ADNAN OKTAR’IN KON TV (KONYA) RÖPORTAJI
(31 Ağustos 2008)
Muhabir: Efendim merhabalar, Kon Tv ekranlarına yeni bir Fırçalı Yorum programına hoş geldiniz. Yılın televizyonu olarak ilkleri size sunmaktan gerçekten mutluluk duyuyoruz. Tekrar hoş geldiniz. Efendim bugün çok özel bir konuğumuz var. Dünya gündemini belirleyen ve dünya gençliğini maneviyat açısından zenginleştiren, manevi dünyamızı şekillendiren çok özel bir insan ile birlikteyiz. Sayın Adnan Oktar Beyefendi ile birlikteyiz. Aslında Beyefendi demek belki çok hafif bir kelime belki çok hafif bir tabir ama biz beyefendi kelimesini tercih ettik çünkü gerçekten çok beyefendi, efendi bir şahıs, çok mütevazi bir insan. Kendisi bize vakit ayırdı, özel stüdyosunda bizleri konuk etti, kendisine teşekkür ediyoruz ve ben müsaadenizle sayın Hocam’a hoş geldiniz demek istiyorum.
Sayın Hocam hoş geldiniz efendim programımıza…
Adnan Oktar: Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Lütfettiniz.
Muhabir: İnşaAllah iyisinizdir.
Adnan Oktar: Allah’a hamdolsun, Elhamdülillah, sizlerde sağlıktasınız inşaAllah.
Muhabir: Sağolun hocam çok teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: MaşaAllah.
Muhabir: Programımıza renk kattınız, katma değer kattınız çok çok teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: Estağfirullah, Allah razı olsun.
Muhabir: Çok sağolun. Hocam dünyada elbette birçok genç kardeşimizin maneviyatının güçlenmesinde önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz sizi. Bu bağlamda da bizlere son dönemdeki çalışmalarınızdan bahsetmenizi rica ediyorum. Son dönemde özellikle hangi konular üzerine yoğunlaştınız.
Adnan Oktar: Son dönemlerde en üzerinde durduğum şey peygamberler tarihi, o yaklaşık 6, 7 ciltlik bir eser. Onun üstünde yoğun çalışıyorum. Ama kafatasları ile ilgili olan ikinci eserim var, o çok önemli. Darwinistleri herhalde çok rahatsız edecek gibi görüyorum. Bir de adamlık dininin ikinci cildi var. Onun üzerinde çalışıyorum.
Muhabir: Evet. İlkini oldukça severek, beğenerek hatta etkilenerek okumuştuk, inşaAllah ikincisini de bu şekilde bekliyoruz. Hocam Darwinist deyince bir anlamda batılın öteki anlamda şirkin bir başka anlamında da küfrün ortaya çıktığını görüyoruz ve sizin yılmaz bir düşünceyle, yorulmaz bir istekle, şevkle bu konu üzerinde ciddi çalışmalarınız var. Ve Darwinist düşüncedeki birçok bilim adamının da imana gelmesi konusunda ciddi bir söz sahibisiniz. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Adnan Oktar: İnsanlar Darwinizmi tek yanlı alıyorlardı. Hakikaten belki ondan kurtulmak da istiyorlardı ama karşıtı hiç düşünce bulamadılar. Çünkü devletler resmi destekliyor, üniversiteler resmi destekliyor, masonlar destekliyor, yani aleyhinde Darwinizm’in karşıtı bir düşünce şiddetle reddediliyor. Şiddetle muhalefet ediliyor. Fakat hazırladığımız yaratılış atlası Avrupa’da dağıtıldıktan sonra, Avrupa’da gerçekten ani bir şok yaşandı. Bu şok insanların doğruya ne kadar aç olduklarını gösterdi. Doğrular karşısında ne kadar güzel davranacaklarını gösterdi. Reaksiyonların şiddetinden doğrunun insanlarda nasıl etki meydana getirdiğini gördük. Mesela onunla ilgili bu konuyla ilgili Belçika’da okullarda öğretmenler evrimi boykot ediyor diyor mesela bu kitabın yayınlanmasından sonra…
Muhabir: Evet.
Adnan Oktar: Gelecek nesil öğretmenler evrim teorisini öğrenmeyi reddediyorlar, bakanlar uyarıyorlar. Belçika’nın en popüler gazetesinde çıkıyor bu. Öbürü de İtalya’nın en çok okunan gazetesinde çıkıyor. Mesela İtalya’da İtalya’nın en büyük gazetelerinden biri “Elveda Darwin” başlıklı haber yaptı. Çok müthiş bir şey bu. Mesela İsviçre’nin en büyük gazetelerinden birisi yine “Evrim’i reddeden ve Darwin’in teorisini çöpe atan Harun Yahya” Bakın çok şahane izahlar. Belçika’nın büyük gazetelerinden bir tanesi kitabın Avrupa’ya gönderilmesini yaylım ateşine benzetiyor.
Muhabir: Evet kesinlikle…
Adnan Oktar: Fransada’ki en büyük gazetelerinden birisi “Darwin’i Kurtarın”. Polonya haber sitesi yine intelia haber sitesi antidarwinist eğitim kitabı otoriteleri şok etti. Yani mesela Almanya Die Welt gazetesi Fransa eğitim bakanlığı dehşete kapılarak kitabın derslerde okutulmaması yönünde çağrıda bulundu.” Dehşete kapılarak. Mesela Belçika’da başka bir gazete “Kulisler arkasında yaşanan panik”. Hangi birini okuyayım. MaşaAllah
Muhabir: Evet. Gerçekten çok evet. Elhamdülillah.
Adnan Oktar: Mesela Almanya’da Nürnberg gazetesi “Darwin’in Avrupa’da işi zor”. Hollanda’da bir radyo, büyük radyolardan birisi.”Yaratılış Atlası Avrupa’da büyük bir tufan oluşturdu.” İtalya’da büyük bir gazete “Ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenler olacağımız” Mesela Fransa’da yine bir bilim dergisi “Atlas soğuk duş etkisi yarattı “diyor.
Muhabir: Evet kesinlikle ben o konuda özellikle.
Adnan Oktar: MaşaAllah. MaşaAllah.
Muhabir: Çünkü Fransızlar Katolik olmalarından dolayı çok katı bir dini uygulayış içindeler.
Adnan Oktar: Evet. Mesela Sarkozy’de müthiş değişiklik oldu Fransa’da çok etkilendi kitaptan maşaAllah. Roma’da yaptığı bir konuşması “Dindar bir insanın umut dolu olduğunu ve ülkesinin de umut dolu insanlara ihtiyacı olduğunu söyledi. Sarkozy kitabında dinin ruhaniyeti ve uygulamasının özgür bir toplumun düzenlenmesine ve sakinleştirilmesine katkıda bulunacağına ikna oldum.” Bak 360 derece değişiklik var. Riyad’da yaptığı konuşması Sarkozy’nin yeni konuşması. “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Yüce Allah’tır. Sürekli olarak insanlara bir alçak gönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan onu özgür kılan Allah’tır”. Fransa’daki gençlerin deliliğine bir çözüm olduğunu söylüyor burada inşaAllah.
Muhabir: Evet, kesinlikle.
Adnan Oktar: Mesela “20.yy’ın acılarına din değil, dinsizlik neden oldu” diyor bak yeni düşünce.
Muhabir: Evet evet.
Sayın Adnan Oktar. “Kalbinde Allah’ı taşıyan bir insanın tehlikeli değil, zararsız olduğunu düşünüyorum. Dini dışlamayan bir laiklik anlayışı gerekli.” Bakın kitap nasıl etki etmiş. Paniğin arkasından da bu sözleri duyduk ama MaşaAllah.
Muhabir: Sanki ülkemize de son cümleniz ülkemize de gerçekten ihtiyacı olan bir şeyi çağrıştırıyor. Hocam
Adnan Oktar: Evet. Evet. İnşaAllah.
Muhabir: Vatikan özellikle sizin yaratılış Atlasınızın üzerinde çok sıkı bir çalışma içerisinde. Bunu gözlemleyebiliyoruz. Dünya basınından takip edebiliyoruz ve özellikle Papa’nın bu konuda Adnan Hoca’yı durdurulması konusunda sıkı bir çalışma içine girdiğini görüyoruz. Sizi durdurabilecekler mi?
Adnan Oktar: Darwinizm’in yıkılması artık oluştu yani durdurulacak, set çekilecek bir şey kalmadı, çünkü gerçeklere yani 35 milyon kitap bir senede dağıtılıyor. Bu sene 35 milyonu geçti İnternet kanalıyla. Ve milyonlarca insan evrim ile ilgili olan sitelerimize girdiler. Güneşin doğduğunu gördükten sonra bir insana desen ki güneş diye bir şey yok. Yani güneşe inanma, nasıl inanmasın, gözüyle görmüş artık. Bu artık çığ gibi yayılacak ve durdurulamayacak bir gerçektir. Yani 100 milyon tane fosil var. 100 milyon adet fosil. Hepsi ben yaratıldım diyor. Fotoğraf şeklinde Allah yerin altına yerleştirmiş. Zamanı geldi, ortaya çıktı. 100 milyon. Peki Darwinistlere soruyoruz, peki bu 100 milyona karşı, sizin tek bir tane kendi iddialarınızı ispat eden yahut dolaylı yoldan ispat eden herhangi elinizde bir tane fosil var mı diyoruz. Cevap, yok. Arıyoruz, bulacağız. Kardeşim sen 150 yıldan beri arıyorsun yerin altı üstüne gelmiş. 100 milyon fosil çıkmış hepsi yaratılışı ispat eder mahiyette. Çocuk musun daha hala arıyorsun? Hayır yani şunu 5 yaşında çocuk yapmaz. Hepsi yaratılışı ispat edecek şekilde çıkıyor. Tek bir tane çıkmamış, ya çıkarsa diyor. Yani ne diyeyim ben bu durumda.
Muhabir: Evet, evet anlayabiliyorum hocam, çok çok haklısınız. Peki Hocam bu yaratılış atlasının hazırlanması sürecini biraz izleyenlerimizle paylaşır mısınız? Çünkü biz inceledik, gerek özel merakımızdan dolayı, gerekse çevremiz ile paylaştığımızdan dolayı. Çok titizlikle hazırlanmış ve en az birkaç defa üzerinden eksiği olup olmadığı konusunda incelenerek hazırlanmış bir atlas görüyoruz. Bu nasıl bir süreçle başladı ve şu andaki süreç nedir? Yeni atlaslar yolda mı?
Adnan Oktar:Evet. Yaratılış atlasını yapmadan önce arkadaşlara dedim ki çocuklara büyük bir kitap yapalım dedim, Yaratılış Atlası isimli olsun dedim. Büyükçe bir şey olsun dedim. Bana büyükçe bir kitap getirdiler, yok yok ben böyle değil dedim, daha büyük olsun dedim. Bir tane daha getirdiler, buda değil benim kastettiğim dedim, daha büyük bir kitap getirdiler, hah işte bu ayarlarda olacak dedim. Çok fazla elimizde fosil fotoğrafı birikmişti. Yaratılışı ispat eden fosillere ait fotoğraf birikmişti. Bunların hepsini koyalım dedim kitaba. Çok net delillerle vurguladığımız bir eser olsun dedim.Kitabı uzun uzun tarif ettim, yazılarını hazırladım, en sonunda işte redaktöre verdik, kitap basılmış geldi.İnanın çok şaşırdım ben kitabı görünce. Kendim hazırladığım halde, yani kapağına konacak o ilginç resimleri de, arka kapağı da hepsini kendim hazırladığım halde, kafamda canlandığı halde kitabı görünce müthiş heyecanlandım, çok şaşırdım. Yani gerçekten ben böyle bir şey beklemiyordum, bu derece.
Muhabir: Kesinlikle, kesinlikle…
Adnan Oktar: Okuyanın nasıl şoka gireceğini aşağı yukarı tahmin ediyorum. Yani tek yanlı eğitim verilmiş. 150 yıldan beri Avrupa bu yönde eğitim alıyor. İlk defa çok keskin net delillerle ama hiç reddedilmeyecek delillerle olay anlatılıyor. Hakikaten şok oldular ve hakikaten atom bombası etkisi yaptı, onlar doğru söylüyorlar. Mesela diyorlar ki Fransız tarihinin en büyük felaketi diyorlar bu kitapların gelmesi Fransa’ya ….
Muhabir: Evet kesinlikle .. Çaresiz kaldık diye bir cümle okumuştum ben, çaresiz kaldık.
Adnan Oktar: Evet. MaşaAllah. Kesin kanaatleri geldi. Bu tarihten sonra, bu olaydan sonra bir daha Darwinizmin geriye dönüşü ebediyen mümkün değil, Allah’ın izniyle. Kıyamete kadar mümkün değil. İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Hocam birde sizi çok sık eleştirdikleri bir konu var özellikle antropologların ve astronomi ile ilgilenen bilim adamlarının. Hani kendi mesnetsizliklerini size isnad ederek bir süre sonra bu yayılımcı düşüncenin durulacağını ve kendi düşüncelerinin tüm dünyaya tekrar hakim olacağı konusunda sizi ciddi eleştiriyorlardı. Ama bunun tam tersini görüyoruz. 50 yıllık, 55 yıllık araştırmaların sonunda, evrenin tesadüfen yaratılamayacağını ya da tesadüfen oluşamayacağını söyleyen bilim adamları, itiraf eden bilim adamları var karşınızda. Neler hissediyorsunuz? Neler düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Dünyanın yaratılışını soruyoruz, nasıl oldu diyoruz bilim adamlarına diyorlar ki, 0 hacim, bak dikkat edin 0 hacim, sonsuz yoğunlukta bir şey vardı, patladı ve kainat meydana geldi diyorlar. Doğru. Daha önce ne vardı diyoruz, hiçbir şey yoktu diyorlar. Yani hiçbir şey yoktu. Ne zaman vardı, ne mekan vardı diyorlar. Aniden zaman ve mekanı 0 hacim demek hiçbir şey demek. Onlar anlatırken de toplu iğne başı kadar bir atom diyorlar ama şimdi toplu iğne başı kadar atomunda bir hacmi vardır.
Muhabir: Elbette.
Adnan Oktar: Bunlar diyorlar ki, 0 hacim diyorlar. Daha başka bir şey söylüyorlar ve sonsuz yoğunlukta diyorlar. Birden patladı diyor ve patlamadan sonra birden mekan ve zaman meydana geldi diyorlar. Bu ne demektir? Allah bir demektir.
Muhabir: Aslında kendileri ispat ediyorlar. Evet, evet.
Adnan Oktar: Başka bir anlamı yok bunun başka bir anlamı yok tabii.
Muhabir: Hocam bir başka konuda ciddi anlamda sizin tüm dünya üzerinde bıraktığınız etkinin bir süre sonra gerek finans kaynaklarınızla gerek çevrenizdeki insanların bu işten yorularak vazgeçeceğini düşünerek sürekli işte Adnan Hoca düşüncesi, öğretileri bir süre sonra bir balon gibi sönecek tabirleri kullanılmaya başlandı. Özellikle Amerika Katolik kiliseleri küçük çocuklara tecavüz edebilecek kadar cüretkar olan Katolik kiliseleri ama şu anda sizin balon değil bir kaya misali sapasağlam dimdik ayakta olduğunuzu görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Adnan Oktar: Elhamdülillah. Şimdi olay, İslam’ın gerçeği, yaratılış gerçeği bizden çıktı artık. Yani olay bizim elimizde idi biz onu saldık dünyaya artık. O artık yuvarlanarak gittikçe çığ gibi büyüyerek kendiliğinden gelişiyor. Yani bizim onu artık itmemize bizim yönlendirmemize gerek yok. Yani yaratılışı insanlar birbirlerinin sitelerinden alıyorlar. Kendileri yeniden siteler kuruyorlar, yeniden kitaplar çıkarıyorlar. Onları birbirlerine ekliyorlar, yorumluyorlar. Yani o bizim kontrolümüzde olmuyor artık. Yani ben ve arkadaşlarım tamamıyla hepimizi bir yere hapsetseler bile, bir şekilde ekarte etseler, veya tamamımızı öldürseler bile bu artık bizden çıktı. Ve çığ gibi gelişiyor yani bunu durduracak güç Allah’ın izni ile yok. Hiç kimse durduramaz bunu. Yani dünyada milyonlarca Müslüman buna sahip çıktı. Milyonlarca Müslüman siteler kurdu, sitelerine bu konuları koydular, anlatıyorlar. Artık hiç kimseyi kandıramazlar. Onun için yani öyle ham hayallere hiç gerek yok. Bir de ben vazifemi yapacağım. Yani
Muhabir: EyvAllah, EyvAllah.
Adnan Oktar: Arkadaşlarım da vazifelerini yapacaklar. Biz vazifemizi yapmadan asla bu alemden çekilmeyiz Allah’ın izni ile. Kaderimiz ne ise onu yaşayacağız inşaAllah.
Muhabir: Hocam, antropologlar yenildiler, bunu artık ispat ettiniz. Astronomi bilimi ile uğraşanların büyük bir kısmı Stephen Hawking etrafında toplandılar ve Stephen Hawking’in Big Bang Büyük Patlama teorisinin etrafında yoğunlaştılar ama tasavvufa bakınca Hawking’in bir noktaya kadar gelip Yaratan’ın olmadığı konusunda çok ciddi gelgitler yaşadığını, tereddütler yaşadığını, zaman zaman da buhranlar yaşadığını görüyoruz yazılarında, makalelerinde takip ettiğimiz kadarıyla. Size ciddi bir tehdit oluşturuyor mu? Düşüncenizi yaygınlaştırma konusunda?
Adnan Oktar: Bakın diyorlar ki 0 hacim, sonsuz yoğunluktaki bir madde patladı ve zaman ve mekan meydana geldi. Bunu söyledikten sonra bir insan artık Allah yok diyemez. Bir kere bir varlık ben neyim diye sorduğunda herhangi bir şahıs ben neyim dediğinde artık Allah’ın varlığı sonsuza kadar yok olamaz. Mümkün değildir, yok olamayacağı anlaşılır. Mesela patlama meydana geldi diyor ve biz bunu söylüyoruz. Bir süre sonra mekan meydana geldi ve zaman meydana geldi diyoruz. Bu zaten yaratılışın açık, net izahıdır. O’dan Allah bizi yokluktan yarattığını söylüyor ve yokluktan yaratılmanın net ispatıdır bu, kâinatın net yaratıldığını gösteriyor. Zaten bunu söyleyen adamlar, bunu söylerken bunu beyninin içinde söylüyor. Yani böyle bir sistem var. Allah yok diyene de Allah yok dedirten yine Allah’tır. Adam kendinden Allah yok diyemez, hiçbir varlık, kendinden Allah yok diyemez. Sen Allah yok diyeceksin diyor ona Allah, sen de Allah var diyeceksin diyor. Allah yok diyenleri cehenneme koyacağım diyor Allah ben bu sözümü verdim diyor bir kere şeytandan Allah’a sığınırım ve dolduracağım cehennemi diyor Allah var diyenleri de cennetime koyacağım diyor, bu sözü de Allah vermiştir. Onun için mesela Hawking diyorsunuz, şu, bu bunlar diyorsunuz, onu o şekilde yaratan mesela o değil mi ilginç bir insan…
Muhabir: Evet…
Adnan Oktar: Onu o şekilde yaratan Allah’tır. Ona onu konuşturan Allah’tır, maddeyi sıfırdan yaratan Allah’tır. Aniden zamanı ve mekanı yaratan Allah’tır. Zaman ve mekanın öncesinde ne vardı diyorsun, hiçbir şey diyemiyorlar ne var dendiğinde tek söylenecek cevap Allah’tır. İnşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Hocam ilmi araştırma, ilmi mercek süreli yayınlarınıza baktığımızda ve külliyatınızın buna görsel külliyat da dahil olmak üzere baktığımızda düzenli ve sistemli olarak Hz. Mehdi üzerinde duruyorsunuz. Neden Hz. Mehdi üzerinde duruyorsunuz. Hz. Mehdinin geldiği dönem ya da geleceğine inandığınız dönem şimdiki yaşadığımız dönem mi?
Adnan Oktar:Peygamberimizin hadislerinden ve Kur’an ayetlerinden Mehdi’nin zuhurunun bu yüzyılda olacağı Allah-u Alem çok kesin, çok net ve açık.Yani güneş gibi açık. Çünkü 300 tane peygamber efendimizin rivayeti, 300 e yakın alamet, hepsi 20, 30 yıl içerisinde oluştu. Bunun hiçbir açıklaması yoktur. Bu net açık mucizedir. Yani meşhur, biliyorsunuz alametleri.
Muhabir: Evet.
Adnan Oktar : İran – Irak savaşı, Afganistan’ın işgali, gökte alametler olacak diyor bak mesela başladı gökte de alametler biliyorsunuz, evet başladı.
Muhabir: Evet sıklıkla başladı.
Adnan Oktar: Yine önümüzdeki günlerde ilginç gökyüzü olayları olacak. Bunun önü sonu kesilmeyecek. Ve sürekli alametler Türk İslam birliği yönünde oluyor, İslam aleminin birleşmesi yönünde oluyor. Biz nereye baksak bir mehdilik alameti mehdiyet alameti görüyoruz mesela internetin meydana getirilmesi mehdinin kullanacağı bir sistemdir ve mehdi ve İsa aleyhisselam için yaratılmıştır, onların kullanması için yaratılmıştır. Bunu açıkça görüyoruz fiili uygulamadan da göreceğiz inşaAllah. İslam ahlakının dünyaya hakim olması yönünde çok dev adımlar çok dev ilerlemeler oldu. Müthiş aydın ve kaliteli akıllı bir nesil yetişti. Artık İslam’ın durdurulması teknik olarak imkânsız hale geldi. Yani yayılmasının durdurulması teknik olarak imkânsız hale geldi. Evrim teorisinin sahte teori olduğunu artık 7-8 yaşında çocuklar biliyor. Kimse inanmıyor sadece gülüp geçiyorlar. Daha önce böylemiydi, 1970 lerde evrim teorisi son derece ciddiye alınan saygı duyulan bir hayatın gerçeği olarak biliniyordu. İddia edilen Ergenekoncuların, şunun, bunun falan herkesin derin inancıydı bu, yani derinlerin inancıydı. Biz rezil rüsva ettik bu inancı. Yeryüzünden sildik yani bir daha inşa edemeyecek şekilde yıktık. Ve Allah inancını Allah’ın var olduğunu gündüz gibi insanların gözüne, ruhuna ve kalbine Allah’ın dilemesiyle yerleştirdik. Maddenin ardındaki sırrı insanlara açıkladık. Dünya tarihinin belki de en büyük olayını açıkladık. Yani maddenin olmadığını, yani insanın beyninde olmadığını, maddenin dışarıda olduğunu algısını bizim gördüğümüz ve hiçbir şekilde maddenin gerçeğiyle muhatap olamayacağımız, maddenin ancak görüntüsü ile muhatap olacağımız ve bunun sonsuza kadar böyle olacağını insanlara ispat ettik. Bir kere burada materyalizmin, Darwinizmin felç olduğu nokta var yani hiçbir delil kullanmasak bütün delilleri bir kenara bıraksak sırf buradan Darwinizmin mahvolmasının hiçbir kurtuluşu yok. Yani sırf bu noktada sırf bu delille konu kökten bitiyor. Allah’ın varlığının ispatında da bu açıklamanın ortaya atılmasıyla açıklanmasıyla ikinci bir ihtimal kalmadı. Yani insanın beyninde bu kadar mükemmel televizyon, bilgisayar, bardaklar, masa yaratılacak, adam da diyecek ki yahu bu nasıl oluyor tesadüf mü acaba diyecek. Bir varlığın beyninde bu görüntüleri yaratmak, bilgisayar yaratmak, televizyon yaratmak, arabalar yaratmak, şehirler yaratmak.
Bunu hangi güç yapabilir. Yani bu görüntülere bir insan ne açıklama getirebilir? Tamam, dışarıda maddi varlığı var ama biz bunun görüntüsü ile muhatap oluyoruz. Allah beynimizde bunun görüntüsünü yaratmasa göremeyeceğiz.
Muhabir: Elbette
Adnan Oktar: O zaman bu görüntüyü yaratan güç kim? Ve tam renkli. Simsiyah beynimin içi karanlık. Zifiri karanlıktır insan beyninin içi. Beynin içerisinde şehirler var, meyva suları var, bakkallar var, manavlar var, kasaplar var. Bir alem var beynin içinde. Ve bakkalın içine girdiğimizde de kutular var, paketler var, üstünde yazılar var, gıda maddeleri var. Bakkalın hesap makinesi var hepsi beynimizin içinde yaratılıyor arabalar yollarda geziniyor arabaların içine giriyoruz, arabaların hız göstergeleri var, fren sistemleri var, içini açıyoruz motoru var arabaların. Bu görüntüyü beynimizin içinde kim yaratıyor tesadüf diyorsa bir insan, bu tesadüfen oldu diyorsa, bu insanın önce bir beyninin olup olmadığı konusunda bir araştırma yapılması gerekir.
Evet, evet, kesinlikle…
Adnan Oktar: Hiç kimse bak aklı başında normal zekada hiç kimse bu tesadüfen yaratıldı diyemez. Allah’ın varlığı o kadar kesin hale geldi ki şu an bu açıklamamızdan sonra bu gerçeği insanların görmesinden sonra artık yani mümkünü yok dönüşü yok, imkansız. Ancak din içerisinde bizle tartışabilirler bundan sonra yani Hıristiyanlık, Musevilik işte başka inançlar belki karşımıza getirebilirler. Ama artık dinsizlik karşımıza gelemez.
Muhabir: Çok güzel bir konu üzerinde devam ediyoruz hocam ben çocukluk yıllarımdan ilkokul döneminde Ankara’da bir devlete ait bir müzede gezdiğimizi şöyle gözümün önüne getiriyorum siz konuşurken tevafuk üzerine geldi ve orada primatlardan, homo sapiens ve homo erectus ve günümüz insanını şöyle göz önüne getirdim. Ve bir o dönemde bizim gerçekten ona inandırıldığımızı siz konuşurken gördüm ve gerçekten çok büyük üzüntü duyduk. Dönem içerisinde sizinle tanıştıktan sonra elhamdülillah, ve sizin külliyatınızı etraftaki arkadaşlarınızla paylaştıktan sonra bunun ne denli tehlikeli olduğunu o yaştaki çocuklara verilirken ne denli tehlikeli olduğunu gördük. Şimdi de çok büyük tehlikeler içerisinde ülkemiz müsaadenizle ben ülkemizin son dönemde yaşadığı çalkantılardan özellikle siyasi, ekonomik ve çokça ahlaki sıkıntılar üzerine sizinle biraz sizinle hasbihal etmek istiyorum. Ülke gerçekten çok ciddi sıkıntı içinde ama en çok ihtiyaç hissettiğimiz manevi ve ahlaki eksiklik hatta çöküntü, bunu neye bağlıyorsunuz, nasıl yorumluyorsunuz, bunun bir kurtuluşu var mı? Bu kurtuluş sizin tebliğinizle nereye ulaşır?
Adnan Oktar: Darwinist ve materyalist eğitim çok büyük tahribat yaptı toplumda. Mesela PKK nın düşüncesi, materyalist, Darwinist ve ateist sistemdir. Ve bundan sadece komünist düşünce ve terörist düşünce çıkar. Bunun için materyalist darwinist eğitime son verilmesi lazım. Yani materyalist Darwinist eğitim otomatikman bu sistemleri meydana getirir, bunları geliştirir. Buna karşı çözüm, antidarwinist, antimarksist, antimateryalist çalışma yapmaktır. Ama bunu tabi devlet yapamaz yani şu anki yapısı içerisinde yapamaz. Buna karşı sivil toplum kuruluşlarının, vakıfların, derneklerin, şahısların fert fert faaliyet yapması gerekiyor. Mesela Bilim Araştırma Vakfı’nın faaliyetleri, Milli Değerler Koruma Vakfı’nın faaliyetleri bu cümleden mesela benim yaptığım faaliyetler yine bu cümledendir. Ama dünyadaki etkisini görüyorsunuz yani bir devlet bu kadar faaliyet yapsa bu kadar etkili olmaz . Herhangi bir devletin faaliyetinin çok çok üstünde bir etki bu. Çünkü çok samimi bir faaliyet, samimi bir düşünce ve doğru bir düşünce… Şeytan Darwinizm’le insanlarla alay ediyordu. Yani, Şeytan adeta katıla katıla gülüyordu insanların buna inanmasına. Yani insanları nasıl da kandırdım, tesadüfe nasıl inandırdım, tesadüfen bütün bu alem oldu, meyvalar oldu, ağaçlar oldu, insanlar oldu diyor şeytan. Ha öyle mi diyor adamlarda doğru söylüyorsun ey şeytan diyorlardı. Şeytanda bu yalanla insanların inanmasından dolayı keyfe gelip gülüyordu. Ama şu an şeytan kara kara düşünüyor. Karşısına bizler dikildik. Artık Allah dostları dikildi. Allah bizleri vesile etti onun şeytanın karşısına dikti. Şeytan bundan sonra kıyamete kadar bir daha belini doğrultamaz söyleyeyim. Yani bu konuda ne Darwinizmi artık bir daha gündeme getirebilir ne de imansızlığı gündeme getirebilir. Artık şeytanın dünyadan bu yönde çekileceği bir döneme girdik. Bundan sonra alayı bitti şeytanın insanlarla artık alay ettirmeyeceğiz inşaAllah.
Muhabir: Evet. Hocam bizim son dönemde gençlerimizin çok ciddi sıkıntılar içinde olduğunu görüyoruz ve bunun son 11-12 yıllık bir periyodik içerisinde değerlendirecek olursak 97 yılında yapmış olduğunuz bir çalışma var, İddia edilen Ergenekon üzerine yapmış olduğunuz bir çalışma var ve şimdilerde bunun ne kadar doğru bir çalışma olduğunu artık devlet yapılanması içerisinde siyasi kurumların ve kamu kurumlarının çatışması halinde güç dengelerinin yer değiştirmesi halinde görüyoruz. Bunu nasıl yorumluyorsunuz ve İddia edilen Ergenekon’u tarif ederken nereden yola çıkarak bu tarifi ortaya çıkardınız ve nasıl ortaya çıkardınız?
Adnan Oktar: Masonluk önce bir Darwini ortaya çıkardı ve Darwinizmi ortaya çıkarttı. Sonra bunun arkasından Osmanlı’nın yıkılışı son derece kolaylaştı. Çünkü Osmanlı aydınlarına Allah yok insanları evrim yarattı, evrimde tesadüflerle oldu, dolayısıyla bütün kainat tesadüf eseridir. Siz boşa dini savunuyorsunuz gibi bir mesaj verdiler dolayısıyla ve İttihat Terakkicilerin yoğun olarak kabul ettiği bir inanca dönüştü bu. Hegel’in etkisinde kaldılar, Marks’ın etkisinde kaldılar, Engels’in etkisinde kaldılar. Ve sonucunda bu süreç başladı. Ama tabi biz doğrudan doğruya ateistiz, dinsiziz demedi Osmanlı aydınları. Sinsi bir yapılanma ve gizli bir yapılanmanın içine girdiler. İşte komünist derin devlet dediğimiz yapılanma böyle başladı. Ta Osmanlının son dönemlerinde başladı. Önce bir Osmanlı’yı yıktılar ama bununla yetinmediler, bütün Osmanlıya ait olan toprakları tek tek elden çıkarttırdılar. Ve daha bunla da yetinmediler son olarak da Türkiye’yi doğu ve batı olarak ayırmayı düşündüler. Doğu komünist Türkiye Batı Komünist Türkiye olarak. Kürt kardeşlerimizi bizden ayıracaklardı. Ama Allah tabi ayaklarına doladı, Darwinizm bir anda yerle bir oldu, ateist düşünce yerle bir oldu, gizli odaklar bir anda hallaç pamuğu gibi atıldı. İddia edilen Ergenekon örgütlenmesi paketlendi, milletin önüne kondu. Ve kolları, kanatları kırılmış oldu böylece. Cumhuriyet tarihi içerisindeki cinayetler, fitneler, bombalamalar, rezaletler, oyunlar, bizzat benim şahsıma yaptıkları oyunlar herkes tarafından biliniyor, attıkları iftiralar, emniyet içerisine kokain sokmak, kokaini yemeğin içerisine karıştırmak sonra getirip yedirmek bu yemeği bu işte komünist derin devletin pervasızlığıdır bu kadar deli cesareti göstertmek. Ve buna benzer olaylar biliyorsunuz bizim karşılaştığımız olayları, bütün bunlara bir son verilmiş oldu. Bu son verilme olayını da Said Nursi Hazretleri Risalei Nur külliyatında söylüyor. Böyle bir habis yapılanmanın, habis odağın olacağını… Bu yapılanmanın kahraman ordu ve imanlı millet tarafından durdurulacağını ve dağıtılacağını böyle hatta komite diyor. Komite olarak geçiyor Said Nursi Hazretleri deccal komitesi diyor bu yapılanmaya hakikaten de bir nevi deccal komitesidir. Ve dağıtılmıştır, dağıtılmaya da devam ediyor. Ama tabi bizim burada asıl üzerinde durduğumuz insanları alsınlar, hapse atılsın, ezilsin anlamı değil. Bu fikir sistemi ortadan kalksın. Bu habis düşünce ortadan kalksın istiyoruz biz. Yoksa ben bu iddia edilen örgüte tehdit yoluyla girmiş veyahut şaşırıp yanılarak girmiş insanları tenzih ediyorum yani onlara benim bir sözüm yok. Ben onlara şefkatle bakıyorum işin doğrusu. Ben bu işe şeytani soyunan, şeytani olarak bu işin içerisine giren insanlarla mücadele taraftarıyım. Bunların doğru yola iletilmesi ve doğruyu görmelerini istiyorum. Ve şeytanın artık oyununa bundan sonra gelmemelerini istiyorum.
Muhabir: Hocam peki siz 97 yılında iddia edilen Ergenekon’u tarif ederken mutlaka belli kıstaslarınız vardı, ibareleriniz vardı, belli nirengi noktalarınız vardı. Bunların tamamı zuhur etti, ortaya çıktı mı yoksa yani biraz da bize kalsın düşüncesiyle biraz daha bu yapılanmanın süreceği konusunda bir kanaat sizde söz konusu mu? Bize açıklamadığınız bir süreç, bir devre, bir zaman var mı?
Adnan Oktar: Yılanın başını yakaladılar işin doğrusu bu. Bir numarayı yakalayamadık dediler. Bir numarayı yakalayamazlar çünkü şeytan bir numara. Yani onu bulmaları mümkün değil. Fakat genel olarak yani o sisteme uyanları yakaladılar ama kuyruk kısmı canlı tabi hareket ediyor, hareket ettiğini görüyoruz. Ama bir süre sonra beyne bağlı olduğu için kuyruk kuyrukta susacaktır yılan da öyle başı kesildiğinde yılanın genelde kuyruğu bir süre hareket eder ama bir süre o da durur. Biraz zaman alır bu, fakat millet olarak devleti tam anlamıyla desteklememiz lazım kahraman ordumuzun sonuna kadar yanında olmamız gerekiyor, ordumuzun bu konuda çok büyük hizmetleri oldu, bu çok açıktı. Kahraman polisimizin çok büyük hizmetleri oldu. Ama iddia edilen Ergenekon’un en tehlikeli yönlerinden biri polis ve hukuk sistemi içerisine sızmasıdır. En tehlikeli yönü budur. Yani hukuk kurumlarında ve emniyet kurumları içerisinde halen yapılanmasını devam ettiriyor. Buna karşı çok uyanık olunması lazım çok atak davranılması gerekiyor. Çok süratli davranılması gerekiyor. Ama ben polisimize bu konuda güveniyorum. Gereken müdahaleyi zamanında yapacağına inanıyorum.
Muhabir: Hocam birde çalışmalarınızda çok sık üzerinde durduğunuz Mehdi – Deccal, Hz.İsa ilişkisi aynı zamanda Türk İslam Birliği yani özlenen, beklenen sıkça da nerdesin ey Osmanlı dedirten bir yapılanmanın özlemi içinde olunduğunu sık sık vurguluyorsunuz. Bu ne zaman nerde, nasıl zuhur edecek? Bunu bize söyleyebilir misiniz, paylaşabilir misiniz?
Adnan Oktar:Ben onu hadislerle söyleyeyim. Hadislerde benim gördüğüm Said Nursi Hazretlerinin izahlarında da bunu görüyoruz. Said Nursi bir kere net olarak İstanbul’da çıkacağını açık açık söylüyor kendi kitaplarında ve hicri 1400 yılında çıkacağını söylüyor, net tarih vermiş, net yer vermiş.
Faaliyeti hakkında da bilgi veriyor. Maddiyun ve tabiyyun taununa karşı mücadele edecek diyor. Yani Darwinist ve materyalist sisteme karşı mücadele edecek diyor hatta diyor ki onun bu konuda faaliyetlerinde bir ekibi olacak diyor, onu şöyle açıklamış o vazifeyi bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez diyor çünkü derin tetkikat ve meşguliyeti iktizatinden diyor kendisinin bizzat buna vakti olmaz diyor. Bir kısım taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eseri kendine hazır bir programı olarak alacak yani onu derleyip toparlayacak ve bunu neşredecek ve tatbik edecek diyor. Neşredecek yani kitap haline getirip yahut nasılsa artık interneti kullanacak bu şekilde neşir ve tatbik edecek onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Yani gözüyle görmüş gibi anlatıyor. İkinci vazifesi diyor birinci vazifesi kadar değildir diyor. Asıl diyor insanlar diyor ikinci ve üçüncü vazifelerini esas alırlar diyor hani böyle saltanat yönü, ihtişam yönü, ortaya çıkış yönü bunu esas aldıkları için diyor, o yönden pek dikkat edemezler birinci konunun önemine diyor. İhlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına yani ihlas samimiyet, sadakat yani ona karşı sadık olmak ve tesanüd birlik sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtleridir onun has ordusu diyor. Her ne kadar az da olsalar diyor manen bir ordu kadar kuvvetli ve kudretli sayılırlar diyor Said Nursi Hazretleri. 2011 yılını veriyor. 2021 yılını veriyor. 2026’ları veriyor. Bu devirde tamamen İslam ahlakının yeryüzüne hakim olacağını söylüyor. Hz. İsa Aleyhisselamın nüzul edeceğini, Hz. İsa geldiği vakit kendisinin İsa olduğunu bilmez diyor, kendisini bilmez diyor. Bir Hıristiyan Müslümanlığı andıran bir Hristiyan cemaatin içinde zuhur edecek diyor, orada onu bulacaklar diyor, bir yerde bulunacak İsa diyor. Fakat geçmişini hatırlayamayacak diyor, fakat nuru imanla havas ve yakın talebeleri onu anlayacaklar diyor İsa olduğunu, ve İsa’nın askerce ve mektepçe sayısı diyor Deccalin yani kendini ilah olarak tanıtacak olan Deccalin askerce ve mektepçe sayısına nazaran bir minare yanında bir çocuk kadardır diyor. Yani çok çok azdır diyor. Ama buna rağmen Allah’ın vereceği güçle ve mucizelerle deccali yerle bir edeceğini söylüyor. Deccal biliyorsunuz ilahlık iddia edecek, hipnoz özellikleri olan olmayan şeyleri insanlara gösteren bir varlıktır. Yani mesela bir insana ölmüş babasını gösterecektir, ölmüş annesini gösterecektir. Ve kendisinin doğru yolda olduğunu iddia ettirecektir onlara, babana sor diyecek mesela, baban ne diyor diyecek, babası da oğlum buna uy diyecek. Bu tarz harikalar gösterecek fakat Mehdi’nin onun bu harikalarını bozma gücü yok. İşte bu durumda diyor ancak bir mucizatlı bir peygamber gerekir diyor Said Nursi Hazretleri…
Hakikaten ölseydi diyor, gerçekten ölseydi diyor ve ahiretin en uzak köşesine dahi gitseydi diyor böyle bir hakikat için gelmesi zaten elzemdir diyor inşaAllah. Allah’ın adetullahına uygundur diyor. Fakat ayetlerde çok açıktır diyor ayetler ve hadislerde çok açıktır diyor . Gelişi, Şahsı İsa Aleyhisselamın gelişi kati olmakla beraber diyor, kati ve kesindir gelişi diyor, ayrıca diyor şahsı manevi olarak da çok etkili olacak diyor. Yani etrafındaki talebelerinin etkisiyle bizzat şahsı değil de diyor şahsı manevi olarak kişiliğiyle, inanç sistemiyle çünkü İslamiyeti savunacak çok etkili olacak ve bütün dünyaya İslam’ın hakim olmasına vesile olacak diyor. Rivayet de vermiş hatta Mehdi’nin arkasında namaz kılacağını birlikte, Mehdi’nin sırtından iter diyor, namaza geçirir diyor İsa Aleyhisselam. Mehdi görür görmez onu tanır diyor rivayetlerde İsa’yı. Bütün bunlar olacak. Yani hep bu aşamalardayız. Mehdi’nin bütün çıkış alametleri oluştu. Mehdi ile ilgili bizim internet sitelerimize girenler görebilir. Ahir zamanla ilgili internet siteleri var, harunyahya net, harunyahya org malum biliyorsunuz buralardan girebilirler. Hayrettir Allah’ın bir mucizesi 300 e yakın alametin hepsi oluştu. Mesela şu yağmurların yağmaması, kuraklık oluşması hepsi Mehdi’nin alametidir o da oluştu.
Muhabir: Hocam, tüm bu bahsedilen çerçeve içerisinde hicri 1400 yıldayız, İstanbul’dayız, mekan olarak zatıalinizle İstanbul’dayız. Çalışmalarınızı takip ettiğimiz kadarıyla Seyid olduğunuzu biliyoruz.
Adnan Oktar: Evet seyidim.
Muhabir: Hz. Mehdi’ye ne kadar yakınsınız.
Adnan Oktar: Çok benziyorum doğru, yani dış alametler olarak hadislerde yani aşağı yukarı tıpatıp benziyorum. Tarih olarak da benziyorum, faaliyet çalışmaları olarak da benziyorum. Ama hiç kimse ben dahil hiç kimse benimle ilgili Mehdilik iddiasında bulunamaz. Çünkü bu Kur’an’a zıt olur. Böyle bir şey diyemeyiz. Ama ileride bir şahıs çıkarsa İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olduğunda Hz. İsa o nur gibi güzel yüzüyle zuhur ettiğindeki ki kızıl saçlıdır, geniş omuzlu, uzunca boyludur, eli yüzü yani inanılmaz güzel bir insan göreceksiniz inşaAllah Hz. Mehdi ile namaz kıldığı vakit diyeceğiz ki İslam’ın hakimiyetine bu insan vesile olduğuna göre ve talebeleri de hakim olduğuna göre Allah-u Alem herhalde mehdi bu diyeceğiz. Bunun dışında bir Mehdilik iddiası olmaz.
Muhabir: Allah razı olsun. Bir de ben özel olarak Ramazan mübarek üç aylar içindeyiz, Ramazana çok az bir süre kaldı. Belki bu programımız yayınlandığı süre içerisinde Ramazanı idrak ediyor olacağız. Ramazanda Adnan Hoca neler yapar, neler hisseder, neler onu duygulandırır, özel bir ibadet şekli var mıdır, varsa paylaşmak ister mi?
Adnan Oktar: Hayrettir günler öncesinden heyecanı beni sarıyor, yani sanki böyle Bayram geliyor gibi bir şey gibi hakikaten de bayramdır Ramazan. Başından sonuna kadar Bayramdır. Çok zevklidir, kendine has bir zevki vardır. Ben iftarlarda Müslümanlarla nasıl görüşeceğimi düşünüyorum çünkü Ramazan boyunca her gün bir yemeğimiz oluyor Allah’a çok şükür, iftar yemeğimiz oluyor. Müslüman kardeşlerimle, mesela Nakşibendiler oluyor, Kadiriler oluyor, Nurcu kardeşlerimden oluyor, ülkücülerden oluyor, MHP camiasından oluyor, diğer mesela AKP li kardeşlerimden oluyor yani her düşünce, her fikir, her partiden insanlarla görüşüyorum. Yemek yiyoruz, sohbet ediyoruz, görüş alışverişinde bulunuyoruz, bu çok zevkli bir şey tabi Allah’ı anıyoruz birlikte, o zaman düşünüyorum cennette de inşaAllah böyle karşılıklı yeriz, cennet sofralarında böyle bir muhabbet olur diye düşünüyorum bir de onları böyle imanlı ve şevkli görünce çok hoşuma gidiyor. Mesela cemaatler, ben İslam cemaatlerinin hepsini çok severim. Bütün mezhepleri de seviyorum. Yani Caferileri de, Alevileri de. Bektaşileri de hem de ne coşkuyla. Sünni kardeşlerim zaten onlar benim canım ciğerim hepsi tabi seviyorum. Mesela ülkücüler ben gençliğimden beri hep çok severim. Hep böyle yiğit, aslan gibi delikanlılardı. Hakikaten vatan, millet, Allah, kitap, bayrak dedin mi tüyleri diken diken olan yiğit delikanlılar, yiğit insanlar, hepsini çok severim. Ben insanlar arasında ayrım yapılması çok anormalime gidiyor, yani memleket çok güzel, mesela Karadeniz çok güzel, Güneydoğu çok güzel, Akdeniz çok güzel, Ege güzel. Yani ne oluyoruz, bütün milletin suratı asık, yani bayağı bir insanın yüzü asık, yani selamlaşalım herkes birbiriyle kucaklaşsın, sohbet edelim, konuşalım. Ne fark eder, sağcı, solcu, Yani Allah onu öyle yaratmış. Bizim solcumuz yine Allah’a inanır, bizim solcular da yine zannediyor ki mutlak anlamda Allah’ı inkar eden birisini bulamazsınız… İlla ki bir şekilde Allah’a inanıyordur yani en fazla o deist dedikleri inançta oluyorlar. Allah’a inanıyor ama dinsiz oluyor ona benzer ki yani o da mümkün değil, çünkü Allah olduğuna göre din zaten mecburen olması gerekiyor. Allah kainatta katrilyonlarca, sonsuz sayıda nimet yaratacak, sonsuza yakın fakat hiçbir amacı olmayacak. Her şeyin bir amacı var, mesela bardağın amacı var, ayakkabının amacı var, mikrofonun amacı var, ama dünyanın amacı yok, insanların amacı yok diyor deistler şimdi şu mantık mı yani. Bir tane amacı olmayan bir şey yok. İnşaAllah. Onun için öyle herkese şefkatle yaklaşılması, bir kardeşlik duygusu içerisinde olunması, hoşgörülü ve ılımlı bir bakış açısı içerisinde olayları değerlendirmek çok iyi olur. Yani böyle hayat da çok güzel olur, ahiretimiz de inşaAllah çok güzel olur, dünyamızda çok güzel olur. Tamamen suni masonlar bizi aldattı. Gereksiz yere kardeşlik duygularımızı kırdılar. Yok işte Yahudi, Yahudi deyince irkilirdik biz çocukluğumuzda, Ermeni deyince, yani niçin böyle olsun. Allah’ın kulları onlarda… Ehli kitap Kur’an’da onların hükmü var. Onlardan kız alınıp evleniliyor. Beraber yemek yeniyor, sofralarına oturuluyor. Sofralarında yemek yeniyor, nasıl biz bu insanları karşımıza alırız, niçin düşmanlık olsun. Tabii ki seviyoruz, tabii ki kardeşimiz onlar. Kıyamete kadar da öyle olacak inşaAllah. Onun için ben Türkiye’nin geleceğini çok güzel görüyorum Allah’ın izni ile. Mehdinin zuhuru Said Nursi Hazretlerinin de izahları, peygamber efendimizin de rivayetleri var, Kuran ayetleri mesela Nur Suresi’nin 55. ayetinde mehdiyete açıkca işaret edilmektedir. İslam’ın bütün dünyaya hakim olacağına açık açık belirtiyor Allah ayette. Onun için çok güzel günlerin arifesindeyiz. Bunlar zaten zuhur etti ve ediyor da ve kesintisiz devam ediyor. Said Nursi neredeyse bütün tarihin, Cumhuriyet tarihinin ve ileriki 2000 hatta hicri 1500 e kadar, 1577’ye kadar olan olayları bile Allah-u alem diyerek tarif etmiş. Ve o mübarek insanın bir tane tek bir sözü yanlış çıkmadı Allah’ın hikmetidir, hayrettir, bir tane sözü. Mesela 1971’de terörün başlayacağını, anarşinin başlayacağını Kur’an ayetlerini çıkarıyor belirtiyor, aynısı ile çıktı. 1997’deki olayları belirtiyor aynısıyla çıktı, 2001 yılındaki gelişmeleri belirtiyor çıktı, kendi zamandaki olayları söyledi, çıktı. Bütün alametler, bütün söyledikleri çıkıyor maşaAllah çok mübarek, çok müthiş bir insandır Said Nursi ileride değeri ve kıymeti çok çok daha iyi anlaşılacak benim kanaatim inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Hocam, Her ilim sahibinin, her alimin, her Hoca tabir ettiğimiz mutlaka yanında özel şeylerini paylaştığı mektep arkadaşları, fikir arkadaşları, gönüldaşları olur. Siz gönüldaşlarınızla neler paylaşıyorsunuz, özel olmazsa, neler konuşuyorsunuz paylaşabilir misiniz?
Adnan Oktar: Çok çok neşeli olur benim bulunduğum ortam genelinde. Çok espri yaparım. Konuşmalarımda genellikle samimi olduğu için arkadaşlarım çok severler. İmani konuları anlatırken de genellikle her seferinde yeni bir konu anlatırım. Aynı konuları genellikle pek tekrar etmem. Yeni yeni tefekkürlerimi, yeni yeni düşüncelerimi anlatırım. Onların böyle imanlarının, şevklerinin artması benim çok çok hoşuma gidiyor. Hakikaten işlerinde de çok başarılı oluyorlar, Allah sağlık, sıhhat veriyor. Mesela bizim çocuklar genele oranla en az bir on yaş daha gençtirler. İspata açık, herkeste görebilir. Yani mesela arkadaşları ile karşılaşıyorlar. Arkadaşları müthiş yaşlanmış, hepsi genç maşaAllah. O da bir mucize Allah’ın hikmeti. MaşaAllah.
Muhabir: EyvAllah. Hocam Adnan Oktar artık tüm dünyada ilmini ispatlamış, tüm dünyada, özellikle Türki Cumhuriyetlerde, özellikle çünkü Sovyet, komünist Rusya’nın dağılması, insanların yıllarca, yüzyıla yakın bir süre maneviyatsız, dinsiz yaşamaları, sizin de onların bilgilerinizi onlarla paylaşmanız, onlara tebliğ yönteminiz çok farklı şeylere neden oldu çok farklı şekilde zuhur etti. Şöyle bir baktığınızda eksik yaptım, şurada eksik davrandım dediğiniz bir yer, bir yöntem ya da bir düşünce var mı?
Adnan Oktar:Tabii ki ben her zaman yaptıklarımı yetersiz görürüm. Yani Mesela günümü boş geçirdiğimi düşünürüm çok çok doluda olsa, daha fazla bir şeyler yapabilirdim, daha fazla yazı yazabilirdim, daha fazla tebliğ yapabilirdim diye düşünürüm yani her gün de onun bir pişmanlığı olur. Bu pişmanlık tabi kendini kahreden üzen bir pişmanlık değil. Bir şevk pişmanlığıdır. Müslüman öyle pişman olur. Yani vah vah tarzı yapmaz Müslüman. Ama tabii ki her zaman daha iyiyi, daha güzeli Allah bizlere göstertiyor. Biz nihayetinde kadere uyan, kendini var zanneden, hiç olan varlıklarız. Yani bir görüntümüz var, o görüntü de Allah’a ait. Sesimizi yaratan Allah, görüntümüzü yaratan Allah, sizi burada mesela bizlerle konuşturan Allah. Kaderde bu. Saat, vakit gelince konuşuyoruz. Daha ben annemden doğmadan sizle buradan konuşmuş oluyorum. Her kelime, her söz, her harf belli, nerede, nasıl konuşacağım. Mesela sehven yanlış konuşmalarım olsa bile o da belli kaderde. Bin kere başa alınsa o yine aynı hatayı yaparım yapsam. Onun için her şeyde bir hayır vardır, her şeyde bir hikmet vardır. Allah her şeyi hayırla yaratır. Hatalarda da hayır vardır, insan hata yaparsa onda da hayır vardır. Daha şevklenir, daha gayreti artar. Benimde görüş ve düşüncem hep bu yönde oluyor inşaAllah.
Muhabir: Hocam, şöyle çalışmalarınıza dikkatli bir gözle baktığımızda mezhepler üstü, tarikatler üstü ve tüm İslam alemini kucaklayıcı bir çalışma ve tebliğ şekli var. Yurt dışında da elbette bir çok konferansa özellikle vakfın başkanlığını yaptığınızdan dolayı yurt dışına özellikle çıkıyorsunuz ve konuşmalar, paylaşımlar oluyor. Özel paylaşımlardan bize birkaç cümle veya birkaç düşünce aktarır mısınız çünkü gerçekten çok merak ediliyor Adnan Hoca arap ülkelerine gittiği zaman, okyanus ötesine gittiği zaman, İskandinav ülkelerine gittiği zaman neler konuşuyorlar, neler paylaşıyorlar, bizimle paylaşır mısınız?
Adnan Oktar:Adnan Hoca’nın oralara ruhu gidiyor, kardeşleri gidiyor. Ben pek gitmiyorum. Ben bizim kardeşlerimizin beni temsilen, benim ruhaniyetimi temsilen onlar gidiyorlar. Çok güzel şeyler anlatıyorlar. İsrail’e gittiler, Rusya’ya gittiler, Kazakistan’a gittiler, Amerika’ya gittiler, İngiltere’ye gittiler. Gitmedikleri hiçbir yer kalmıyor ve müthiş etkili oluyorlar. Yani gittikten sonra çok kalıcı etki oluyor. Hakikaten atom bombası etkisi gibi. Ve gittikçe de yayılıyor. O yönüyle çok güzel, başarılı çalışmalar var elhamdülillah.
Muhabir: Yeni çalışmalarınız var mı?
Adnan Oktar: Yeni çalışmalarım, kitaplar var, yeni cdler var. Cd çalışmaları var böyle sürpriz güzel şeyler hazırlıyorum inşaAllah. Onun dışında da dergi çalışmaları oluyor. Yeni yeni geliştirmeyi düşündüğümüz birkaç dergi çalışması var. Onlara bakıyorum bir de yurt dışındaki yabancı dergilere yardımcı oluyorum. Onları mesela doğrudan doğruya bütün derginin çıkışını bazen organize ediyorum. Bütün yazılarını gönderiyorum. Mesela 200’e yakın yayın organı var yurt dışında bunların hepsinde yazılarım çıkıyor maşaAllah. O tarz bir çalışmamız da var.
Muhabir: Peki hocam günde kaç saat çalışıyorsunuz,zaman size yetiyor mu?
Adnan Oktar: 4 saat uykunun dışında hepsini çalışarak, bir parça yürüyüş yapıyorum, bazen arkadaşlarımla sohbet ettiğim oluyor, bir yerlere gidip geliyoruz böyle kısaca o tarz şey, ama onun dışında vakit yok, ben mesela 30 yıldan beri hiç tatil yapmadım, yapmam da . Benim tatilim Türk İslam Birliği oluşunca olur, onun dışında bize tatil yok inşaAllah.
Muhabir: Peki Türk İslam Birliğinin olgunlaşma sürecinden biraz bahsedermisiniz? Çünkü biraz çalışmalarınıza baktığımızda çalışmalarınızı incelediğimizde Türk İslam Birliğinin oluştuğunu sadece rakamsal olarak bir tarih beklediğini görüyoruz. Sizde bir tarih var mı?
Adnan Oktar: Benim kanaatim Azerbaycan ve Suriye ile birleşme yani birkaç yılın içinde bile olabilir. Yani çok çok yaklaştı o. Fakat tabandan biraz tazyik gerekiyor. Yani hükümete hadi ne duruyorsunuz gibisinden bir tazyik gerekiyor inşaAllah. Azerbaycan müthiş istekli bu konuda ama hayret edecek şekilde istekli. Onlar bugün söylesek desek ki Türkiye ile Azerbaycan birleşsin birkaç saatin içinde karar verecek durumdalar. Yani meclislerinden hemen karar çıkarırlar. İki devlet bir millet zaten onların eskiden beri söyledikleri bir şey bu.
Suriye de aynı şekilde içi gidiyor Suriye’nin Türkiye ile birleşmek için. Irak zaten can atıyor. Mesela şii sayın Ahmedinecad geldi Sünni imamın arkasında namaz kıldı, hiç olmayan bir şeydir bu, Osmanlı döneminde de olmamıştır. Bunun anlamı çok büyük dedi, siyasi anlamı çok büyük…
Muhabir: Kesinlikle… kesinlikle…
Adnan Oktar: Gerçekten büyük çünkü ne demek istiyor eğer siz liderliği ele alırsanız ben size kesin tabii olacağım ve bütün Şiiler tabi olacak. Sünni Şii ayrımı yok Müslümanlar kardeştir. Türk İslam Birliğinin şefkatli beraberliğine birliğine ben de taraftarım, hazırım mesajını verdi. Bu müthiş bir şey… Aynı şekilde Sünni gidip bir Şii imamın arkasında namaz kılabilir, bu ortaya çıktı inşaAllah. Çok güzel bir mesajdı, bunu zaten daha evvelki röportajlarımda söylemiştim onun tahakkuku oldu, aynısı oldu Allah’a çok şükür. Şimdi de Kafkas birliğinden bahsediliyor Kafkas birliği ne demek zaten Türk İslam birliğinin ilk blok çalışması demek Kafkas birliği varsa Türk İslam Birliği de olacak demektir, arkası geliyor demektir. O tren yolu olayı, değil mi, tren yolu ağı, doğalgaz hatları, petrol boru hatlarının Türkiye ve Türki ülkelerle birleştirilmesi işte Türk İslam birliğinin kabloları, bağları, ipleri bunlar. Ama bu son olayın hiçbir açıklaması yok. Kafkas birliği çok nettir. Türk İslam Birliğine birinci adım. Ama süratlenmesi için diyorum yani zeminden her yerden bastırmamız gerekiyor. Yoksa hükümette hazır, ülkelerde hazır, her yerde hazır inşaAllah.
Muhabir: Hocam, bir de müsaade ederseniz, özel birkaç soru sormak istiyorum. Hak batıl Habil ve Kabilden bu yana yeryüzünde var. Hatta ondan ötesi Adem aleyhisselamla başlayan ve iblisle başlayan bir hak batıl çatışması kavgası var. Bu çatışmada, kavgada Adnan Oktar hiç korkuyor mu? Acaba bir gün bir yerde kendisine bir zarar verilecek düşüncesi var mı? Çünkü hakkın olduğu yerde mutlaka batıl da var.
Adnan Oktar:Ben kader içinde hareket ettiğim için bana hiçbir şey olmaz onu söyleyeyim. Yani hiç kimse hiçbir şekilde bana zarar veremez ve hiçbir şey yapamadı. Ben bir kere vazifemi mutlaka yapacağım ve hiç kimse beni durduramaz bu konuda Allah’ın izni ile.Ancak beni kim durdurur Allah. Vazifem bitmiştir, canımı alır, Refik–i Ala’ya Yüce Dost’a giderim konu biter. Allah’a ruhumu teslim ederim ama bunun dışında Allah’ın dışında hiçbir şekilde hiçbir şeyden korkmam ve korkmadım da şu ana kadar da ve müthiş şevkimi arttırır yani benim üzerime gelindikçe böyle korun üzerine körükle gidersinde nasıl parlar alev ben de öyleyim. Yani müthiş coşkumu arttırır beni çok açan şeylerdir bunlar ve iftihar ediyorum bana yapılan zulümleri anlatırken iftiharla anlatıyorum dikkat ederseniz.
Muhabir: Evet, evet… Görüyoruz.
Adnan Oktar: İnşaAllah. Benim için o bir şereftir. Yani benim tarihimin bir şerefidir onlar. Bundan sonra da olursa o da benim bir tarihimin şerefi olur. İftihar ederim inşaAllah.
Muhabir: Biz bunu yakından gördük hocam, sizin iyi niyetinizi samimiyetinizi gördük. Çünkü oldukça uzun süredir gönül olarak istememize rağmen bugün elhamdülillah buradayız.
Adnan Oktar: MaşaAllah.
Muhabir: Sizinle hasbihal halindeyiz ve iyi niyetli olunduğu sürece birçok kapıların açıldığını gördük.
Adnan Oktar: MaşaAllah.
Muhabir: Sizin iyi niyetiniz dolayısıyla kabul ettiniz ve buradayız. Dolayısıyla şöyle baktığımızda gerçekten korkmadığınızı görebiliyorum
Adnan Oktar: Evvel Allah, Evvel Allah…
Muhabir: Ama şaşar beşer doğrultuda hiç böyle içinizde bir gram acaba olabilir mi düşüncesi ya da bir şey oldu mu?
Adnan Oktar: Ben size şöyle diyeyim de oradan daha iyi anlayın. An içerisinde bakın saniye içerisinde demiyorum an içerisinde bütün sonsuz hayatımızı biz Allah katında yaşadık. Hepsi bitti. Bu durumda ve hepsi hayırla bitti, hayırla ve hikmetle ve hayırla bitti. Bu durumda hangi aklı başında Müslüman herhangi bir olaydan tedirgin olur veyahut kalbinde bir korku duyar veya rahatsızlık duyar. Allah’ın dışında hiçbir şeyden korkamaz Müslüman. Bu mümkün değil, an içerisinde her şey bitti. Mehdi geldi, İsa Aleyhisselam nüzul etti. İslam hakim oldu. Yecüc Mecüc zuhur etti. Sonraki o fırkayı dalya ortaya çıktı, kıyamet koptu. Zaten anlatıyor Allah kıyamet yaşanmış şeyi anlatıyor Allah hatta cehennem ehlinin neler yaptığını anlatıyor yani yapacak demiyor yaptılar diyor cennet ehlinin nasıl sohbet ettiğini anlatıyor karşılıklı tahtlarda yani olmuş olayları anlatıyor Allah, olacak demiyor hepsi Allah katında olup bitti, onun için Müslüman’ın gönlü son derece müsterih ve rahattır. İnşaAllah.
Muhabir: Peki İsrail’den bir çekinceniz var mı çünkü İsrail terör devleti üzerine kurulmuş bir yapılanma son dönemde Siyonizm ile birlikte her ne kadar inkar etseler de bunu Gazze’de, Şeria’da, Lübnan’da çok rahat bir şekilde görüyoruz. Maddi olarak Birleşik devletlerde, Avrupa’nın birçok özellikle yapmış olduğunuz çalışmalarda Hollanda başlangıcı olarak görüyoruz. Hiç çekinceniz var mı?
Adnan Oktar: Allah istemedikten sonra yaprak düşmez biliyorsunuz. Toz havadaki toz varya Allah dilemedikten sonra o tozun içerisinde bir alem oluyor. Tozun içine biz girdiğimizde katrilyon çarpı katrilyon atomlar var. Atomların içerisinde alemler var. Onun içinde yine alemler var yani Allah’ın ilmine sırrına insanın aklı hiçbir şekilde vakıf olamaz. Biz Allah’ın bildirdiği kadar bilgiyi alabiliyoruz. Onun için suikast yapacaklarmış yok bilmem bunların hepsi hikaye. Bana mesela suikast yaptılar 9 kere suikast yapıldı. Silahlı da yapıldı, saldırmayla suikast yaptılar Allah gözlerini kapadı. Mesela evin kapısında ağabeyimin ismi yazdığı halde şaşırıp komşuya gittiler. Komşularda belalı biriydi, onlarla çatıştılar. Çok büyük arbede olmuştu. Yaka paça kaçtılar. Allah durdurdu, Allah gözlerini kapattı. Silahlı evin önünde bekleyenler oldu, bir gün ben arabayla dönüyordum eve geldik Ortaköy’deki eve o zaman Ortaköy’deydi evimiz. Evin kapısında köpekler daire halinde dönüyorlar hayvanlar, peş peşe, peş peşe çok acayibime gitti, tam giriş kapısında herhalde bir şey var dedim, siz devam edin dedim. Arabayla biz böyle tur attık, geri döndük oradan bir polis arabası eskort arabası geçiyordu, tamam şimdi iyi dedim, ortalık güvenli şimdi girebiliriz, ben indim eve çıktım aşağıdan telefon ettiler biz dediler çalıların arkasında yatmıştık, çalıların içine seni bekliyorduk ama bu sefer kurtardın dediler. Yani mesela bu Allah’ın hikmeti, Allah köpekleri vesile etti orada. Yine bir kere arkadaşlarımızla gidiyorduk ismini de vereyim Nuri diye bir arkadaşımız var o arabayı kullanıyordu. Arkadaşım gideceğimiz eve değil de hiç alakasız bir yere götürdü bizi. Yavrum ne yapıyorsun sen dedim, şaşırdın mı sen dedim. Hocam dedi araba beni alıp götürdü dedi yani çok garibime gitti bu laf en az dört beş kişi vardı. Nişantaşı’ndaki bir eve götürdü başka bir arkadaşımızın evine hiç alakasız. Bir hayır, hikmet vardır dedim. Aşağı indik, benim gideceğim eve baskın yapmışlar, böyle kar maskeli şahıslar, biz onları şikayet ettik sonra vazgeçtik, şikayetimizi geri aldık. Çünkü gaspa girecekti, para da almışlar çünkü para da alınınca genç insanlar gasptan yatacaklar 25-30 yıl falan ağır cezası. Biz de şikayetimizden vazgeçtik mecburen acıdığım için bıraktırttım. Buna benzer çok fazla olaylar oldu. Yani Allah’ın koruması müminlerin üzerinedir. Ama mesela kader başka türlüdür. Bir şey vardır, senin vazifen orada bitmiştir artık tamam. Cenab-ı Allah’a, Refik-i Ala’ya kavuşma vaktidir, aşkla şevkle sevdiğinin yanına gidersin. inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Peki Adnan Oktar ne zaman hüzünlenir, ne zaman ağlar? Hocam paylaşır mısınız çok özel değil ise?
Adnan Oktar: Allah aşkı ile ağlanır, Allah sevgisi ile ağlanır. Coşkudan ağlanır, sevinçten ağlanır. Allah sevgisinin coşkusundan ağlanır. Bunun dışında ağlama Müslüman’a yakışmaz. Üzülme de yakışmaz. Ama Allah aşkıyla ağlanır, Allah korkusu ile ağlanır inşaAllah.
Muhabir: Peki hocam çalışmalarınızda sizi en çok hayrete düşüren, en çok belki de korkuyla titreten bir çalışma var mı? Çünkü şöyle baktığımızda astronomi bilgisi var, paleontoloji var, jeoloji var, uzay bilimleri var, çok geniş bir yelpazede çok geniş bir tebliğ ve beyinleri, akılları dumura uğratan bir çalışma metodu var. Bu metod içerisinde sizi titreten, şaşırtan, bir yer var mı?
Adnan Oktar: Ben maddenin olmadığını anladığımda çok şiddetli heyecanlanmıştım. Lise son yılları, düşünürken aniden fark ettim. Boş bulundum. Tarif edemem duyduğum heyecanı, çok çok şiddetli heyecanlandım, hatta yattım heyecanım yatışsın diye baktım yatamıyorum, çok şaşırdım maddenin olmadığını anlayınca. Yani madde var fakat maddenin görüntüsünü gördüğümü anlayınca. Yani çünkü gördüğümüz şey madde değil. Maddenin görüntüsü. Dışarıda madde var. Ama bu dehşetli bir şey, yani beynimin içerisinde pırıl, pırıl aydınlık bir dünya var. İnsanlar var, şehirler var, arabalar var Alice harikalar ülkesinde gibi bir şey yani bu. Çok acayip bir şey. Bu dehşetli sistemi görünce hem müthiş sevindim Allah’ın böyle muazzam bir delil vermesi ve böyle mucize göstermesinden dolayı müthiş sevindim hem de eserlerimde dikkat ederseniz temel konulardan biridir bu.
Muhabir: Hocam, eserlerinize baktığımızda bir müslümanın üç merhalesinden sonuncusunu görüyoruz. Belki de en önemlisini görüyoruz. İlmel yakin, aynel yakin ve hakkel yakini görüyoruz.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Siz kendinizi nerede görüyorsunuz? Biz elbette bir şekilde görmeye ya da okuduğumuz şekilde anlamaya gayret ediyoruz. Siz nerede görüyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi en makbul olan hakkel yakindir. Mümin hakkel yakini elde etmeden kalbi ferahlamaz. İlmel yakin hakkel yakinin kapısıdır. İlmel yakinden hakkel yakine geçilir biliyorsunuz. Hakkel yakin ile kalp doyar. Öbür türlü Müslüman onu kabul etmez. Yani vicdanı rahat etmez.
Muhabir: EyvAllah. Hocam üç aylar içindeyiz, az önce de buyurdunuz Ramazana çok az kaldı. Bizim de vaktimiz azaldı, sizi de çok yormak istemiyorum.
Adnan Oktar: Estağfirullah.
Muhabir: Değerli çalışmalarınız da aksatmak istemiyorum. Ramazana özgü özel bir mesajınız var mı? Kon Tv izleyenleri ile paylaşmak ister misiniz?
Adnan Oktar: Ramazanda daha bir kenetlenelim. Bütün Türkiye birbirini daha bir çok sevsin, müthiş güzel ülkemiz. Yani mesela Konya inanılmaz güzel bir yer, Tokat’a gidiyorsun ayrı bir güzel, Turhal ayrı bir güzel. Karadeniz cennet gibi, Akdeniz zaten mağlum, İzmir muazzam güzel. Kardeşliğimizi pekiştirelim. Yani bu yüzler asık yüzler gitsin. Neşeli böyle sevinç dolu, canlı bir yüze ve ruh haline girelim inşaAllah. Ramazanda fakirleri, kardeşlerimizi, komşularımızı mutlaka yemeğe çağıralım, iftara çağıralım. hatta sahura çağırabiliriz. İnşaAllah Hatta dostluk bağını güçlendirelim, ibadetleri birlikte yapalım. Çok güzel olur inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Özel olarak bir mesajınız var mı? Ya da özel olarak şu tarihte biz şöyle bir çalışma yapacağız diyebileceğiniz bir mesajınız var mı? Merakla bekliyoruz çünkü…
Adnan Oktar: Şimdi, sürprizler güzel olur. Ben biliyorsunuz hep sürpriz yaptım şimdiye kadar. Güzel sürprizlerim var, güzel çalışmalarım var İnşaAllah. Kardeşlerime bütün İslam alemine bütün Türk İslam alemine sunulmak üzere inşaAllah. Ama hakikaten bu önümüzdeki 10-20 yıl çok muhteşem yani dünya tarihinin en güzel yılları en büyük olaylar olabilir, en büyük gelişmeler olabilir bu yılları çok iyi değerlendirelim, sevabı çoktur. Yani ne kadar zorluysa ortam sevabı o kadar çoktur, doğum sancısı var şu an Türk İslam birliğinin. Bu ortamda yapılan ibadetler çok makbul. Bunun değerini çok iyi bilip en iyi şekilde ibadetlerimizi yapmaya gayret etmemiz gerekiyor.
Muhabir: İnşaALLAH. Hocam değerli vaktinizi bizlerle paylaştınız. Konuk ettiniz, öncelikle misafirperverliğinize ve sonra programımızın başında belirttik beyefendiliğinize çok çok teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: Allah razı olsun.
Muhabir: Allah sizden razı olsun. Çalışmalarınızda sonsuz başarılar diliyoruz.
Adnan Oktar: Allah razı olsun. Elhamdülillah.
Muhabir: Ve biz feyz aldıklarımıza hep şöyle dua ediyoruz. Taha Suresi 114. ayetinin sırrına binaen “Rabbim ilminizi inşaAllah. çok çok arttırsın”.
Adnan Oktar: İnşaAllah, İnşaAllah. Cümlemizin, cümlemizin.
Muhabir: Çok çok sağolun.
Adnan Oktar: Allah razı olsun.
Muhabir: Çalışmalarınızda önümüzdeki yıllarda başarılar diliyoruz ve uzun bir ömür diliyoruz. inşaAllah. Çok sağolun.
Adnan Oktar: İnşaAllah. Hepimize Allah sizleri de böyle bizlerden ayırmasın, hep beraber birlikte olalım inşaAllah. Lütfettiniz, şeref verdiniz. Şerefyab ettiniz bizleri. İnşaAllah tekerrür eder yine görüşürüz.
Muhabir: İnşaALLAH, hocam çok çok teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: Bütün Konyalı kardeşlerime selam, sayılarımı iletiyorum, hürmetlerimi iletiyorum. Hepsini çok seviyorum bütün Türkiye gibi, bütün İslam alemi gibi.
Muhabir: Çok sağolun Hocam. Evet sayın izleyenler işte muhtasar ismi ile Harun Yahya gerçek ismi ile Adnan Oktar hocamızı programımıza Fırçalı Yorum programına Kon Tv ekranlarında konuk ettik. Kendisinin misafirperverliği için bir kere daha teşekkür ediyoruz. Değerli çalışma arkadaşlarına çok çok teşekkür ediyoruz. Siz izleyenlerimize de programımıza gösterdiğiniz teveccühten dolayı teşekkür ediyoruz. İnşaAllah bir sonraki programımda buluşmak ümidi ile sizleri Allah’a emanet ediyorum efendim. Sağlıcakla kalın, hoş kalın. Esselamü Aleykulm ve Rahmetullahu ve berekatuhu.