Sayın Adnan Oktar, Sivas SİPAS TV’de yayınlanan bu röportajında; devletin güneydoğuda kendisine imkan tanıdığı taktirde, Allah’ın izniyle bölgeye fırtına gibi gireceğini, bölgede şiddet olmasına rağmen sorunu halledeceğini, antikomünist, antidarwinist ve antimateryalist propaganda yapılması gerektiğini fakat şimdiye kadar hep tek yanlı propaganda olduğunu yani katranın tek yanlı aktığını, halbuki katranı durduracak çelik set çekilmesi gerektiğini, işte o çelik seti kendisinin Allah’ın izniyle oluşturabileceğini açıkladı. Türkiye’deki tarikatların Allah’ı derin sevmeyi, sabrı, şefkati öğreten birer ahlak okulu olduklarını ve her birine derin sevgi duyduğunu söyledi. Tüm Osmanlı padişahlarının tarikat ehli olduklarını ve bize güzel bir yurt bıraktıklarını, Osmanlı’nın medeniyetinin gözler önünde olduğunu, tarikatların da birer ahlak okulu olarak tüm Osmanlı coğrafyasını içten içe eğittiklerini, aksini düşünmenin, tarikatları karalamanın çok yanlış olduğunu anlattı. İnsanları hür bırakmak gerektiğini, samimi kanaatleri neyse onu yapabilmeleri gerektiğini, fikir özgürlüğünün güzel olduğunu ifade etti. Bunun insanların dürüst olmasını sağladığını, her türlü fikre saygı duyulması gerektiğini, tarikatlar var olduğu gibi diğer yanda mason dernekleri veya komünist derneklerin de var olabileceğini, şiddet uygulanmadıkça, ülkeyi, milleti bölmeye girişilmedikçe bunların varlığının son derece normal olduğunu sözlerine ekledi.
/*****************/
ADNAN OKTAR’IN SİVAS SİPAS TV RÖPORTAJI
(2 Eylül 2008)
MUHABİR: Hocam, bizi davet ettiniz, yerinizde konuk ettiniz, biz de sizi televizyonumuzda konuk edeceğiz. Biz de sizlere davetinizin karşılığını vereceğiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Önce konukseverliğinizden dolayı teşekkür ediyoruz size.
ADNAN OKTAR: Biz de teşekkür ederiz..
MUHABİR: Biz sizinle ilgili, bazı olumlu veya olumsuz görüşlerin gündemde olduğu sorulara değineceğiz.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur, inşaAllah.
MUHABİR: Bu konuda sizden bilgiler alacağız.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur, inşaAllah.
MUHABİR: Sayın hocam, Adnan Oktar kim, biz Adnan Oktar’ı tanımak istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, Adnan Oktar, Türkiye’yi çok seven, Türkleri seven, Türk-İslam alemini çok seven, İslam’ı seven, Allah’ı seven, Kuran’ı seven bir kardeşiniz. Allah’ın herhangi bir kulu. Kaderinde olanı yaşayan, kaderinde ne varsa onu yerine getiren, kaderin içinde bütün güzellikleri görmeye çalışan bir insan.
MUHABİR: Sayın hocam, şimdi biz sizle ilgili bazı araştırmalar yaparken, bazı karşılaştığımız şeyler var, diyor ki; Adnan Oktar daha önce ismi Abdurrahman Aslanoğulları diye geçiyor.
ADNAN OKTAR: Adnan Oktar Arslanoğulları olması lazım, evet.
MUHABİR: Biz de sürekli Adnan Oktar olarak sizi gündemde görünce, bu değişikliğin sebebi ne, yani siz niye Abdurrahman Aslanoğulları değil de Adnan Oktar ?
ADNAN OKTAR: Abdurrahman Arslanoğulları diye herhangi bir yerde bir kayıt yok. Öyle bir ismim yok. Sadece Adnan Oktar ismim. Fakat, babamın sülalesi Arslanoğullarından geliyorlar. Yani, Arslan ailesi Kafkasya’ya, Medine, Mekke taraflarından göç etmiş, seyit bir aile, şeceresini çıkarttırdım yaklaşık otuz kuşağa kadar, bir profesöre çıkarttırdım. Medine’nin yöneticilerine kadar, Hz. Ali’ye kadar, Hz. Hasan’a kadar dayanıyor. Ama hep Arslanoğulları olarak gelmiş, herhalde benim kanaatim Hz. Ali’nin lakabı Essedullah ya, ordan gelme bir lakap, çünkü ara ara yine Arslan diye geçiyor. O şekilde babamın soyadı, soyadı kanunu vaktinde, Arslanoğlu iken ailenin soyadı, Oktar diye değiştirilmiş. Yani Kafkasya’ya kadar hep Arslanoğlu olarak gelmiş.
MUHABİR: Bu değişiklik, sizden değil sizden önce mi geliyor hocam? Yani, babanız?
MUHABİR: Yani, şimdi sanki bu kamuoyunda şöyle yansıtılıyor. Adnan Oktar özellikle böyle bir isim değiştirdi. İşte farklı şeyler yapıyor, farklı şeyler çeviriyor gibi,
ADNAN OKTAR: Yok, yok
MUHABİR: Gündeme böyle geliyor, ama şimdi bu tabiki biz sizden aldığımız bilgiye göre, sizin bunu yapmadığınızı, daha önceden geldiğini anlıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, soyadı kanunu ortaya çıktığında, onun belgesini de gördüm, çıkarttırdım. Oktar soyadını almışlar, Arslanoğlu’nu bırakmışlar. Ama babamın ve annemin nüfus cüzdanında Arslanoğulları diye geçiyor yani Oktar Arslanoğulları şeklinde şerh düşülmüş.
MUHABİR: Peki hocam, şimdi üniversite yıllarınızda İslam dininin yayılması için çaba harcadınız. Üç yıl boyunca bizim araştırdığımız, işte topladığımız bilgilere dayanarak söylüyorum.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Üç yıl boyunca Mimar Sinan Üniversitesi’nde yalnız, tek başınıza, camide tek başınıza namaz kıldınız. Bu süre zarfında herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı? Sizi bu süre zarfında etkileyen olaylar oldu mu? Yani, insanın tek olması, tek başına bir mücadele vermesi, zannediyorum zordur, kolay olmamıştır. Biz bu konuda, sizden bilgi alalım hocam, teksiniz, mücadeleye çıktınız.
ADNAN OKTAR: Tabi ilk anlatımımda mesela, birkaç kişi geliyordu sonra yine gidiyorlardı. 79,80, 81 hatta 82’ye kadar öyle oldu. Mesela, üç beş kişi geliyor, gidiyorlar, bir kişi kalıyor, iki kişi kalıyor, tabi bu kader, yani Allah’ın kaderi, ama ben gelişeceğimizi, güçleneceğimizi ve çok iyi olacağımızı tahmin ediyordum, biliyordum. Çok sabırlı olmam gerektiğine de inanıyordum. Benim çalışmalarımı yaparken, okul tamamen Marksistlerin kontrolündeydi yani bir çok sol terör örgütü ve sol fraksiyonlar orada hakimdiler. Ben okulun kantin kısmına gelip kalabalığın içinde tebliğ yapıyordum, anlatıyordum, açık bir tartışma oluyordu, yani alenen, etrafımıza toplanıyordu solcular. Fakat baktılar ki çok etkili olmaya başladım, Darwinizm’i anlatmada, materyalizmi eleştirmede, çok etkili olduğumu görünce, bu sefer çok riskli buldular. Bizim okulun atölyesindeki solcu öğrenciler, maket bıçağı oluyor, böyle maket yaparken, evet o tarz bıçaklarla onlarla geldiler ama, yani bir şey yontuyor gibi falan yapıyorlar ama yani biz tehlikeliyiz, her şey yapabiliriz mesajı vermek istediler herhalde. Burada dediler, senin bu tarz bir çalışma yapmanı istemiyoruz dediler. Ama dedim, benim dediklerim gerçek yani, eğer siz tartışamıyorsanız, liderlerinizi getirin dedim onlarla tartışalım dedim. Onu da pek kabul etmediler. Ama ben buna rağmen...
MUHABİR: İlk yılları mı üniversitenin?
ADNAN OKTAR: Evet ilk yılları, 79’dan 82’ye kadar. Gizli gizli yine yapıyordum yani, gizli gizli derken alenen yapıyordum. Molla Cami benim kitap depomdu. Camide bir yere gizliyordum. O minberin arka kısmında benim bir yerim vardı oraya gizliyordum kitapları. Çünkü toplu getirsem dikkat çekiyordu kitaplar. Mesela, on tane koyuyordum dosyanın içersine, benim bir siyah dosyam vardı plastik dosya. Onun aralarına yerleştiriyordum. Sakin sakin öğrencilere şunu oku, bana eleştir, eleştirisini getir diyordum, yani direk sana böyle bir kitap veriyorum seni bilgilendireyim demiyordum. Eleştirisini getir diyordum. Çok şahane tebliğ imkanım oluyordu.
MUHABİR: Evet, teşekkür ederiz hocam. Şimdi bir de sizin çalışmalarınız var hocam, o konu, o şeylere girmek istiyorum, zaman zaman televizyonlarımızda da yayınlıyoruz bunu izliyorlar, beğenenler de oluyor, teşekkür edenler de oluyor, şimdi bir çalışma içersine girdik, kainatın ve canlıların varoluşuyla ilgili bilimsel araştırmalar yapıyorsunuz. Bununla ilgili belgeseller, işte bizim yayınladığımız, işte bu araştırmalara niye ihtiyaç duydunuz hocam yani niye böyle bir şey yaptınız siz? Yani rahat rahat oturabilirdiniz veya işte, gider para kazanmak için falan uğraşırdınız, niye böyle bir şeye teşebbüs ettiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, akademiye geldiğimde işin doğrusu, okulu da bitireyim diye düşünmüştüm, yani böyle iç mimar olayım, hatta acaba evlensem mi, diye de düşündüm, yani daha da faydalı olur gibi düşündüm. Ama baktım ki, yani Türkiye’nin ve İslam aleminin durumu çok vahim, yani öyle, on dakika bile vakit kaybedilecek gibi değil, yani böyle bir şey hiç uygun değil. Yani tehlikenin çapını çok büyük gördüm. Bir de okuldaki o Marksist yapılanmanın, tamamının Darwinizm’den kaynaklandığını gördüm. Çünkü hangi öğrenciyle konuşsam, Darwinizm’e inanıyordu. Darwinizm eşittir ateizm, ateizm eşittir Marksizm, Marksizm eşittir mecburen terör oluyor. Baktım büyük bir açmaz var ben de bütün dikkatimi, zamanımı bu konuya teksif ettim, hatta yani meşru, mesela ayakkabı alınacaksa, ayakkabı almıyordum, kitaba veriyordum. Ayakkabılarım o zaman, öğrenciler hatırlarlar benim çok eskiydi, çok deformeydi ayakkabılarım. Kıyafet alınacak, kıyafet yine vazgeçiyordum, kıyamıyordum paraya, gene kitap alıp dağıtıyorum. Hatta hatırlarlar, benim kıyafetimi o zamanki arkadaşlar, tek bir kıyafetim vardı, ve çok çok eskiydi. Yani, çok bozulmuştu yani dokusu, yani mesela dizleri falan, açık açık görülüyordu, açılmıştı hatta o tarzdaydı. Öyle bir çalışma içindeydim. Ama yani bunun yapılmaması durumunda çok vicdan azabı çekeceğimi düşünüyordum. Yani aksini yapacak bir konum düşünemiyordum. Çünkü her kitap dağıtışımda bir kişi kazanmış oluyordum, o şekilde düşünüyordum. Hatta Hilmi Yavuz’a da ben o zamanlar, şair ve felsefeci hem de hocamızdı Hilmi Yavuz Beyefendi. Yaratılışla ilgili bir küçük kitapçık verdim. Evrimle ilgili bir kitapçık vermiştim ona. Onunla zaman zaman ben konuşup tartışıyordum, hatta okulun giriş kapısında da öyle tartışmamız olmuştu. Okulun kütüphanesinde ben evrimi savunan kitaplardan, evrimin aleyhine bilgiler toplayıp, onları dosyalamıştım. Fotokopiyle dosyalamıştım. Onları gösterdim. Yeni gelişmeleri anlatmıştım. Baktı ki hakikaten doğru söylüyorum, etkilendi, bu sefer benim geçtiğim yerlerde yolunu değiştirmeye başladı yani tartışmamak için. Ama şu an tabi çok çok iyi maşaAllah. Hem İslam’ı, Kuran’ı da savunuyor, hem anti Darwinist, Darwinizm’e de inanmıyor. Çok kafalı, çok zeki bir insandır Hilmi Yavuz, yani Türkiye’de o kadar üzerine dikkat çekilmemiş olabilir ama çok müthiş bir Türk aydınıdır. Kaliteli bir insandır.
MUHABİR: Hocam, şimdi bakıyoruz, böyle çeşitli vakıflar var, gönüllü herkes bir şey yapmak istiyor, gönüllü, işte çevre vakfı var, buna benzer vakıflar. Şimdi herkes diyor ki yani, bak ne güzel yapıyor teşekkür ediyoruz filan diyorlar ve düzeltiyorlar. Siz şimdi böyle bir çalışmaya girdiğinizden dolayı sürekli eleştiri alıyorsunuz. Halbuki siz de gönüllü, yani bir iş yapıyorsunuz, yani çevre değil ama din adına bir gönüllü benim anladığım. Siz niye bu kadar eleştiri alıyorsunuz hocam yani, şimdi onlar eleştiri almaz da onore edilirken siz niye bu kadar eleştiriliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Doğrudan dini savunanlara zaten komünistler, Marksistler bir şey demiyorlar. Kendi dinlerine saldırıldığında çok rahatsız oluyorlar. Mesela, kendi dinlerinin üst yapılarına saldırıldığında, mesela masonluğa saldırıldığında, ama tabi kültürel olarak, ilmi olarak, yahut mesela Darwinizm, ya bu onları çıldırttı yani, Darwinizm’e özellikle saldırmam. Dikkat ederseniz sol gazetelerde, benimle ilgili aleyhimde yazıları mutlaka Darwinizm’e karşı olmamla bitirirler. Yani, asıl suçumun ne olduğu yazının bitiş kısmında belirtilir. Yani buradan da anlar herkes suçun ne olduğunu. Ben dokunulmayan yerlerde asıl İslam’ın acılarının, asıl belanın, oralarda olduğunu gördüm. Müslümanlara gelen belaların, dertlerin, yani hep yara olan yerleri Müslümanlar ellememişler benim gördüğüm, yara olmayan yerlerde gezinmişler. Halbuki mesela Darwinizm bir yaradır. Masonluk bir yaradır. Ateist siyonizm bir yaradır. Ve direk bunun üzerine gidilmesi gerekir. Yani, bu yara dururken, bu kanser, ur dururken, vücudun başka yerlerinin sağlıklı olması diye bir konu olmaz. Ben özellikle böyle bir yara olan konuların üzerine gittiğim için, hastalık olan konuların üzerine gittiğim için, çok üzerime dikkat çekildi. Eğer ben bunları yapmazsam sadece, namazımı kılsam, orucumu tutsam, hiçbir şey demezlerdi. Veyahut bunların hiç birini yapmasam da dedikleri iddiaların hepsini yapsaydım, mesela Allah’a yine haşa inanmadığımı söylesem, Darwinist olduğumu söylesem,
MUHABİR: Ki öyle insanlar da var.
ADNAN OKTAR: Evet, öyle olduğumu söylesem.
MUHABİR: Pek de şey gündeme getirilmiyor. Olumsuz şeyler de söylenmiyor.
ADNAN OKTAR: Fakat, o dedikleri iddianın da tamamını yapmış olsam farzedelim, yani müthiş iftihar ederler. Bu çünkü çok sempatik buluyorlar bunu, basın bunu yüceltiyor bu tip şeyleri, mesela, kadınla, kızla ilgili iftiralar oluyor. Mesela, koskoca yaşlı başlı adam, bir kızı bikiniyle kucağına oturtuyor bir yazar, fotoğraf çektiriyor.
MUHABİR: Kimse bir şey demiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ona mesela, sarılmışken resim çektiriyor, ama bunu bir anti Darwinist, Allah’ı savunan, Allah’a inanan, biri yaptığında tabi bu çok büyük bir suç olmuş olur.
MUHABİR: Bunları da soracağız hocam size de?
ADNAN OKTAR: Evet, ama bu hayali bir şey yani farzedelim, yani yapmış olsaydım, öyle bir şey yok ama, yapmış olsaydım iftihar ederlerdi.
MUHABİR: Hocam, bu çalışmaları kimle yapıyorsunuz? Yani, sizle ilgili gönüllü arkadaşlarınız mı var? Veya ücretli çalışan arkadaşlarınız mı var? Yani, kim size yardımcı oluyor bu konuyla ilgili?
ADNAN OKTAR: Tercümanlarımız ücretli tabi büyük bir bölümü, ücretli tercüme yapanlar, fakat editörlük yapan, yani bana yardımcı olan arkadaşlarım, araştırma yapan arkadaşlarım, bunların hepsi Allah rızası için yapan, gönüllü yapan insanlar, gönüllü çalışma yapan kardeşlerim. Yaklaşık 30 kişi kadar varlar. Çok tecrübeli insanlar, bilgili insanlar. Ben bir konuda araştırma istediğimde, ona ait bütün bilgileri onlar toplarlar, hazır olarak bana getirirler, tercüme ederler. İstediğim bütün fotoğraflar gelir, ben sadece onların yorumlarını ve bağlantılarını yapıyorum. Yani, kullanılacak fotoğrafları seçerim ben, o kadar. Ondan geri hiçbir şeye karışmam, maşaAllah onlar ondan gerisini götürüyorlar.
MUHABİR: Şimdi hocam, biz tabi sizinle bu sohbeti ederken, sizin çalışmalarınızdan da yola çıkarak, biraz da yani sizin çalışmalarınızla Türkiye’nin gidişatını da değerlendirmek istiyoruz. Şimdi diyoruz ki, bu tür araştırmaları siz yapıyorsunuz, Türkiye’deki araştırmaları da görüyorsunuz, şimdi Türkiye’de bu tür araştırmalara yeterince destek veriliyor mu? Yani siz de buralardan bir destek falan alabiliyor musunuz? Yani neticede İslam devleti, sizin de bu yolda bir çalışmanız var, oradan siz bir destek alabiliyor musunuz, veya sizin dışınızda yeterince Türkiye’de bu kurumlar destek alabiliyor mu? Yani siz gönüllü yapıyorsunuz ama, bir de bu işle fiilen ilgilenenler de var, onlar da bu desteği alabiliyor mu?
ADNAN OKTAR: Baştan bunun bir olumsuz olarak adı konmuş, yani resmi olarak Darwinizm savunulur. Yani, devlet Darwinizm’i savunmak durumundadır gibi bir inanç var yani, devlete oturmuş bu, resmi bir inanç. Dolayısıyla da bunun yanlışlığını anlatmak, resmi olarak yanlış olmuş oluyor.
MUHABİR: Hocam Diyanet işleri var, devletin, yani İslam dini, Diyanet İşleri Başkanı var, yani şimdi bunlar bu tür şeylere niye müdahale etmiyorlar, yani böyle ya da ?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir başından beri yanlış bir giriş yapılmış, bunu da çevirmek için tabi kamuoyunun tam anlamıyla desteğinin alınması lazım yani, sola karşı da bir tavır konması gerekiyor. Tabi buna hükümetler cesaret edemiyorlar. Yani hiçbir hükümet cesaret edemiyor. O zaman çözüm, mesela, yıllardan beri Türkiye’de sağ iktidarlar vardı. Ve sağ iktidarların hepsi anti Darwinisttir. Darwinizm’e inanmaz ama resmi olarak okullarda Darwinizm okutulur. Ve anti Darwinist propaganda da, karşı açıklama da yasaktır. Yani, şu an yapılamıyor, yapılsa da çok flu yani mesela yaratılışçı inanç vardır onlar Allah’ın yarattığına inanırlar gibi yani kısaca bir açıklama. Ki buna bile karşı sol, bunu bile demeyeceksiniz diyorlar. O durumda artık sivil toplum kuruluşları, millet, Türk milletinin, bu konuda şahlanması gerekiyordu. Aslanlar gibi bizim milletimiz şahlandı ve şu anda Darwinizm’e inanmayanların sayısı %90 Türkiye’de. Bu çok büyük bir silledir Darwinist ve materyalist ateist düşünceye. Bütün gayretlerine rağmen yenildiler ve tam anlamıyla yenildiler.
MUHABİR: Ben de onu soracaktım hocam, yani siz bu çalışmaları yapıyorsunuz da işte yurt içinde gerek, gerekse yurt dışında, yani bu çalışmalarınıza sizin, ilgi nasıl? Vatandaş ilgi gösteriyor mu? Ben onu diyecektim, şimdi siz de o konuya doğru yaklaştınız yani bu sizin çalışmalarınıza da büyük bir ilgi olduğunu gösteriyor zannediyorum. Ben onu soracaktım.
ADNAN OKTAR: Bizim millet, böyle granit gibidir. Yani, hatta platin gibi böyle, yıkamazsın yani, uğraşamazsın. Bu kadar yüklenilen bir millet dünyada olmamıştır. Ve bu kadar da dayanıklı bir millet dünyada yoktur. Yani komünist yapmak için, yaklaşık yüzyıldan beri uğraştılar Türkiye’yi. İkiye bölmek, parçalamak için yüzyıldan beri uğraştılar. Masonluk bütün gücüyle bastırdı. Ne yiğit milletmiş, ne imanlı milletmiş, tam anlamıyla bertaraf ettiler. Yani, %90 anti Darwinist olması Türkiye’nin bu milletin yiğitliğini gösteriyor. İmanlı millet. MaşaAllah, baş edemediler, artık bundan sonra hiç baş edemezler. Avrupa’da öyle, Fransa’yı kale haline getirmişlerdi. Oradan zaten besleniyorlardı, Türk Darwinistler. Biz de asıl beyinleri olan, Fransa’da Darwinizm’e son verdik. Sarkozy 360 derece döndü. Tam anlamıyla. İngiltere asıl beşiğiydi Darwinizm’in, yani asıl doğum yeriydi. Orada da yerle bir ettik. Allah’a çok şükür. Tony Blair da tam anlamıyla döndü. Şimdi ikisi de anti Darwinist. Sarkozy de anti Darwinist, Blair da anti Darwinist. Ve şiddetle bizim fikirlerimizi savunur bir uslupları var yani, mesela, birkaç örnek verebilirim. Mesela Sarkozy: ‘Yirminci yüzyılın acılarına din değil dinsizlik neden oldu’, yeni açıklaması. ‘Kalbinde Allah’ı taşıyan bir insanın tehlikeli değil, zararsız olduğunu düşünüyorum. Dini dışlamayan bir laiklik anlayışı gerekli.’ Bak, değişime bak. Riyad’da yaptığı konuşma Sarkozy’nin kitap okuduktan sonra, zaten bu değişimin benim kitaplarımdan kaynaklandığını, Fransız basını yazdı. Onunla ilgili ayrı bir yazıda var. ‘Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan yüce Allah’tır.’ Üsluba dikkat edin, coşku var, değişmiş, ‘sürekli olarak insanlara bir alçak gönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibirine ve deliliğine karşı, bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan, Allah’tır.’ Daha ne desin. Mesela, Tony Blair’daki değişikliğe dikkat edin. ‘Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin.’ Tam solcu, materyalist, Darwinist’ti, yani hiç alakası yoktu.
MUHABİR: Hocam, ben son günlerdeki, bu değişimi acaba değişik bir politika mı uyguluyorlar diye düşünüyordum acaba yani kaba kuvvetle halledemediklerini, farklı bir yoldan mı yapıyorlar diye düşünüyordum. Şimdi şey mi var, vesile mi olmuş sizin bu kitaplarınızın veya konuşmalarınızın bunlara ki, bunlar değişti.
ADNAN OKTAR: Bence, bükemedikleri bileği öpüyorlar şu an. Tabi, mesela baksana, Almanya’da Stern dergisi kitap için, şu yaratılış atlası için, gök gürültüsü gibi patlayan kitap diyor. Yani, yıldırım nasıl zangır zangır sallar ortalığı, öyle salladı diyor Avrupa’yı. Almanya’daki ünlü bir gazete yine, ‘Darwin’in Avrupa’da işi zor’. Hollanda radyosu: Büyük bir tufan oluşturdu diyor kitap. İtalya’daki ünlü bir gazete: Ama kesin olarak bildiğimiz şey, bak kesin biliyorlarmış bunu bildiğimiz şey, bizim, kaybedenler olacağımız diyor, Darwinizm konusunda.
MUHABİR: Ama onlar için bir kazanç değil mi bu hocam? Yani kaybetmek, özgürlükleri olan bir şeyi kazanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Kazanıyorlar, Elhamdülillah, MaaşaAllah. Mesela, Almanya’da Die Welt gazetesi: Fransa Eğitim Bakanlığı dehşete kapılarak diyor, kitabın derslerde okutulmaması yönünde çağrıda bulundu. Bir insan niye dehşete kapılır? Çok büyük bir gerçek karşında. Demek ki çok büyük bir gerçekle karşılaşmışlar. Baş edilmez bir gerçekle karşılaşmışlar. Hatta Fransız basını, Fransa daha ne kadar dayanacak diye başlık attılar. Bu atlastan sonra. Olağanüstü değişim oldu.%80 şu an yapılan anketlerde, Darwinizm’e inanmıyor Avrupa. Eskiden %10-20, o tarzdı Avrupa’da Darwinizme inanmayanlar. Yani %80 Darwinizm’e inanıyorlardı Avrupalılar. Şu an tam tersine oldu, %80 Allah’a inanıyorlar, %80 darwinizme inanmıyor.
MUHABİR: Yurt dışı çalışmalarınız iyi demektir hocam o zaman yani ilgi görüyor demek ki bu anlattıklarınızdan
ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür. Allah’a çok şükür. Viyana kuşatması gibi. Osmanlı Ordusu gibi MaşaAllah.
MUHABİR: Allah yardımcınız olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, İnşaAllah
MUHABİR: Şimdi hocam, Türkiye’de bir beyin gücünün desteklenmesi konusunda bu tür çalışmalarla ilgili yeni bilim adamlarının yetiştirilmesi ülkeye katkıda bulunması konusunda, sizin bir önerileriniz var mı? Yani, bu ülkede siz böyle çalışıyorsunuz, bu beyinlerin desteklenmesi, gerekir mi, ya da nasıl bir çalışma yapılması gerekir ki bunları harekete geçirelim biz Türkiye’dekini diyorum sizinle ilgili değil.
ADNAN OKTAR: Evet, Türkiye artık bir dünya devleti olma aşamasında, sadece kendi aydınına dayanmıyor artık Türkiye. Bütün Türklük alemini kucaklayan, bütün Türk-İslam alemini kucaklayan bir felsefe içerisinde şu an. Onun için Türk-İslam aleminin liderliğine hazırlandığı için Türkiye, zaten aydın kadrosu şu an bol bol yetişmiş durumda.
MUHABİR: Destekleniyor mu hocam?
ADNAN OKTAR: Yeteri kadar değil tabi, yeteri kadar değil. Yani, bunun çok ciddi bir politikaya çevrilmesi mümkün. Mesela, bilim adamlarına çok yüksek maaş verilebilir, lojmanlar verilebilir, araba verilebilir, nasıl sporcular destekleniyor, mesela, şampiyon olan bir güreşçiye işte şu kadar altın veriliyor, aynı o şekilde, mesela bir bilim adamı bir buluş yaptığında ona çok değerli armağanlar verilebilir, devlet onu çok yüceltecek, maddi yönden, manevi yönden, destek sağlayabilir. Bunun için tabi kanun teklifi verilmesi gerekiyor, gündeme getirilmesi gerekiyor.
MUHABİR: Verilmiyor mu hocam? Yani, futbolcuya veriliyor, işte buna benzer şeylere veriliyor, yani Türkiye’yi ilgilendiren, dünyayı ilgilendiren bir buluş...
ADNAN OKTAR: Çok doğru evet.
MUHABİR: için verilmiyor mu hocam yani?
ADNAN OKTAR: Yok işte o kötü yani çok kötü. Halbuki buluşlar, duruma göre, buluşun ehemmiyetine göre, çok ciddi şekilde taltif edilmeli, çok ciddi şekilde ödüllendirilmeli.
MUHABİR: Peki hocam, şimdi konuşmalarımıza dayanarak, başından bu tarafa aldım, bir şey sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Buyrun
MUHABİR: Şimdiye kadar Türkiye’de sizin yapmak isteyip de yapamadığınız yani veya hayıflandığınız, ya şunu yapmak istiyordum ama olmadı dediğiniz şeyler var mı?
ADNAN OKTAR: Benim istediğim devletimle şu Güneydoğu’yu bir bana bir teslim etseler şöyle, yani fırtına gibi girerim, Allah’ın izniyle, PKK’ya karşı, fırtına gibi. O beni çok geriyor yani, çok yoruyor.
MUHABİR: Nasıl çözeriz hocam onu? Şimdi orada bir güç var yani, beyinden ziyade bir şey gücü var orada, kaba kuvvet gücü var.
ADNAN OKTAR: Ben ona rağmen hallederim Allah’ın izniyle. Yani antikomünist, antiDarwinist, antimateryalist propaganda yapılması gerekiyor. Çünkü tek yanlı propaganda var orada. Yani katran tek yanlı akıyor. Halbuki ona çelik set olması lazım katranı durduracak. İşte o çelik seti ben Allah’ın izniyle oluştururum. Çünkü tek yanlı propagandaya cahil halk ne kadar dayanabilir? Güneydoğumuzda aydınımız çok ama cahilimiz de çok.
MUHABİR: Doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Çok etkileniyorlar. İşte sen maymundan geldin, karşındaki insanlar da maymundan geliyor, maymunlar mücadelesi var. Sen daha üstün bir maymunsun, gider onu yok edersen, sen evrimle daha iyi bir yere gidersin. Çünkü Darwin’in kafası buydu, Türkleri yarı maymun varlıklar olarak görüyor biliyorsunuz, kendi eserinde var. Ve bunların hepsinin Orta Asya’ya sürülmesi gerektiğini ve yok edilmesi gerektiğini inanıyorlar. O politikanın bir devamı, yani PKK’nın yaptığı odur. Yani, Türk milletini birbirine kırdırmak. Halbuki Güneydoğu’daki insanlarımız da bizim insanlarımız. Kürt denilen şeyler halis Türk olan kardeşlerimizdir. Türkü Türke kırdırmış oluyorlar.
MUHABİR: Hocam çok güzel şeyler söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bizim de hoşumuza gidiyor ama öbür taraftan da sizi, yine hakkınızda böyle suçlamalar var. İşte diyor ki, suç örgütü kurma, üye olma gibi suçlamalarından yargılandığınız, bu olaylarla ilgili şeylerinizin olduğu filan söyleniyor. Yani siz bir taraftan Güneydoğu’yu kurtarayım derken öbür tarafta sizi bu tür suçlamalarla yargılıyorlar. Bu konuda ne diyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, çete lideri diye resmi olarak mahkeme bir karar verdi. Ama benim milletim bunu duyduğunda tebessüm ediyor ve ben buna inanan bir kişi görmedim. Yani mühim olan buna insanların inanmış olması. Yani hakkımda birçok iddia var, ben mahkemenin kararına saygı duyuyorum. Ama buna hiç kimse inanmıyor, ben de inanmıyorum, hiç kimse de inanmıyor. Mühim olan bu, yani gönüllerde beraat etmek çok önemlidir. Ben şimdiye kadar bir kişiyle karşılaşsaydım, şaşırırdım ve ona anlatırdım. Karşılaşmadım, göremiyorum.
MUHABİR: Bu genelde yaygın medya sizin aleyhinizde bunları yapıyor hocam.
ADNAN OKTAR: Onlar da inanmıyorlar.
MUHABİR: Peki şimdi ama yapıyorlar, şimdi siz buna karşılık bunlara ne yapıyorsunuz? Bu yaygın medya sizi bombardımana tutuyor, sürekli haberler yapıyor, olumsuz şeylerinizi gündeme getiriyor. Siz bunlara karşılık dava açmıyor musunuz? Yani ne yapıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Onlar beni güçlendirenler, onlar benim böyle bereketli toprağım. Ben onların üzerinde gelişiyorum zaten, eğer basın benim üzerime gelmeseydi, böyle olaylar olmasaydı, böyle iftiralar olmasaydı, ben hiç tanınmayan bir insan olurdum, gücüm de çok az olabilirdi. Kendileri de itiraf ediyorlar, biz onu büyüttük diyorlar. Ben de Allah razı olsun diyorum onlara.
MUHABİR: Tabi yani hep olumsuz şeyler sizi büyütüyor aynı zamanda diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, tabi. Yani kor ateşin üzerine körükle gidersen, o sürekli daha da fazla yanar, daha şiddetlenir. Mesela bir yangın çıkıyor, değil mi, üzerine fırtına geldi mi etrafı olduğu sarar. Yasaklanan her fikir, baskı altına alınan her fikir gelişir. İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam tabi bu tür şeyler, bir de siz bunu düzeltmek için çok uğraşıyorsunuz. Tabi onlar bir iki haber yapıyor, işte kırsal kesimdeki insanlar bunun nasıl olduğunu filan bilmiyorlar. Daha sonra bunu öğreneyim, işte bu konuya vakıf olayım demesi de uzun zaman alıyor, yani ciddi zamanlar alıyor. Şimdi sizin kendinizi anlatabilme sıkıntınız yok mu, yani onu nasıl işte şey yaparsınız?
ADNAN OKTAR: Onların anlattıkları şeyler, tipik dava adamı özelliğini anlatıyorlar. Yani mesela, bana emniyetteyken yiyeceğime kokain karıştırdılar ve böyle bir iftira atıldı. Bu benim için çok büyük bir şereftir. Bu benim dava adamı olduğumu gösterir.
MUHABİR: Emniyette mi yapıyorlar bunu?
ADNAN OKTAR: Tabii, emniyette oldu. Yani çok akıl almayacak bir cesaret.
MUHABİR: Yani emniyet sizi böyle bir şeyden suçlamak yerine, yani uzaklaştırması gerekirken kendi mi yapıyor bunu, şimdi inanılır gibi değil.
ADNAN OKTAR: Yani inanılır gibi değil. Yiyeceğin içine nasıl koyuyorsun, bana o yemeği nasıl yediriyorsun? Ve pervasızlığa bak. Allah’a şükür ki, adli tıpta tespit edildi, emniyette verildiği, yiyeceğime karıştırılarak verildiği ve mahkemede beraat ettim. Yoksa müthiş bir iftiraya uğramış olacaktım. Bunlar benim için bir şereftir. Mesela bana deli de dendi, o da benim hayatımın en sevinç duyduğum, iftihar ettiğim olaylardan biri tanesidir. Yıllarca deli olarak bilindim. Allah yolunda deli bilineyim ben zaten, iftihar ederim. Allah yolundaki birçok mücadele etmiş insana deli denmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)’e de dendi, birçok peygambere dendi. Onların yolunda mücadele eden, Allah yolunda mücadele eden, peygamberlere yardım etmek için mücadele eden birçok sahabelere de dendi. Alimlere dendi, birçok Müslümana dendi. Said Nursi Hazretlerine deli dendi. Bu benim için büyük bir şereftir.
MUHABİR: Peki hocam, şimdi bunlar tabii bunu yaparken de, bir donenler de oluyor. Yani belki konunun içerikliğini değiştiriyor olabilseler bile, şimdi sizin etrafınızda bizim de anladığımız kadarıyla işte mankenlerdir, buna benzer işte yaygın medyanın söylediğine göre söylüyorum. Buna benzer ünlüler filan var diye düşünüyoruz, öyle görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
MUHABİR: Peki bunların size bir desteği mi oluyor? Bunlar yani sizin şeyinizde mi bunlarla bağlantınız hocam?
ADNAN OKTAR: Ama o çok ses getiren şeyler. Yani mesela Gülay Pınarbaşı bacımız, İslam’a dönüp, İslami hayatı seçtiğinde, bu Türkiye’de büyük bir sansasyon meydana getirdi, çok etki yapar. Bilim adamlarının, sanatçıların, ünlü kişilerin İslam’a Kuran’a dönmesi halk nazarında çok olumlu etki yapar. Yani bu çok iyi bir politikadır. O yönden ben o konuda çok titiz davrandım. Yani mesela, birçok, Serap Akıncıoğlu da öyle, MaşaAllah o da İslam’a Kuran’a döndü, İslam’ı yaşamaya başladı. Hatta ismi olmayan, bilinmeyen birçok şu an ünlü kişi var. Basına yansımadı bunlar, ben isimlerini vermiyorum. Yani birçok sanatçı da var, ünlü kişilerden var, siyasetçilerden var.
MUHABİR: Medya araştırıp bulmuyor mu bunları?
ADNAN OKTAR: Yok yok, kendilerini o kadar gündeme getirmek istemiyorlar. O yüzden bilinmiyor şu an.
MUHABİR: Peki bir de benim araştırdıklarıma göre bir de şu var hocam, diyor ki işte Adnan Oktar diyor, kendini Mehdi ilan ediyor diyorlar. Böyle bir şeyler var, siz bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Mehdi kendini ilan eden her kişi, Mehdi olmadığını ispat etmiş demektir. Eğer ben Mehdiyim diyorsa o zaten değildir. Etrafındakiler Mehdi diyorsa o da zaten Mehdi cemaati değildir. Biz Mehdi’yi şu alametinden anlarız; İslam dünyaya hakim olur güzelce, Hz.İsa nüzul eder o mübarek peygamber. Onla beraber bir namaz kılarlar, Hz.Mehdi’yi imamlığa geçirir, ondan sonra biz deriz ki, bu mübarek insan Allahualem Mehdi deriz.
MUHABİR: Peki hocam şimdi, Mehdi gelecek mi, yani Mehdi olacak mı? Gelecek mi? Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bu çok şaşırtıcı ama Mehdi gerçekten çıkacak. Ve gerçekten Mehdi’nin bütün alametleri oluştu, hayret edilecek bir şey. Yani Kuran’da alenen, böyle çok açık ifadelerle Mehdi’nin geleceği belirtilmiyor, ama Nur Suresi’nde ve birçok surede Mehdi’ye çok ciddi işaretler var. Mesela, Zülkarneyn bahsi, Süleyman bahsi ve dünya hakimiyetinden bahseden izahlardır bunlar. Yalnız rivayetlerin tamamının doğru çıkması hadislerin doğru olduğunu göstertiyor. Yani 300’e yakın alamet var, tamamı çıktı. Yani 30 yıl içerisinde yaklaşık, bütün bu alametler topluca çıktıysa, bunun ikinci bir izahı yok ki. Yani bütün hadisler doğru demektir. Mesela o devirde, Afganistan işgal edilecek deniyor, oldu. Irak işgal edilecek deniyor, oldu. Müslümanlar içinde bir hercümerç ve kan akıtılacak deniyor, oldu. Basra tarafından ateş çıkacak, dumanlar çıkacak deniyor; petrol kuyuları yandı, oldu. Fırat’ın suyu kesilecek deniyor rivayetlerde, oldu. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması olacak deniyor, o da oldu. Hepsi oldu.
MUHABİR: Hocam yalnız bu arada bir de şey var yani, böyle zaman zaman çıkıp da Mehdi olduğunu ilan edenler de oluyor. Yani şimdi siz şimdi gelecek deyince, şimdi bu adamlar o zaman Mehdi mi olacak yani veya Mehdi midir?
ADNAN OKTAR: Böyle yalancı Mehdilerin çıkacağı da yine rivayetlerde var. Yalancı İsa’lar çıkacaktır, kendini İsa olduğunu söyleyenler çıkacaktır. Hatta İncil’de bile var, “Ben gelmeden önce diyor, benim sahtelerim çıkacak” diyor, yani gerçek olmayanlarım çıkacak diyor Hz İsa. Onun için bu Mehdi’nin zuhuru için ciddi birer alamettir zaten, yani bu normal, karşılaşılan bir şeydir.
MUHABİR: Peki hocam, çok ilginç bir şey sormak istiyorum size.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun.
MUHABİR: Sizde Mehdi’nin özellikleri var mı hocam?
ADNAN OKTAR: Yani o doğru, hakikaten var. Ben mesela baktım o alametlere, yazdığım kitapta da var, mesela burnu küçüktür deniyor, hakikaten öyle. Alnı geniştir deniyor, öyle. Mesela kaşı kavislidir diyor, sakallıdır diyor, omuzu geniştir diyor, göğsü geniştir diyor, bazı geniştir, uylukları geniştir diyor. Sırtında bir ben vardır diyor, benim sırtımda ben var, hakikaten. Seyittir deniyor, ben de seyidim. Ama bunların tamam bin tane alamet olsa, bunların hiçbiri geçerli olmaz. Geçerli olan, İslam dünyaya tamamen hakim olur, dediğim gibi Hz. İsa da nüzul eder. Hz. İsa, zaten bize onu tanıtmış olacak, onu sırtından iterek imamlığa geçirdiğinde, bizim ona, zaten vicdanen kanaatimiz gelir. Allahualem Mehdi diyeceğiz.
MUHABİR: Peki Hz. İsa geri gelecek mi hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’ın izniyle o, kesin o. Yani Kuran ayetleriyle net, onun hiç açıklaması yok. Şeytandan Allah’a sığınırım, Hz. İsa’nın gelişiyle ilgili 7 ayet var hatırladığım kadarıyla. Ayetlerden bir tanesinde, “O, kıyamet için bir alamettir” diyor. Bir kere o çok net. Hz. İsa, kıyamet alametidir diyor, bir. İkincisi, “Sana iman edenleri, kıyamete kadar üstün tutacağım” diyor. Hakim kılacağım diyor, ikinci. Çünkü bu bir İslam’ın hakimiyeti demektir. Ancak İsa’nın gelişiyle olacak demektir bu. Üçüncüsü, “Sana, ölümünden önce iman etmeyecek hiçbir fert kalmayacak” diyor. Ölümünden önce, bir insan mesela yaşarken ölümünden önce bir devir için söyleniyor bu. Herkes o geldiğinde herkes ona iman edecek, İsa olduğuna. Bu çok açık, diğer alametlerden de hadislerden de bunu açıkça görüyoruz. Ama İsa’nın iniş alametlerinin hemen hemen hepsi oluşmuştur. Ve bu çok açıktır, bunu kimse inkar etmiyor zaten. Ehli sünnet inancında, Mehdi’nin zuhuru, Hz. İsa’nın inişi konusunda tam bir ittifak vardır. İcmaa vardır, yani alimlerden bunun aksini savunan hiçbir alim yoktur. Hanifi, Hanbeli, Maliki ve Şafii imamlarının tamamı Mehdi’nin zuhuruna ve Hz. İsa’nın gelişine kesin kanaatleri vardır. Eserlerinde de bunu yazmışlardır.
MUHABİR: Peki hocam, Hz. İsa gelirse, Peygamber olarak mı gelecek yoksa ümmet olarak mı gelecek?
ADNAN OKTAR: Ümmet olarak gelecek, tabi olarak, ünvanı kalacak. Yani ünvanı kalacak. Fakat yani Peygamber özellikli, yani mucize göstertme özelliği üzerinde olacak. Mucize göstertecek
MUHABİR: Yani peygamberliği alınmış o zaman.
ADNAN OKTAR: Yani, Risalet görevi olmayacak, kitap getirme görevi yok. Kitaba uyan olacak. Kuran’a uyacak, çünkü daha önce Museviydi Hz. İsa. Museviyken ona İncil geldi, Musevileri İncil’e davet etti ve diğer insanları da İncil’e davet etti. Şimdi geldiğinde de İncil’e uyan bir insanken, herkesi Kuran’a davet edecek bu sefer. Yani daha önce yaptığının bir başka şeklini yapmış olacak.
MUHABİR: Evet, peki Hz. İsa yaşıyor mu hoca?
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, daha biraz daha var, Hz. İsa’nın gelişine biraz var. Yani benim düşüncemle on yıl kadar olabilir.
MUHABİR: Şimdi ben biraz araştırdım tabi.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bir iki de soru hazırladım, peki bunlar, bunlar bizim uzmanlıklarımız değil ama, hazırlanıp geldik ki bunlardan da vatandaş bunlardan keyif alacaktır sizin ağzınızdan duymaktan.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: Şimdi diyor ki bizim hazırladığımız sorularda, Kuran-ı Kerim’de Yahudilerin, Hz. İsa’yı öldürmedikleri, öldürmediklerini bildirirken diyor, devamında da Allah onu yanına diyor, Allah onu yanına kaldırdı. Yanına kaldırdığı buyruluyor diyor, fakat diyor bu kaldırma canlı mı, cansız mı oldu bilinmiyor diyor. Hz. İsa 2000 senedir yaşıyor diyebilir miyiz diyor burada?
ADNAN OKTAR: Tabiki, yani Allah katında zaten bin yılla bir yılın farketmediğini söylüyor Allah ayette. Yani Allah için bir yıl da aynıdır, bin yıl da aynıdır, bununla ilgili ayetler var. Hz. İsa (a.s.) 2000 yıldan beri tabiki sağdır, yani Allah’ın katına alınmıştır. Ref edilmiştir, “Teveffeni” diyor Allah, yani hem vücuduyla, hem bedeni, hem kıyafetiylen ref edilmiştir, alınmıştır. Yani, kaybolmuştur İsa. Geldiğinde de yine bir yerde bulunacak Hz. İsa. Aynı kıyafetiyle ve aynı şekliyle yeniden dünyaya indirilecek. Bir yerde onu bir Müslümanlığa benzeyen, Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan bir cemaat onu bulacak diyor Said Nursi Hazretleri. Kendisi bidayeten, ilk başlangıçta kendisinin İsa olduğunu bilmez diyor. Yakın talebeleri, imanın nuruyla onun İsa olduğunu anlayacaklar diyor. Sonradan Hz. İsa Kuran’ı öğrenecek, hafız olacak. Hafız olduğu da belirtiliyor. Müslümanlığı kabul edecek, Müslümanlığı yaşamaya başlayacak. Ve bütün Hıristiyan alemini de Müslümanlığa davet edecek.
MUHABİR: Peki hocam, bizim bir hocamız var, özellikle sizden bu soruları duymak istedi. Hz.İsa gelecek ve diyor, insanları kurtaracak fikrini bizde kabul edersek diyor, Hıristiyan misyonerlerinin söyledikleri gerçek mi olacak diyor. O zaman Müslüman kalmamızın ne anlamı olur, toptan Hıristiyanlığı mı kabul etmemiz gerekir diyor bu mantığı yürütürsek diyor? Bu konuda ne dersiniz hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, Hz. İsa bizim peygamberimiz, Kuran’da övülüyor Hz. İsa, uzun uzun anlatılıyor. Hz. Musa da bizim peygamberimiz, Hz. İbrahim de peygamberimiz. Bunların hepsi İslam peygamberleridir ve bizim öz ve öz bizim kendi peygamberlerimiz onlar. Yani bunu niye değiştirilmiş Hıristiyanlığa mal ediyor arkadaşımız ben onu anlayamadım. Çünkü Hz. İsa geldiğinde, Kuran’ın tabisi olarak, Kuran aşığı olarak, Hz. Muhammed (sav)’in aşığı olarak gelecek. Onu çok seven bir insan olarak, Allah’ın aşığı olarak gelecek.
MUHABİR: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Ve, Allah’ın dinini, İslam’ı yayan bir mücahit olarak gelecek. Ve İslam’ın bütün dünyaya hakim olmasına vesile olacak. Bu Müslümanlar için iftihar edilecek bir şey. Hıristiyan alemini de kurtaracak, onlar için de bu büyük bir nimet. Onları teslis inancından kurtaracak, hatta domuzları yok edeceği, hacı da kıracağı söyleniyor Hz. İsa geldiğinde. Bu bir Müslüman için iftihar edilecek bir şeydir. Bütün Hıristiyan aleminin Müslüman olması, sevinç verecek, bütün Müslümanları heyecanlandıracak büyük bir neticedir bu.
MUHABİR: Tam tersi olacak yani.
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Hocam dediğimizin tam tersi olacak.
ADNAN OKTAR: Onun için bunu büyük bir sevinçle beklesinler Hz.İsa’nın gelişini. O, bizim öz ve öz peygamberimiz, o bizim canımız ciğerimiz Hz.İsa. İnşaAllah.
MUHABİR: Tasavvuf ve tarikatlarla diyor aranız nasıl? Bakış açınız ne, ne durumda, yararlı buluyor musunuz, sizin de birine intisabınız var mı diyor hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, benim intisabım Şeyh Nazım Hocamı çok severim. Eğer bir intisab ise ona intisablıyım. Mahmut Hocamı çok severim, Mahmut Hocayı. Eğer intisab anlamında alınıyorsa ben ona da intisablıyım. Yani o anlamda çok seviyorum. Kadiri birçok şeyh efendiyle görüştüm, onlara da intisablıyım o anlamda. Esat Coşan Beyefendi, Allah rahmet eylesin, onla da görüşmüştüm, ona da intisablıyım.
MUHABİR: Cemaatlerin hepsini seviyorsunuz yani hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, onların hepsi benim canım ciğerim. Bunlar çok samimi, Osmanlı’dan bize emanet kalan, onlardan bize varis kalan tertemiz insanlar. Ve Osmanlının dimdik ayakta kalmasına vesile olmuş, Türk İslam Birliği’nin oluşmasında büyük emekleri geçen yiğitlerdir onlar. Tabiki bu tarikatlara karşı derin bir sevgim var, ama çok çok nadir böyle sapkın tarikatlar olur, çok çok, ama onlar kale alınmaz. Yani onu oturup, yani bu cümleden olarak değerlendirmek ayıp olur, yakışık kalmaz. Onun için Sünni olan, samimi tarikatlara karşı sevgim büyük. Ama ben Caferileri de seviyorum, Alevileri de seviyorum, Bektaşileri de seviyorum, Vehabileri de seviyorum. Hepsi bunların benim kardeşim, hepsi ayrı ayrı takvadır. Hepsi Allah’a, dine aşkla, muhabbetle bağlı olan insanlardır. Bu Osmanlı coğrafyası içinde her zaman birlik beraberlik içinde yaşadık biz. Bektaşilerle, Alevilerle, Caferilerle iç içe yaşadık. Hepimiz aynı milletin içindeyiz, hepimiz İslam milletindeniz, hepimiz Türk’üz Allah’a çok şükür. Onun için böyle ayrı gayrı değerlendirmek doğru olmaz, hepsine sevgiyle bakmak lazım. Çünkü Allah’ımız bir, kitabımız bir, kıblemiz bir. Daha ne istiyoruz.
MUHABİR: Peki hocam, bu tarikatlar İslam’ın bir emri mi? Yani tarikat olmak veya tarikatlarla ilgili, İslam bir emir mi veriyor, yani böyle bir şey yapın ve ya İslam’dan mı alıyorlar bu şeyi? Tarikatlar nereden
ADNAN OKTAR: Tabiki değil, ama bir okuldur. Mesela asrımızda okullar var, bir ihtisas okulları var. Tarikatlar da bir ihtisas okuludur ve gönüllü kurulmuş okullardır. Ve din eğitimi veren bir okul hükmündedir adeta. Bir “Ahlak okulu”dur, aslında onu daha çok söyleyebiliriz yani. Bir ahlak okuludur. Sabrı, nefsi teskiye etmeyi öğreten, şefkati öğreten, derinleşmeyi öğreten, Allah’ı derin sevmeyi, Allah aşkını öğreten bir okuldur. Yani, ama tabiki bir mecburiyet yok, yani din, Allah tarikat kurun demiyor.
MUHABİR: İşte, yanlış yapanlar da var mı hocam, yani bu okul gibi görüp de bunu yanlış yapanlar. Bu Tarikatların içinde yanlış yapanlar tarikatlar da var mı yani? Herkes, her vatandaş tarikatların çok iyi olduğuna inansınlar mı yani?
ADNAN OKTAR: Tabiki o anlamda değil. Ama bizim milletimiz çok akıllı, zekidir. Yani milletimizi böyle saf görüp aman tarikatlara kapılmayın, aman şunlara kapılmayın. “Aman sol cereyanlara kapılmayın, sağ cereyanlara kapılmayın” bunlar laf değil. İnsanlara saygı duymak lazım, bir insan doğru bildiğini yapar zaten. Anormal olan bir şeyi bir insan görür, çünkü internet var, kitaplar var, bilgi alabileceği bilgi hazinesi olan çok kaynağı var insanların. Yani bütün bunlara rağmen insanları çocuk gibi görmek, aman oğlum şuraya gitme, aman çocuğum buraya gitme. Bunlar yersiz. Hayır, anlatabilir bir insan, ikaz edebilir ama ikaz ettikten sonra güvenmesi lazım o insanlara.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani, zora gerek yok. Yani, zorla engellemelere gerek yok. Tabi ki, tarikatlar olacak, Masonluk derneği de olsun, efendim, başka komünist dernekler de olsun. Ama şiddet uygulamasınlar, vatanı milleti bölmeye kalkmasınlar. Yani, fikir özgürlüğü güzel olan bir şeydir. Çünkü insanların dürüst olmasını sağlar bu. Baskı olan yerde dürüstlük olmaz, münafıklık başlar. Yani tek yanlı bir fikre insanı mecbur edersen, o fikrin münafığı olur. Tek yanlı fikir empoze edilmez. İnsanları hür bırakmak lazım, samimi kanaatleri neyse onu yapsınlar. Ama, yani işte tarikatlar sapkındır, dikkatli olun falan, ne münasebet. Osmanlı’yı ayakta tutan güç neydi, İstanbul’un fethindeki manevi güç neydi? Bunları sağlayanlar kimlerdi, Akşemseddinler, Fatih Sultan Mehmetler, Kanuniler, bunlar hep tarikat ehliydi. Bütün Osmanlı padişahlarının tamamı tarikat ehliydi. Ve bize güzel bir yurt bıraktılar. Onun için bu konuda çok samimi olmak lazım. Osmanlı’nın medeniyeti gözler önünde, Tarikatlar da bir ahlak okulu olarak, içten içe bütün Osmanlı coğrafyasını eğitmişlerdir. Bütün Osmanlı coğrafyasını bir okul haline getirmişlerdir. Çok yanlış aksini düşünmek.
MUHABİR: Tabii hocam, biz sonuç itibariyle bunları toparlayacak olursak, Sivas’dan geldik.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Yani, Sivaslıların selamını getirip, sizin selamınızı götüreceğiz.
MUHABİR: Şimdi, Sivas’la söyleyeceğiniz bir şey var mı, ondan sonra da Sivas’ın dışında, bizim sorularımızın dışında sizin kendi söyleyecekleriniz, özellikle vurgulayacağınız şeyler var mı onları da alalım.
ADNAN OKTAR: Sivas malum, yiğit yatağıdır. Yani o, Osmanlı’dan bize emanettir Allah’ın izniyle. Ağzına kadar, böyle çaka çaka yiğit doludur.
MUHABİR: Yido derler zaten.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, Sivas dendi mi, hemen hissedilir bu. Aslan yatağıdır Sivas. Sivaslı kardeşlerimi çok seviyorum, hepsine çok güveniyorum. Alevisiyle, Sünnisiyle hepsi onlar yiğit kardeşlerimiz. Ve çok merttirler Sivaslılar, bütün Anadolu halkı gibi, MaaşaAllah. İnşaAllah, böyle kardeşlik duygularımızı, sevgiyi, birlikte beraberlik içinde olma düşüncemizi çok güçlendirelim. Çok güzel bir memleketteyiz. Bütün Anadolu boydan boya çok güzel. Nefis, Allah’a çok şükür hiç bozulmadı Anadolu. Yani bütün güzelliğiyle duruyor, bütün sıcaklığıyla duruyor. Ahlakımız çok güzel, Osmanlı ahlakı. İslam ahlakı, Anadolu ahlakı olarak bilinir, ki bunların hepsi Kuran ahlakıdır. Çok güzel yaşanır,İslam’ı en güzel yaşayan memlekettir Türkiye. Sivaslı zaten biliyorsunuz malum, hem dindarlığıyla, hem yiğitliğiyle, hem de milliyetçi bir yapısı vardır, MaaşaAllah. Bir kaledir, bütün Anadolu gibi.
Ama, birlik ve beraberlik çok çok önemli. Yani hiç fark etmez sağcı, solcu, Alevi, Sünni hepimiz kardeşiz. Türkiye’yi çok güzelleştirelim, dışarıda güzel yüzle gezelim, herkese selam verelim, sevinç içinde yaşayalım. Tabii ki, Allah bizi ayrı ayrı yaratacaktır, yani istesem Allah diyor ayette “Hepinizi iman ettirirdim” diyor Allah, mealen, yaklaşık. Ama bizi ayrı ayrı düşüncelerde yaratıyor Allah. Bu bir Allah’ın kaderi. Biz Allah’a saygı duyup boyun eğmekle mükellefiz. Biz bütün milleti zorla iman ettirmek, kendi fikirlerimize tabii etmekle mükellef değiliz. Her insan hürdür, Allah’a haşa inanmayanda olabilir. Allah’a inanmayan insanı da Allah yaratır. Allah ona “Sen inanmayacaksın” diyor kaderinde o da inanmıyor, “Sen inanacaksın” diyor o da kaderinde inanıyor. Herkes kaderini yaşıyor. Biz bir an içerisinde bütün hayatımızı yaşadık bittik. Bütün sonsuzluk Allah’ın katında “Bir an olarak olup bitmiştir”.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Söyleyeceklerim kardeşlerime, Sivaslılara, bütün Türkiye halkına, Türkiye’nin gidişatı çok güzel. Türk İslam Birliği’nin arifesindeyiz İnşaAllah. Türkiye büyük bir devlet olacak, süper devlet olacak. Hocamız demişti dersiniz. Ben şimdiden söylüyorum, en fazla on yıl içerisinde. Bakın, Kafkas Paktı kuruluyor, petrol boru anlaşmaları yapıldı, doğalgaz boru anlaşmaları yapıldı, bağlantılar kuruldu, Türk Birliği toplantıları yapıldı, İslam Birliği toplantıları yapılıyor, her yer kaynıyor. Azerbaycan sabırsızlanıyor Türk İslam Birliği için. Hemen bir koridor oluşturalım diyorlar, o konuda biz İnşaAllah Azeri aydınlarla çok iyi anlaşıyoruz. İnşaAllah en kısa zamanda Türkiye’yi Azerbaycan’la birleştirip pasaportsuz vizesiz, istediğimiz gibi Azerbaycan’a gidip geleceğiz. Arabaya buradan bindin mi Hazar Denizi’nin kenarına kadar Allah’ın izniyle gideceğiz.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sivas böyle yiğitlerle doludur, Sivas bu düşüncenin beşiklerindendir biliyorsunuz. Türk İslam Birliği dendi mi Sivas, bir şöyle bir sallanır. Yani oranın yiğitleri bunu aşkla, şevkle yıllardan beri savunurlar MaaşaAllah. Şimdi İnşaAllah Suriye sırada, Suriye’yi de Türk İslam Birliği içerisinde, Türkiye’nin içine alacağız. Irak, Mısır sıradan hepsi gidecek, sonra İran son olarak geldi bak dikkat ederseniz, Osmanlı camiinde, bir Osmanlı camiisinde Sünni imam arkasında İran Cumhurbaşkanı namaz kıldı. Ve dedi ki, “Bunun siyasi anlamı çok büyük.” Ne demek istedi, dedi ki; “Eğer Türk İslam Birliği’nin lideri olarak Türkiye öne geçerse, biz Sünni Alevi ayrımı yapmayız, size tabi olacağız. Ben bu imama nasıl tabii olduysam devletin lideri olarak, size tabii olacağım” diyor. İşte bu kadar
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani, Türk İslam Birliği’nin bütün engelleri kalkıyor Allah’a şükür. Çok güzel netice alacağız, güzel şeyler olacak. Yeter ki bu birlik beraberliğimiz devam etsin. Allah’a aşka şevkle bağlanalım. Allah aşıklarının yeridir Anadolu, İnşaAllah. Bütün Türk İslam alemini bu Allah aşkını daha da güçlendirmiş olarak yayacağız. Zaten Türk İslam alemi biliyorsunuz, Allah aşıklarıyla doludur her yeri. İnşaAllah çok güzel netice olacak. Bütün Sivas halkına selam ediyorum, hürmetlerimi sunuyorum, sizlere de çok teşekkür ediyorum geldiğiniz için. Lütfettiniz, şeref verdiniz, kerem buyurdunuz.
MUHABİR: Biz çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Tabii, bu program size has program olmayacak, ilk programımız nasip olursa bundan sonrasının arkası da gelecek. Belki Sivaslılar şunu düşünecektir, acaba özel bir program mı yapıldı, biz televizyonda yönetim kurulu başkanıyız, böyle olmayacak. Bundan sonra programımız devam edecek. Bu bir başlangıçtı, sizinle yeni başladık. Arkası böyle arkası böyle gelecek.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Elhamdülillah, İnşaAllah bereketli olur.
MUHABİR: Yani biz çok teşekkür ederiz konukseverliğiniz için.
ADNAN OKTAR: Ben çok teşekkür ederim, Allah razı olsun. Lütfettiniz.
MUHABİR: Hocam lütfettiniz, çok teşekkür ederiz, çok sağ olun.