MUHABİR: Peki, tabi Konya’da da merak edilen bir isimsiniz, öncelikle 250’ye aşkın bir kitap yayınladınız ve bu kitaplarda çok ciddi teoriler atıldı hatta bazı kitaplarınız Avrupa Birliğinde dahi şuan önümüzde bulunan ansiklopedi yayın yasağı orda bulunmamasına yönelik önergeler verildi.
Türkiye’de çok tartışılan bir isim oldunuz bir dönem, ama baktığınız zaman bu tarz yaklaşımlarda bulunanlarda özellikle Konya bölgesi için söylüyorum beklediğiniz karşınıza gelen çok daha farklı bir insan oluyor yani açmak gerekirse işte cüppeli farklı giyimde farklı yaşamda insanlar oluyor siz çok daha farklısınız daha farklı modern bir yaşantıdasınız görünen yüzüyle, bu neden, yani sizin felsefe veya yaklaşımınız çok daha mı farklı İslamiyet anlayışınız mı farklı? Neden bu?
ADNAN OKTAR: Yok değil, peygamber efendimiz (sav) kendi devrinde hangi kıyafetler varsa onları giydi yani yeni bir kıyafet modeli geliştirmedi. Sarık herkes takıyordu O da sarık taktı, herkes cüppe giyiyordu O da cüppe giydi, beyaz renk genellikle tercih ediliyordu o ortamda hava sıcak olduğu için beyaz siyah da giyiliyordu yani herhalde başka mevsimlerde mesela halk tamamı misvak kullanıyordu o zamanlar diş temizlemek için O da misvak kullanıyordu, yani yörenin çevrenin bütün geleneksel özelliklerini hepsini makul ve meşru olanları kullanıyordu.
Bende asrımızın makul ve meşru olan kıyafetlerini eşyalarını her şeyini kullanıyorum, yani aynı çizgide aynı tavır içerisinde bende devam etmiş oluyorum,
MUHABİR: Yani bu noktada kati kuralları olmayan bir isim misiniz? Bir insan mısınız?
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Yanikimisi illa benim eşim çarşafla dolaşacak ben cüppeyle dolaşıcam şeklinde yaklaşımlar yapar insanların aklında da hep bu kalmıştır,
ADNAN OKTAR: Dinde esas olan tabii Kuran ahlakının uygulanması Kuran ahlakına tam tâbi olunmasıdır, sünnetler imkân dâhilinde yapılır ama tabii sünnetlerde de çok büyük bereket vardır güzellik vardır fakat biliyorsunuz farz et yoktur sünnetlerde, adı üstünde sünnettir, ama tabii asrımız daha çok farzların yapılabildiği bir asır, hatta Said Nursi hazretlerinin bir ifadesi var “asrımızda” diyor, “zamanımızda ferâize yapan (farzları yerine getiren) kebairden kaçınan (yani Kuran da belirtilen günahlardan kaçınan Kişiler) kurtulurlar” diyor, yani sünnetleri yapmak zordur kolay bir şey değil ama tabi ben sünnetlerde çok büyük hikmetler görüyorum hayırlar görüyorum güzellikler görüyorum faydalı görüyorum sünneti tam uygulayanlara da saygı duyuyorum, onları da beğeniyorum takdir ediyorum,
MUHABİR: Peki, baktığımızda Harun Yahya ismi ön plana çıktı bu zamana kadar, son dönemde Adnan Oktar olarak ciddi anlamda tanınmaya başladınız öncelikle neden Harun Yahya ismini ön plana çıkarttınız bu zamana kadar bir de vatandaşlar mutlaka bir kalıba oturtmak istiyor insanlar kafasında bu tür düzende, tarikat dinde olan bir şey bir tarikat mı? Harun Yahya ve çevresindeki insanlar, bilimsel araştırmalar vakfı mı bu cemiyetin oluşum yeri, yoksa direk Harun Yahya isminin de oluşumu mu? Nedir bu?
ADNAN OKTAR: Eğer illa bir isim konulması gerekirse Harun Yahya kitaplarını sevenlerin oluşturduğu bir insan topluluğu, bir insan grubu diyebiliriz. Ama bu dünyanın her yerinde yani en az benim şu an gördüğüm yani 300-400 milyon insan var, en az benim kitaplarımı muntazam takip eden dünyada, yani kitaplarımı okuyan. Nerdeyse 1 milyar kitap dağıtılmış olabilir şu ana kadar yani gerek internet yoluyla, gerek CD yoluyla, gerek kasetler yoluyla, ses kasetleri yoluyla, yani benim anlattığım konular en az 1 milyar insana ulaşmıştır. En az. Bu tabi çok büyük bir yekûn, ama buna cemaat denebilir mi? Bence gerek yok yani benim kitaplarımdan istifade eden Müslümanlar diyebilirim. Benim kitaplarımı okuyan, beğenen, seven Müslüman kardeşlerim diyebilirim.
MUHABİR: Evet, bunu sormamın sebebi şuydu, bu tür oluşumlarda mesela muhakkak sizinde yanınızda bazı insanlar vardır,
ADNAN OKTAR: Var tabii arkadaşlarım,
MUHABİR: Yani insanlar hep bir cemaat, bir sohbet ortamı yani sadece kitaplar, görsel yayınlar değil sizin yanınıza da gelip dini sohbetleri yapabileceği bir ortam böyle bir oluşumda var mı bunun içinde?
ADNAN OKTAR: Hayır yok ben samimi bir insanım yani iyi niyetli olmam samimi olmamdan dolayı arkadaşlarım beni severler, bana bir şeyler danışırlar, konuşuruz, sohbet ederiz ama onlarda çok kültürlü. Benim arkadaşlarım gece-gündüz kitap okurlar, araştırırlar, çok çok bilgili insanlar, birkaç üniversite mezunu, en az 2-3 yabancı dil bilen insanlar, yani birçok konuda uzmanlık alanları var, baya kültürlü insanlar, dolayısıyla benim dizimin dibinde oturup böyle gece-gündüz benden ders dinleyen insanlar yok çevremde. Hatta ben zaman zaman onlardan bilgi aldığım da oluyor, yani şu nedir diyorum, anlatıyorlar, hocam şunu işte şöyle araştırdık şöyle bir netice bulduk diyorlar, benim zaten kitap çalışmalarımda da onların bilgilerinden geniş çaplı istifade ediyorum, yani mesela ben bu atlası yaparken, fotoğrafları, belgeleri hep arkadaşlarımdan temin ettim, ben kendim bizzat bulmuş değilim, bilgileri de onlar bana toplayıp getiriyorlar, tercümeleri onlar yaptırıyorlar, ben hazır bilgileri yorumluyorum, bir araya getiriyorum kitap düzenini açıklıyorum nasıl olacağını, seçilecek resimleri seçiyorum o kadar.
Yani ben ondan sonra redaktöre veriyorum, öyle detaylarla uğraşmıyorum, ama yani klasik anlamda ben demek istediğinizi anladım böyle bir tarikat hiyerarşisi var mı gibi, öyle bir şey yok, ben o benim yapabileceğim bir şey değil, yorar beni o, yani istediğim bir şey de değil, bir de tarikat kökeninden gelmiyorum yani gerçi birçok şeyhe efendiye manen bağlıyım mesela hepsini çok severim, Mahmut Hocamızı çok severim, Esat Coşan hazretlerini çok severim bizzat görüştüm kendileriyle, Şeyh Nazım Kıbrısi hazretleriyle bizzat görüştüm, bir manevi bağım var, bir sevgim var, eğer bir intisapsa bir anlamda intisabımda var onlara, ama yani bir tarikat yapılanması olmadığı da çok açık çünkü bilimsel bir çalışma yapıyoruz. Kültürel çalışma yapıyoruz, daha ziyade iknaya yönelik bir çalışma bu da hep kitaplarla ve CD ile oluyor o yüzden tarikat diyemeyiz tabii.
MUHABİR: Şimdi tarikat diyemeyiz ama birçok isimle, birçok hazretlerle beraber oldum, sohbet imkânım oldu dediniz ama ben kitaplarınıza veya yayınlarınıza baktığımda özellikle Said Nursi hazretlerinin isminin ön plana çıktığına dikkat ediyorum,
ADNAN OKTAR: Evet doğru,
MUHABİR: Şimdi baktığınızda Said Nursi hazretlerinin gösterdiği yolda veya onun anlayışıyla hareket eden Türkiye de bir grup var yani Fethullah Gülen cemaati bildiğimiz adıyla Nur cemaati, bunda bir bağınız var mı? İnorganik, organik, böyle bir bağ var mı?
ADNAN OKTAR: Fethullah hocayı ben severim insan olarak, kişilik olarak ben samimi buluyorum yani ben anlatılanlara inanmıyorum aleyhinde konuşulan şeylere inanmıyorum, o cemaati de ben çok samimi buluyorum, ellerinden geleni yapıyorlar dünya şartlarında olabilecek imkânları kullanarak kendilerince güzel ahlak için, İslam’a faydalı olmak için güzel bir çizgide devam ediyorlar. Bilimsel yöntemlerle de çalışıyorlar, güzel yani kimseyi rahatsız edecek bir tavırları yok,
MUHABİR: Bir bağ anlamında,
ADNAN OKTAR: Ama benim bağım olmadı yani özen de gösterttim ben Fethullah hoca hazretleriyle bizzat görüşmemeye özen gösterttim yani öyle dedikodu olmasın bir rahatsızlık olmasın gibisinden yoksa istesem görüşebilirdim, daha önce Türkiye’deyken böyle bir imkanım vardı hatta bir keresinde böyle çok yakın geldik 2-3 metre kadar yakınımdaydı istesem görüşürdüm özellikle görüşmedim yani herhangi bir dedikodu olmasın, tedirginlik meydana gelmesin diye. Böyle vakalara zaten özen göstertiyorum, bu tip şeylere yani, çünkü neyin nasıl yorumlanacağı bazen belli olmuyor,
MUHABİR: Tabi Türkiye şartlarında biraz farklı oluyor, yaşadığınız olaylarda muhakkak size dersler vermiştir bir noktada,
ADNAN OKTAR: Tabii,
MUHABİR: O döneme dönersek şimdi tabii Konya’dan buraya gelmeden önce halk arasında sorduğunuzda yayınları çok ciddi anlamda takip edilen gerek kitap anlamında gerek görsel yayın anlamında birçok vatandaşla karşılaştık ama hep Harun Yahya ismi söylendiğinde bu yaşanan hadiseler insanlar tarafından söylendi merak edilen sorulardan belki direk olarak soracağım, yanıtsız kalmasın anlamında, mesela bir sosyete tarikatı veya işte farklı ilişkiler içinde olunan bir cemaat şeklinde ifadeler geldi böyle bir şey var mı? Yani nedir bunun aslı?
ADNAN OKTAR: Evet ilk başta gerçekten öyle bir görünüm vardı yani sosyete cemaati olarak…
MUHABİR: Halen de insanların kafasında böyle
ADNAN OKTAR: Ama bu tabi insanlara hoş ve ilginç geliyor, yani çok şaşırtıcı çünkü insanlar hiçbir zaman için sosyeteye girilemez onlar bir üst hayat tabakasıdır, gizemli bir hayattır, Müslümanlar garibandır en fazla kasabalarda, köylerde gelişme imkanı göstertebilirler, İslam ancak bir köylülük mantığı içerisinde, köylü kültürü içerisinde gelişebilir gibi bir inanç vardı, benim faaliyetlerimden sonra İslam’ın bir şehirli dini olduğu dünyaya çivi gibi çakıldı, yani tam anlamıyla bu kanaat oturdu ve bu bütün cemaatlerde de etki etti, yani her yerde bu bir modernleşme ve bakış açısı açışından da çok ciddi bir değişime sebep oldu, bunu ister kabul etsinler ister kabul etmesinler bu fiili bir gerçek olarak yani 10 yıllık bir gecikmeyle de olsa bir gerçek olarak ortaya çıktı, her yerde bu görüldü, yani tek tek cemaatlerin ismini veremem ama tıpa tıp aynıdır yani gelişme safhaları, gerek kitap çalışması yöntemleri olsun dergi çalışmaları yöntemleri olsun gerek hitap edilen çevre açısından olsun çok ciddi bir değişim geçirdi tabii, bir çok cemaat tabii beni Allah vesile ediyor bunla ben övünüyor değilim, yani çünkü ben Allah’ın herhangi bir kuluyum ve kadere tabiyim kaderde bana Allah ne derse ben onu yapıyorum, şu anda da kaderin sevkiyle Allah’ın emrettiklerini konuşabilirim ben, Allah’ın diledikleri dışında bir kelime konuşamam, tek bir harf bile konuşamam, ama hakikaten o yönde çok büyük bir faydamız oldu, sosyete ile dinin arasındaki o duvarı yıkmış olduk ve hakikaten bugün aydın gençler kültürlü gençler sokakta son derece modern gençlerle karşılaşıyorum, benim kitaplarımı adeta ezberden biliyorlar, yani çok şaşırtıcı, sanaçtılar içerisinde yaygın, bilim adamlarında profesörler de her yerde bu yayıldı, yani din gerçek şehirli dini olduğu anlaşıldı İslam dini, gerçekten öyleydi din fakat bu bilinmiyordu, İslam olmak Müslüman olmak çok kaliteli insanlara mahsus özel bir lükstür, bir ayrıcalıktır yani Müslüman olmak üstünlüktür, yani dünyanın en kaliteli insanıdır Müslüman ve çok büyük bir üstünlük getirir insana, biz bunu gösterttik insanlara bu yönde çok büyük faydası oldu inşaAllah, ama tabi biz sosyeteye yönelik özel bir çalışma varmış gibi görünmemekle beraber böyle bir şey yok benim arkadaşlarımdan halktan fakir olan çok insan var, çok kardeşim var, ben birde insanların fakirliği zenginliğine göre insanları değerlendirmem beni hiç ilgilendirmez onların zengin olması fakir olması ben akıllı vicdanlı mı derinliği var mı derin düşünebiliyor mu samimi bir insan mı ona bakarım, öyleyse konu bitmiştir benim için,
MUHABİR: Yani sosyeteyi de bir anlamda dini anlamda gerçekleri gösterme adına elimden geleni yaptım olarak algılıyorum,
ADNAN OKTAR: Evet, evet
MUHABİR: Bu söylediklerinizden ve söyledikleriniz çok ilginç insanlar arasında bir ayrımcılık olmadığını özellikle dini noktada olmadığını bir şehir dini de olduğunu İslamiyet’in göstermeye çalışıyorum dediniz, şehir dini derken, onu biraz daha açarsanız çok daha iyi olacak çünkü şu an özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar İslamiyet adına birçok şeylerden kopuk yaşıyorlar, sizin bu noktadaki görüşleriniz nelerdir?
ADNAN OKTAR: Eskiden Müslüman denildi mi, işte hacı amca derlerdi hacı amca namaz kılıyor yaşlı olur işte kısa bir sakalı olur, başında takkesi olur onunda yine öyle içine kapalı bir hanımı olur, yine başörtülü olur yanında ama onlar hayatın hiçbir yönüne karışmazlar genellikle cahil olurlar, bilgileri az olur gibi bilinirdi imaj olarak, yani namaz kılmak da bir genç için çok çok şaşırtıcı olay olarak değerlendirilirdi, özellikle benim zamanımda öyleydi, 79-80’lerde, yani mesela akademiye geldiğimde tek ben vardım namaz kılan, açık, aleni namaz kılan. Bu çok şaşırtıcı gelmişti akademideki kişilere yani hem resim yapıyor hem sanatla ilgili bir okulda. Ben orayı 3. kazanmıştım üstelik çok şaşırmışlardı böyle kolay resim yeteneği olan birisinin böyle bir insanın burada dini yaşaması İslam’ı yaşaması nasıl oluyor gibi, ondan sonra okulda çok ciddi değişim olmuştu, birçok arkadaşım namaz kıldı, akademide, yani fikir düşünce sistemi çok kökten değişmişti, mesela Hilmi Yavuz vardı şair ve felsefeci yani çok ciddi etkilenmişti o zamanki anlattıklarımdan, sonra görüşlerinin değiştiğini zaten yazılarından kitaplarından açıkça herkes de gördü. Allah vesile etti diye düşünüyorum, bir çok şeye vesile etmiştir ama bir vesilesi de benim gibi düşünüyorum, fakat tabii bu bir tek Türkiye de kalmadı yurt dışında da internet ortamında da Malezya da, her yerde modern İslam adı altında yayılmaya başladı.
MUHABİR: Modern İslam,
ADNAN OKTAR: Evet modern İslam, ama bunu tabii şöyle düşünüyor olabilir bazı insanlar hani İslam’ın yeni bir yorum mu? Hayır değil din zaten böyle bir din yani zaten moderndir İslam, yani en modern düşüncenin yaşandığı bir dindir İslam, yani ilericiliğin en son noktasıdır din ve en kaliteli yaşamdır, en yüksek en medeni yaşamdır ama cahil insanların eline geçmiş olabilir din, cahil tabaka içerisinde yayılmış olabilir, bu dinin bir özelliği değil, dini o insanlar sadece almışlar o kadar. Din asıl kültür ortamında kalite ortamında akıl ve derinlik ortamında gelişen bir gerçektir ve çok çok kaliteli akıllı insanlara mahsus özel bir lükstür din ve gerçek anlamda dünyaya her zaman gerçek dindarlar hâkim olmuştur yani perde gerisinde hep dünyayı yönetenler gerçek dindarlardır, bu insanların bilmediği bir gerçektir.
MUHABİR: Dindar derken mesela Hıristiyanlıkta da bunu bağdaştırabiliriz değil mi yani yönetenler arasında
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Şimdi o zaman sizin söylediğinizle ben şunu algılıyorum dini yani benim felsefem de benim İslamiyet anlayışımda benim dinim anlayışımda Kuran-ı Kerim tek kitap ama bunu şu zamanki şartlara göre yorumlamak gerekiyor, yani siz bu şekilde bir yaklaşım sergiliyorsunuz ama buna çok ciddi katı kurallarla yanaşmayanlar var orda ki kurallar geçici değil işte kesindir bunlara uyulmak zorundadır diye yani bu da zaten tek kural o zaman ona biraz farklı bir yaklaşım olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Şöyle, Kuran aydınlık bir dindir, bunu bize anlatır, bir aydınlığı, ferahlığı, neşeyi, sevinci, estetiği ve güzelliği anlatır ama karamsar ruhu kararmış mahfuz ruhlu kavruk ruhlu insana Kuran’ı yorumla dersen o sana bir kâbus çıkarır adeta tam bir korku filmi gibi böyle karanlık dumanlı sislik kirli bir dünya meydana getirir bunun anlattığı şey din değil bu kendi ruhundaki karanlığı anlatıyor adam, din pırıl pırıl…
MUHABİR: Yani kendisi nasıl görmek istiyorsa öyle anlatıyor,
ADNAN OKTAR: Evet, ruhundaki karanlığı anlatıyor din pırıl pırıl aydınlığın ta kendisidir, ışıktır din, bir nurdur, bir kafa ferahlığıdır bir beyin rahatlığıdır, huzurdur, neşedir, sevinçtir, bayram yeri gibi olan ortamdır din. Din bize bunu verir, ama ruhu karanlık bir adamın yaptığı yoruma da biz uyamayız, yani ruhu sevinç içinde olan ruhu aşk içinde olan insanın yaptığı yorum bizim için geçerli olur Kuran’da. Yani böyle ruhu kararmış bir insanın yorumuna biz uyamayız, yani olay bu.
MUHABİR: O zaman siz bu tür yorumları yapanlara ruhu kara diyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Ama bu noktada da tepkiler almadınız mı bu zamana kadar, yani muhakkak bundan önce de bu söylediklerinizi çeşitli platformlarda ilettiniz insanlara, yani size yaklaşım niye bu boyutta çünkü yani tabii bütün insanların da belki şu anki Türkiye’nin %70’i bu şekilde bu anlayışlara yöneliyor, bu noktada size karşı gelip çok ciddi tepkiler almadınız mı, ? Zorluklarınız olmadı mı?
ADNAN OKTAR: Benim dediğimi Türkiye’nin %99’u kabul ediyor, yani benim dediğim düşünceleri
MUHABİR: Yani kabul ediyor ama uygulamada sanki biraz farklılıklar var,
ADNAN OKTAR: Yok gittikçe o fikriyat o zihniyet gittikçe yok oluyor, onlar çok böyle karanlık dehlizlerde karanlık izbe yerlerde kendiliğinden yok oluyor. Allah öyle bir düşünceyi zaten başarılı kılmaz, Allah her yerde o düşünceyi ezer ve yok eder, yok etmiştir de, yani cezalandırılan bir sistemdir o, her yerde ezmiştir Allah öyle sistemi, her yerde yok etmiştir. Başarı imkanı yoktur, ama dikkat ederseniz Türkiye de her yerde bizim anlattığımız, benim anlattığım, benim düşündüğüm tarzda bir din anlayışı dünyaya hakim olmaya başladı, Amerika’da öyledir İslam anlayışı. Bizim anlattığımız tarzdadır, mesela Rusya’da o şekilde yayılıyor, Çin’de öyle Kazakistan’da hep öyle, yani bu kadar süratlenmesinde dinin bilimle iç içe olduğunu görmeleri modern dünyaya modern düşünceyle dinin tam örtüştüğünü ve modernliğin üstünde olduğu gördüler dinin. Yani modernlik üstü bir modernlik olduğunu gördüler dinin o yüzden bu kadar çığ gibi din gelişmeye başladı, adı konmuyor ama en kökeninde bu ortaya konan sistem var. Yani bir aynaya ışık çarpıyor düşünün oradan oraya çarpıyor oradan oraya çarpıyor oradan oraya çarpıyor ama kaynağı bilinmiyor, fakat kökeninde bu eserlerin çok çok büyük etkisi oldu dünyada, çünkü mesela 1 yılda 35 milyon eser bu sene 60 milyona çıktı internetten indirilmesi, sırf kitap olarak indirilmesi yani yüz milyonlarca kitabımın yeryüzünde insanlar tarafından okunmuş olması bunun başka bir açıklaması yok çünkü okuyanlar çok çok etkileniyorlar hangi cemaatten hangi gruptan hangi tarikattan olursa olsun özellikle bu kitapları okuyorlar,
MUHABİR: Yani sizin yayınladığınız eserler okunuyor,
ADNAN OKTAR: Ama bunu herkes biliyor bu bir gerçek,
MUHABİR: O noktada evet doğru ama şimdi baktığınızda yaklaşım olarak aslında onlara terssiniz sizin söyledikleriniz de aslında birçok yayınlarınıza da ben dikkat ettim Kuran’ın söylediklerini açıklayıcı anlatımlar var, buna ne zaman karar verdiniz? Bu tür yayınları çıkartmaya, bu CD leri bu belgeselleri hazırlatmaya ne zaman karar verdiniz ve bu size nasıl vesile oldu, neden bunu yapmaya gereksinim duydunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii her şeyi yaratan kaderde meydana getiren Allah’tır, yani
MUHABİR: Muhakkak,
ADNAN OKTAR: Benim bunu düşünmem ve bu konuda yoğunlaşmam lise sona rast geliyor, akademiyi kazandığımda ben çok heyecanlanmıştım, yani çok iyi tebliğ yapacağımı düşünerek yani tam da aradığım yer çünkü sanatın ve felsefenin kalesi olarak biliniyordu bizim akademi Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi, tam yeriydi hakka ten entelektüel kesimin aydın kesimin yoğunlaştığı bir yerdi, Orada ben aşkla şevkle faaliyetlerime başladım ama tabii bu Allah’ın verdiği bir ilhamla Allah içimde öyle bir İslam’ı yayma arzusu verdi, çünkü ben Müslümanların içinde bulunduğu durumdan çok rahatsız oldum, yani Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çok rahatsız oldum. Bunun Darwinizmden, ateizmden materyalist ve Marksist felsefeden kaynaklandığını gördüm. Var gücümle anti-Darwinist, anti-Marksist, anti-materyalist faaliyetlere başladım. Ve bunun böyle klasik anlatımlarla olmayacağını yani klasik tarikat yöntemleriyle olmayacağını da gördüm. Bilimsel yöntemlerle bunun çok etkili olacağını düşündüm ve gerçekten de kahredici bir güce dönüştü. Yani bilimsellik karşısında Marksist düşünce, materyalist düşünce, Darwinist düşünce darmakeşan oldu. Yani çok acınacak hallere düştüler, acınacak derken insan acıyor yani bir an önce kurtulmalarını istiyor fakat debelenme halindeler, hem mantıksız konuşuyor hem tesadüf diyor hem mucize diyor insan yaratılışı için, peki diyoruz mesela protein nasıl oldu? diyoruz. Bir mucize sonucu oluştu diyor, hücre nasıl oluştu? O da bir mucize sonucu oluştu diyor, kardeşim her safhasına mucize söylüyorsun, mucize nasıl oluyor tesadüfen oluyor diyor, yani koskoca insan 40-50 yaşlarında bir profesör bu kadar açmaza ve bu kadar zavallı hale geliyorsa bu da bir mucizedir.
MUHABİR: Yani bunu siz birebir konuştunuz,
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii,
MUHABİR: Bilim adamlarından aldığınız…
ADNAN OKTAR: Tabii, Tabii
MUHABİR: Bunlara karşı oluşan bir tepkiydi sizin burada, peki size destek buralara kadar gelmesinde en büyük destek kimdi, muhakkak burada bazı değindiğiniz noktalar var direk mesela Kuran’daki anlatımı işte bunun şöyle yorumlanması gerektiği gibi, bu noktada size muhakkak destek verenler oldu. Bunlar kimdi?
ADNAN OKTAR: Tabii, yani ilk planda her zaman söylüyorum tabii kadere uyduğum için her şeyi Allah yaratıyor ve Allah’ın desteği içindeyim. Fakat Said Nursi hazretleri yani sebep olarak söylüyorsanız Said Nursi hazretlerinin çok etkisinde kaldım, gerçekten o olağanüstü bir insandı Said Nursi hazretleri ve tanınmıyor tam, yani insanlar o kadar anlamıyor hatta ben talebelerinin de hepsinin onu tam anladığına kani değilim yani özel bir derinliği ve fevkaladeliği olan bir insan, bir kere adeta kendisinden sonraki 100-150 yıllık tarihi olduğu gibi anlatmış bir insan, yani bu bir mucizedir.
Müthiş bir keramettir ve hiç şaşırma yok, mesela 1971 yılındaki olayları aynısını anlatıyor. 81’i anlatıyor, 91’i anlatıyor, 2001’i anlatıyor, 2011’i anlatıyor, 97’deki olayları anlatıyor yani bu olacak iş mi yani, mezarının yıkılacağını anlatıyor cesedinin kaybolacağını anlatıyor hatta hicri 1500 yılından sonraki bozulmaları hangi safhalarda bozulma olacağını hangi devirlerde devrimler olacağını ve toplumun nasıl bozulmaya doğru gideceğini de detaylı anlatıyor, çok çok kaliteli akıllı bir insan, 30 yılı falan hapiste geçmiştir bu insanın. Bütün hayatı keramettir. Çok mükemmel bir insan ama sadece bir âlimdir işte kitaplar yazar sanki herhangi bir âlimmiş gibi anlatıyor öyle değil, çok çok olağanüstü bir insan benim kanaatim bir 10-20 yıl sonra ehemmiyeti çok iyi anlaşılacak. Hatta “acibül ecayip, ümmüyül garayib, ceride-i seyyare” deniliyor yani lakabıdır, hakikaten hakkıyla bu özellikleri almış bir insan ve hiçbir şekilde övünen bir insan değil, hep “ey nefsim” diye kendine hitap ediyor. Mesela “ey gafil” diye âlimler hitap eder genellikle, “ey cahil ey gafil” diye hitap ederken o “ey nefsim” diyor, yani hep kendine hitap etmiştir çok çok mütevazi ve mazlum bir insan. Çok müthiş bir çile ehli, yani o kadar belaya o kadar acıya, ki birçok hastalığı ve derdi de olan bir insan, buna rağmen muazzam çok güzel bir faaliyet yapmıştır ve eserleri de tabii çok akılcı çok mantıklı Kuran’ı çok mükemmel yorumlayan bir insan, onun için herkese tavsiye ederim. Yani âlim olarak benim mürşidimdir o anlamda gerçek anlamda mürşidimdir. Yani bu kitaplarda onun bizlere tavsiye ettiği iman hakikatleri anlayışının bir yansıması yani iman hakikatlerini zaten anlatın diyor ve araştırın diyor kendi eserlerinde. Bununla ilgili kitaplar yazılacağını da belirtiyor, şerh ve tefsirler olacağını belirtiyor açıklamalar olacağını belirtiyor, bende o meyanda görüyorum bu eserleri.
MUHABİR: Yani bunlarla ilgili kitaplar yazılacak kısmının sizden yayınlanan kitapları da kapsadığına inanıyor musunuz, ?
ADNAN OKTAR: Tabii, benim de onun içinde olduğumu düşünüyorum, yani o sözün içinde olduğumu düşünüyorum, inşaAllah dua mahiyetinde,
MUHABİR: Şimdi baktığınız zaman Türkiye de yani bu bir gerçek Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum var,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Tefsirlerde olsun, dini bilgilerde olsun, fetvalarda olsun, yani danışılması gereken hatta şu anda devlet tarafından da birebir buraya soru soracağınızı, buradaki ulema cevaplasın şeklinde bir yaklaşım var. Türkiye’de ki din yaşamı ortamı veya çeşitli çıkan biraz önce de konuştuk tarikatların İslam dinini farklı göstermesi birçok boyutlara gelebilir bunu tartışırsak ama sizin eserlerinizde dini içerikli eserler İslam’ı anlatan İslam’ın Darwin’e karşı yani bu yaratılışa karşı olan duruşu anlatan kitaplarınız var, bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığından ne tür tepkiler aldınız? Yani size ne yapıyorsun sen diye hiç soran oldu mu? Sizin bunlara ne tür tepkileriniz oldu?
ADNAN OKTAR: Diyanet İşleri Başkanlığı genelde resmi bir kurum olduğu için böyle konulara o pek karışmaz, işin doğrusu,
MUHABİR: Ama yayınlanan bir kitap yani sizi şikâyet eden olmadı mı? yani Diyanet size ne oluyor diye sormadı mı bu noktada,
ADNAN OKTAR: Benim eserlerimi evet Diyanete bağlı âlimlerden Diyanetle bağlantısı olan kişilerden de rapor aldık, kitapların ehli sünnet inancına uygun olduğunu, faydalı olduğunu, güzel olduğunu belirten birçok yazı aldık onlardan,
MUHABİR: Yani bu var, yani Diyanet İşleri Başkanlığı onaylıyor bunları,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Sakıncasız görüyor,
ADNAN OKTAR: Evet bütün Sünni âlimlerin hepsi onaylıyor, bir tek onlar değil, yani bütün tarikatlar Sünni âlimlerin tamamı onaylıyorlar kitaplarımı,
MUHABİR: Peki yurt dışında özellikle son dönemde çok ciddi şekilde el attınız, bu kitaplar özellikle bu şu anda önümüzde de var “Yaratılış Atlası” çok ciddi şekilde yayıldı, 50 küsur dilde çevrimi var bildiğim kadarıyla, hatta biraz önce sohbet sırasında Afrika’nın yerel bir diline kadar…
ADNAN OKTAR: Daha yolun başının başındayız, yani daha hiç birinci adımı ancak atmışızdır, daha 10 000 lerce, 100 000 lerce milyonlarca adıma ihtiyacımız var inşaAllah, İslam ahlakı dünyanın en ücra köşelerine kadar hâkim oluncaya kadar bize 3-4 saat uykunun dışında izin yok, sürekli çalışacağız inşaAllah,
MUHABİR: 3-4 saat uyku derken o zaman 3-4 saat mi uyuyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kendim için diyorum, arkadaşlarımı demiyorum,
MUHABİR: Şimdi peki, isminizi kullanmada ben araştırmalarım sırasında peygamberlerimizin de bir saygısızlık olmasın, kendi ismimi ön plana çıkartmıyorum şeklinde ifadeler gördüm internette, buna neden çok dikkat ediyorsunuz? Kendi ismini ön plana çıkartmaya çalışan bir çok insan var yani siz niye böyle davranmıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Genellikle âlimlerde yazarlarda mahlas kullanılır biliyorsunuz, yani müstear isim yaygındır, ilk planda tabii ismimi ön plana çıkartmamak ön yargı da oluşmaması için önemli görmüştüm, yani Harun Yahya’yı sadece isim olarak kullanıyordum, ama Harun Yahya da tabii benim için çok hoş anlamı olan bir isim, yani her ikisi de, biri Hz. Musa’nın yardımcısıdır, birisi de Hz. İsa’nın yardımcısı dır biliyorsunuz Harun Yahya…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ben de Resulullah (sav) yardımcılarının, yardımcılarının yardımcısıyım, o anlamda ona işaret eden bir anlamı var, fakat tabii sonra ismimin duyulmasının da mahsurlu olmadığını düşündüm ve faydalı olacağını düşündüm.
MUHABİR: Bu kitapta, burada da bakıyorum özellikle görsellik anlamında çok hassas davrandığınızı görüyorum,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Mesela şu yani direk dikkat çekici şeyler, burada da Güzel Sanatlarda okumanızın orada eğitim almanızın iyi bir resim yapan insan olmanızın etkisi var mı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, sanat çok önemlidir Allah’ın bir özelliğidir, Allah’ın Sâni sıfatı vardır, Allah güzeldir güzel olanı sever her yer her şey güzel olacak tabii Allah’ın anıldığı kitapların güzel olması çok önemli bir şeydir. Allah’ın ismi geçiyor tabii ki o kitaplar da çok güzel olacak.
MUHABİR: Kısa bir aramız olacak sohbetimize devam edeceğiz,
ADNAN OKTAR: Tabii, inşaAllah,
MUHABİR: Evet efendim kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz, Sayın Adnan Oktar’la sizin bildiğiniz ismiyle Harun Yahya Beyle beraberiz. Hocam ikinci bölümde de beraberiz biraz önce de söyledim ikinci bölüme şöyle başlayalım isterseniz, dikkat ediyorum yayın organlarında son dönemlerde televizyonlarda çeşitli röportajlarda yer aldınız, kitaplarınızda kullandığınız resimlerde beyaz kıyafette özellikle hassas duruyorsunuz ve beyaz kıyafet giydiğiniz dikkatimi çekti neden beyaz kıyafetin bir özelliği var mı?
ADNAN OKTAR: Peygamber efendimiz beyazı sever biliyorsunuz, beyaz giyinirdi, cüppesi de beyazdı üstündeki kıyafeti de beyazdı, cüppeli Emin Hazretleri de peygamber efendimize geldiğinde o da beyaz kıyafetle geliyordu, biliyorsunuz, beyazı peygamberimiz kendisi tavsiye etmiştir, beğendiği bir renktir ben de beğeniyorum, seviyorum, yani temizliği daha iyi yansıtan bir renk,
MUHABİR: Yani özellikle de beyaz giyinmeye dikkat ediyorsunuz anladığım kadarıyla,
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah
MUHABİR: İsterseniz 99-2000 yıllarında sohbetimizin başında biraz bahsettik ama üstünden geçtik, biraz daha detaylandıralım, kısa bir süre hapis cezası dahi aldınız, bir bayanın iddiaları vardı, onun dışında çok daha farklı iddialar oldu, polis gözetime aldı, polis kontrolünden geçtiniz, birçok defa da takip edildiniz vesaire açarsak baya uzuyor, bunu neye yorumluyorsunuz o dönem de yaşadıklarınızı anlatır mısınız, bunlar doğru muydu? Bir de bu var yani sonuçta çeşitli cezalar da var bunun içinde,
ADNAN OKTAR: Masonlukla mücadele eden, ateist Siyonizm’le mücadele eden, Darwinizm’le mücadele eden adama eline sağlık demez kimse, yani ne kadar güzel yapıyorsun demezler dünyada, bunun bir bedeli ve hesabı vardır, yani adamdan sorarlar bunu ve bunu yapan kişi zaten ortaya çıkarken bu bedeli kabul ederek çıkacak. Yani büyüktür bunun bedeli, sen masonluğa ilmi anlamda meydan okuyorsan Darwinizm’e dünya çapında meydan okuyorsan çünkü dünyanın dinine saldırıyorsun yani dünya devletlerin büyük bir bölümünün dinidir Darwinizm, resmi dinidir, mesela Fransa’nın resmi dinidir,
MUHABİR: Darwinizm,
ADNAN OKTAR: Tabii, yani resmi bir din…
MUHABİR: Bir din olarak kabul ediliyor mu?
ADNAN OKTAR: Devlet felsefesidir, yani devlet felsefesidir, ama bir Sümer dinidir yani o anlamda, ama bir felsefedir tabii, ama ben ona din diyorum, çünkü bir inanç, çünkü din anlamında bir katılık var, çünkü adamlar diyor ki dinimize kesin konuşturtmayız, dinimizi eleştirtmeyiz,
MUHABİR: O zaman bir nevi ateistliği kanıtlamak, kendilerine bir açık bulma bu noktada ateizmi yayma noktasında da bu Darwinizmi benimsemeleri de şey diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Yani dine şu yönden benziyor, çünkü her şeye mucizeyle anlatıyorlar, her şey mucize, protein nasıl meydana geldi diyoruz, mucize diyor, hücre nasıl meydana geldi? Mucize, peki hücre nasıl gelişti, sonra göz kulak nasıl çıktı? Gören kim diyoruz? Yani beynin içinde gören bir varlık var çünkü insan gözü etten olan göz kördür bu göz görmez, o sadece kamera vazifesi görür, yani bir kamera nasıl kördür, beynin içinde oluşan görüntüyü gören biri var, budur göz, gören göz budur,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Mesela kulak sağırdır, etten olan kulak yani kulak hiçbir şey duymaz, beynin içindeki o güç duyuyor, beynin içindeki kulak duyar,
MUHABİR: Bu noktada sizin yaklaşımlarınız ters geliyordu herhalde,
ADNAN OKTAR: Evet, etten olmayan kulak duyar, etten oluşmayan göz görür beynin içinde,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Bunu açıklayamıyor işte Darwinizm, yani buna da mucize diyor, biz de diyoruz ki bütün bu mucizeleri yapan Allah’tır. Çünkü mucize Allah’a mahsus, siz tesadüfü ilah olarak gösteriyorsunuz bizde Allah ilahtır diyoruz, yani tek ilah Allah’tır, onlarda tek ilah tesadüftür diyorlar.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani bunun mücadelesi var, bu mücadele içerisinde şeytanın taraftarları Allah’ın taraftarları kıyamete kadar mücadele edecektir, Hz. Adem devrinde başlamıştır mücadele, kıyamete kadar devam edecektir. Devam ederken de yani gelip insanlar mendille kavga etmezler tabii, böyle olur kavga yani öldürmekse öldürmek, yaralamaksa yaralama yapar, Müslümanlara rahat vermezler ama iftira da atılacaksa o devrin en mükemmel iftiralarını atarlar, bu devirdeki en mükemmel iftira nedir? Müslümanları en iyi etkileyecek iftiralar nelerdir?
Mesela sapkın bir dinî inanç iftirasıdır veyahut bir cinsî suç iftirasıdır, yani o devrin şartlarında o devrin ahlak anlayışına en uygun iftiralar seçilir, mesela Hz. Musa devrinde, Hz. Musa’ya atılan iftiralar da o devre en uygun olanlardı, mesela Peygamber efendimiz devrinde (s.a.v) en uygun olan iftiralar atılmıştır peygamberimize, yani halkı en etkileyecek iftiralar, mesela mecnun denmiştir, cünun yani deli peygamberimize, halkı bu çok etkileyecek bir şeydir, mesela çıkarcı deniyor.
Mesela Hz. Yusuf’a cinsî sapıklık iddiası atılmıştır hâşâ, yani bir başkasının karısına tecavüz etmeye kalktığı ve cinsel bir saldırı gerçekleştirdiği iddiasıyla hapse atılmıştır, Allah diyor ki ayette “bütün delilleri görmelerine rağmen” delilin lehinde olduğunu Hz. Yusuf’un masum olduğunu görmelerine rağmen Onu hapse atma görüşü ağır bastı diyor, ayette yani o zamanki devlet anlayışı gücünü kullanıyor, devlet gücünü kullanıyor, hukuku çiğniyor, hukukun üstüne geçiyor, %100 suçsuz olduğunu bildiği halde alıp Yusuf’u hapse sokuyorlar ve 7 yıl kadar hapiste kalmıştır Hz. Yusuf. O devrin bir tekniği bu, o şaşmaz bir tekniktir bu.
Zaman geldi ben ortaya çıktım, Darwinizmi hedefledim, masonluğu hedefledim onunla mücadele ettim, Darwinizm’le mücadele ettim, komünistlikle faşist düşünceyle emperyalizme karşı mücadele verdim kimse insana eline sağlık demez öyle bir şeyde, yani dinsiz kanat, ateist kanat, Marksist kanat, şeytanî kanat kimseye şu ana kadar eline sağlık dememiştir.
MUHABİR: Hocam şimdi isterseniz bunlara karşılık şu soruyu sorayım, şimdi o zaman size bu iftiraları atanları ve bunları yargılayanları siz Marksist, dinsiz olarak mı tanımlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi, bir insana emniyetin içinde, devlete ben sığınmışım devletin kontrolünde ve devletin güvencesindeyim ve gözaltındayım ama sebepsiz gözaltına alınmışım o zamanlar…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Hiçbir sebep yok, yani savcılıktan talimat yok, 72 saatten beri emniyette keyfi gözaltındayım, getirdiler önüme “sana hocam kebap getirdik” dediler ve içine bolca kokain serpmişler ve bana yedirdiler şimdi bunu kim yapar, işte devletin içine çöreklenmiş masonik bir eylemidir bu bunu devlete sadık olan, devlet terbiyesinde yetişmiş bir insan yapabilir mi? yapamaz. Kim yapar Allah’tan korkmayan gözü kara bir insan yapabilir. Bu müthiş bir cesarettir bu daha hala faalide bulunamadı bunun ve emniyette bunu bana…
MUHABİR: Kanıtlandı mı bu?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, mahkeme hem adli tıpta kanıtladı adli tıp rapor verdi yani yiyeceğime içeceğime karıştırılarak emniyette verildiğine dair adli tıp rapor verdi. Adli tıp raporu üzerine mahkeme beni beraat ettirdi. Çünkü ben 72 saatten beri gözaltındaydım emniyette, kokain 24 saatte vücuttan atılan bir madde, hemen atılıyor benim kanımda 5 mg/ml yani olabilecek en yüksek dozda kokain bulundu 72 saat geçtiği halde, yani daha yeni verildiği anlaşıldı emniyetin içerisinde, yiyeceğime katılarak verildiği anlaşıldı. Bunu kim yapar? Yani bunun cevabını artık siz verin.
Mesela ben deliye benziyor muyum, yani azılı şizofren ve adam öldürmüş delilerin içerisinde beni 10 ay tuttular. 300 tane delinin içinde ve 7 kişi öldürüldü benim dönemimde, boğularak öldürülen oldu, duvara adam kafasını vurarak öldürdüler tepsiyle öldürdüler, yani bir aydın yazarın aklı başında bir insanın 300 kişilik cinayet işlemiş delilerden oluşan bir koğuşun içinde tutulmasının mantığı nedir? Yani ben bunlara tabii dinsizdir imansızdır demiyorum. Ama mantıklı bulamıyorum ben bu olayı çok garip buluyorum bu olayı çok şaşırtıcı buluyorum ve bunlar hiç kesilmedi bu tip olaylar. Ardı ardına, ardı ardına mesela ben yani çok çok fazla gözaltına alınıyordum, yani 40 kere 50 kere belki gözaltına alınmışımdır, sebepsiz mesela gelirler eve haydi seni götürüyoruz 3 gün emniyette dururdum geri bırakırlardı. Niye olduğu belli değil bazen tutanak tutarlardı onu yırtıp atarlardı bazen tutanakta tutmuyorlardı, böyle garip bir durum vardı, sonra gel zaman git zaman sonra da biliyorsunuz bize bir operasyon yaptılar, emniyete götürdüler beni, bir sürü suçlama şunu yapmışsın bunu yapmışsın ben bunları yapmadım dedim, eğer bunları kabul etmezsen dediler senin ayağınla yer arasında ne kadar mesafe var dediler o kadar, işte ölümün ve hayatının arasında bu kadar mesafe var dediler. Şimdi orada bir sürü kız çocuğu var arkadaşlarımda var kardeşlerimde var ben varım şimdi herkesin hayatı tehlikeye girecek, imzalayayım bitsin dedim. Yani bir sürü hayali senaryo gazetecilerin hazırladığı film tarzında ipe sapa gelmez hiçbir delili olmayan şahidi olmayan hayali vakalar bir sürü, ortada şantaja ait hiçbir belge yok
MUHABİR: Ama o bayan çıkıp çeşitli iddialar atmıştı ortaya,
ADNAN OKTAR: Onu açıklayacağım, o da ayrı bir mesele, imzaladım, ben zannettim ki giderim savcının hâkimin önüne karşısına reddedersem konu biter zannettim, meğer öyle değilmiş ben o dediğim imza attığım her şeyin olmadığını ispatlamakla mükellefmişim, yani çok müthiş bir durum bu, yani her şeyi ispat etmek, yani tabii onu ispat etmek diye bir konu olmuyor, bir de bu ayrıca avukat yanında alınmadı bu ifade, avukat yanında alınmadığı için geçerli olmuyor. Yani bunun avukat yanında alınması kanunen şart, Yargıtay’ında bu konuda kararları var, ayrıca kanunlarımızda CMUK’ta açık açık maddesi var. Ama buna rağmen mahkeme 3 yıl hapis cezası verdi bana ve çete lideri olduğuma hüküm verdi, amenna kabul ediyorum çünkü devletin mahkemesinin verdiği karara benim bir itirazım olamaz, saygı duyarım. Ama benim çete lideri olmadığımı bütün Türkiye biliyor, herkes biliyor buna hiç kimsede inanmaz çünkü çete lideri adam öldürür, gasp yapar, can yakar yani bunların delilleri olur somut delilleri olur. Ben buna çete lideri derim, ama ortada hiçbir delil yokken ben böyle bir suçlamayı tabii ki kabul edemem çünkü dosyada hiçbir delil yok, fakat mahkemenin hükmüne saygı duyuyorum, bir şey demiyorum, gerekirse de gider yatarım hapiste yani o konuda da benim devlete bir sitemim olmaz, yani bunu bu cezayı verenlere de ben hakkımı helal ediyorum, gani gani helal olsun defalarca da söyledim.
Fakat mesela Ebru Şimşek vakası o dediğiniz mahkemedeki ana delillerden bir tanesiydi bu, Ebru Şimşeğin bulunduğu ev Allah’a şükür ki o olayın filmi var, yani o kadının iddia ettiği olay filme çekilmiş, videokasete çekilmiş bir film, o film de çok net bir film mahkemede çünkü bu filmi izlettik gösterttik biz hakimlere, kolon yapısı aşağıya doğru sarkan alelade bir ev bu, 60 metrekarelik bir ev kolonlar aşağıya doğru sarkıyor, pencereler pimapen ve küçük ama bu bayanın benim bulunduğum dediği ev bizzat polis getirip gösterttiği ve tutanak tutulan ev yapılan tespitte evde tavanın asmolen olduğu görülüyor, asmolen düz tavan yani kiriş sarkmıyor, kiriş yok evde ve pencereler tavandan tabana kadar iki evin arasında o ev yıkılıp yeniden yapılmadıktan sonra yapılamayacak kadar müthiş bir farklılık var hiç alakası yok iki evin. Buradan ben hiçbir şekilde olayla alakam olmadığını mahkemeye ispat ettim ve bundan beraat ettim ben. Bu beraata rağmen gene ceza aldım ben, yani Ağır Ceza mahkemesinin bu konudaki beraatına rağmen başka bir mahkemeden tazminat cezası aldım, sen bu işi yaptın diye, Ağır Ceza Mahkemesi de kesinlikle yapmadın diye rapor verdi çünkü zaten bu hakim heyetinin önünde göstertildi bu film bilirkişi uzmanlar ve avukatlar önünde yapıldı yani hiç alakası yok evin bilirkişide zaten tespit yaptı, bir de dediği gibi böyle silahlı adamlar da yok filmde iki kişi var sadece bir o bayan bir de yanında bir adam var, hakikaten uygunsuz bir film başka da hiçbir şey yok küçük bir oda yani çok vasat bir yer.
Ağır Ceza Mahkemesi çok detaylı inceledi bunu ve bir tek o değil yani şahitlerin beyanlarına, izlenen filme, bilirkişinin raporlarına ve kendi yani heyetin tespitlerine göre mahkeme heyetinin tespitine göre hiçbir alakası olmadığını tespit etti ve beraat ettim ben bundan. Ama bak dikkat edin buna rağmen tazminat cezası verdiler bana, yani sen bunu yaptın tazminat öde diye ceza verdiler yani bak bunu da kabul ediyorum ve saygı duyuyorum.
MUHABİR: O zaman yaşadığınız süreçteki iddiaların asılsız ve iftira olduğu kesinlikle söylüyorsunuz ama sözünüze başlarken bir şey söylediniz bunu da cevaplama ve direk sorma gereksinimi hissediyorum bu da bir hassas konu. Peygamber efendilerimizden örnekler gösterdiniz sizin de kendinizi böyle bir şey yerine koyma gibi bir düşünceniz var mı? Yani örnekler öyle olunca onu açıklayalım lütfen mümkünse,
ADNAN OKTAR: Ama o önemli iyi ki onu söylediniz, peygamberler sahabe yani peygamberimizin talebeleri tâbi yani onlara tâbi olanlar ve tebbe tâbi yani tâbiine tâbi olanlarda da aynı olaylar görülmüştür, aynı iftiralar aynı baskılar görülmüştür ve sonraki âlimlerde de bunlar görülmüştür, Allah yolunda mücadele eden her Müslüman da bu görülmüştür ve görülür ve Kuran buna işaret etmektedir.
Yani mesela Said Nursi hazretleri de aynı şekilde delilik iftirası yapılmıştır Said Nursi hazretlerine, hatta evine rakı getirttiği kadınlarla içkili âlem yaptığı iftiraları atılmıştır, yani yaşlı başlı 70 yaşında bir insanın yani ehlisünnet âliminin rakı içmeyeceği eve kadın gelmeyeceği işte tablalarla diyor, tabla tabir ediyor o kendi diliyle baklavalar geldi diyor çok mazlum bir insan yani baklava zaten bir suç değil de çok akıl almaz iftiralar atılmıştır, işte devleti yıkmaya kalktığı, rejimi yıkmaya kalktığı falan gibi çok garip iddialar olmuştur ayrıca ama hepsinden beraat etmiştir bu insan. Fakat 30 yılda hapiste kalmıştır, Said Nursi bir peygamber değil bir âlimdir ama Allah yolunda her mücadele eden bunla karşılaşmıştır mesela o da Toptaşı’ndaki akıl hastanesine yatmıştır Said Nursi hazretleri. Akıl hastası iddiasıyla ve sonradan bırakılmıştır, onun için Allah yolunda mücadele eden insanlar bu tip şeylerle karşılaşırlar, ama devletim bana bir ceza verirse ben bunu bereket sayarım kendime, bir güzellik sayarım onu da söyleyeyim yani saygıda kusur etmem, ne gerekirse yaparım giderim arslan gibi de yatarım. Yani mahkemenin kararına saygıda kusur etmem onu da belirteyim,
MUHABİR: Son olarak bu Yaratılış Atlasıyla ilgili Fransa’da özellikle çok ciddi tepkilerin olduğunu bahsetmiştiniz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Bu konuyu da açalım yani sadece Fransa’da değil gerçi Fransa’nın bu sert tutumlarını biliyoruz Avrupa da ama farklı ülkelerde de bu Yaratılış Atlası’na hükümet bazında direk yöneticiler bazında tepkiler var hatta ülkelerine sokulmamasını istiyorlar bu kitabın, nedir bu? Bunu açıklar mısınız? Bunu bir sorun olarak görüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Aslında işin doğrusu dünyada çok büyük bir inkılâp oldu insanlar bunun farkında değil, yani Darwinizm yıkıldı, Avrupa’da ki karanlık çağı bitti ve 21. yüzyılda bir aydınlanma çağı başladı dünyada. Mesela şu haberler bunu çok önemli olarak ifade ediyor, Almanya’da mesela Stern dergisi benim kitabım için Yaratılış Atlası için “gök gürültüsü gibi patlayan kitap” diyor. Bunlar büyük medya, büyük medya, Alman medyası yine “Darwin’in Avrupa da işi zor” Hollanda “büyük bir tufan oluşturdu” kitap için diyor. İtalya “ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenlerden olacağımız” hep büyük medya bunlar, bak “ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenlerden olacağımız”, yani metaryalist Darwinist ve ateistler kaybetti der diyor ve bunu İtalya’nın en büyük yayın organları söylüyor, mesela Fransa “soğuk duş etkisi” diyor. Belçika “yaylım ateşi” Fransa “Darwin’i kurtarın” Darwin bitti diyor öldü diyor kurtarın diyor, Polonya “şok” şok etti diyor. Almanya “Fransa eğitim bakanlığı dehşete kapılarak kitabın derslerde okutulmaması yönünde çağrıda bulundu” diyor. Mesela Belçika “kulisler arkasında yaşanan panik” Belçika basınında, Almanya “nitekim kitabın gençlere kuvvetli bir darbe etkisi yapacağı düşünülüyor”
MUHABİR: Bu dergiler ve gazeteler sizle de gelip görüştüler mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii,
MUHABİR: Yani sizinde görüşlerinize yer verip bunları söylüyorlar, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, yani mesela Fransız basını geldi buraya Avrupa’dan birçok gazeteciler geldiler, yani tam anlamıyla panik var, Avrupa’da çıkan haberler Türkiye’den çıkan haberlerin yüzlerce misli, adam dedi bana Türkiye de siz o kadar tanınmıyorsunuz dedi, Avrupa da çok fazla tanınıyorsunuz dedi.
MUHABİR: Peki, süremizi de daraltmadan sonlara yaklaştık, Bilim Araştırma Vakfı yanılmıyorsam…
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Yanılıyorsam veya hata yaptıysam lütfen düzeltin, bu vakıf adı altında da çeşitli faaliyetleriniz var, yani Türkiye de yayılımı bu şekilde oluyor algıladığım kadarıyla bunların şubesi olur mu diye soracağım ve muhtemelen bana yok diyeceksiniz çünkü araştırdım İstanbul dışında şubenizin olmadığını ama Türkiye’de de Harun Yahya’yı Adnan Oktar’ın bu Bilim Araştırma Vakfıyla bağlantılı olan insanların da yer aldığını biliyoruz çeşitli yerlerde, Konya’da da bu tür faaliyetlerde bulunan yaklaşık 20-30 kişinin olduğunu da duyuyoruz, bu devam edecek mi? Bu vakıf adı altında sizinde Türkiye de bir Anadolu turuna çıkmanız insanlara bu kitaplarda yazılanları bire bir anlatmanız gibi bir durum olacak mı bundan sonra,
ADNAN OKTAR: Ben Anadolu’yu yani çok çok severim çocukluğumda giderdim ben Tokat’a Turhal’a giderdim, Amasya’ya giderdim, Çorum’dan geçerdik. Anadolu halkını çok severim yani pırıl pırıl çok bereketli bir halktır ve çok bereketli bir millettir Türk milleti, yani misafirperverliği, şefkati, sevgisi, insanlık anlayışı, dostluğu yani dünyada böyle bir insan topluluğu yoktur. Yani dünyaya tam örnek olacak bir topluluktur, onun için de Türk İslam Birliğinin lideri olmaya hak kazanan bir millettir, onun için de Türk İslam Birliğinin de lideri olacak inşaAllah Türkiye, bu müjdenin gerçekleşeceği bir yüzyıl olacak inşaAllah. Ben de Anadolu’yu gezmeyi çok istiyorum tabii, yani böyle bir hem konferans tarzında hem sohbet hem milletimle insanlarımla tanışmak adına önce yakın illerden başlayarak böyle bir projem, düşüncem var,
MUHABİR: Peki bu Bilim Araştırma Vakfıyla böyle bir yayılma bir vakıf olarak en azından böyle bir hedef var mı?
ADNAN OKTAR: Kitap olarak düşünce olarak yayılma dünyadaki en etkili yayılma şeklidir. Yani benim kitabımın girdiği her ev benim orada olduğum bir ortam olmuş olur.
MUHABİR: Yani ilerde bir cemaat oluşturmayı düşünüyor musunuz bu anlamda,
ADNAN OKTAR: Zaten bütün Türkiye benim cemaatim, bütün İslam âlemi benim cemaatim,
MUHABİR: Peki son olarak insanlar size nasıl ulaşacaklar,
ADNAN OKTAR: İnternetle, internetle mesaj gönderirlerse cevap veririm,
MUHABİR: Direk internet sitenizle cevap verebiliyorsunuz, isminizle olan sitede,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Harun Yahya ile
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Çok teşekkür ediyorum bizi konuk ettiğiniz için
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim
MUHABİR: Ve son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa,
ADNAN OKTAR: Son Fransa’daki etkiyi kısaca bir anlatmak isterim, Fransız basını Sarkozy’i eleştirdi, benim kitaplarımı okuduktan sonra çok değiştiği ve fikirlerinin çok başka çizgiye girdi, yaratılışçı düşünceye girdi diye Sarkozy’i eleştiriyorlar Fransız basını o eleştirdikleri konuşmalardan bir tanesini veriyorum, bir tanesini veriyorum, Riyad’da yaptığı konuşma Sarkozy’nin. Benim kitabımı okudu çok ciddi bir değişikliğe girdi Sarkozy. Ona kitaplarımdan göndermiştim, yeni düşüncesine dikkat edin “ her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan yüce Allah’tır, sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır, insanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır, insanı esir kılmayan onu özgür kılan Allah’tır” bakın kitabın etkisine maşaAllah ve bu Fransa’nın Cumhurbaşkanı,
Ayrıca Tony Blair’de de olağanüstü değişiklikler oldu, solcu metaryalist ve Darwinist’ti, bakın konuşmasına dikkat edin, Guardian gazetesinde, “dini koruyun, dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin” yine başka bir ajansa dünyanın problemlerini çözmede dinin merkeze konması için çağrıda bulundu, “din dünyanın vicdanını uyandırabilir” dedi diyor. Bak solcu metaryalist insanın Darwinist insanın geçirdiği değişikliğe bakın, bütün Avrupa da etki böyle maşaAllah, %80…
MUHABİR: Dünyayı yöneten liderleri dahi etkilediniz,
ADNAN OKTAR: Tabi, %80 Avrupa’da şu an Darwinizm’e inanmayanlar %80’e çıktı, eskiden %20 idi, yani Allah yarattı diyenler Darwinizm’e inanlar %80’di şimdi tam tersi oldu, %20 Darwinizm’e inanıyor %80 Allah yarattı diyor Avrupa ve bu kitaplardan sonra maşaAllah, Allah vesile etti,
MUHABİR: Çok teşekkür ederim,
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Efendim yayınımız burada sona eriyor, tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın,