Sayın Adnan Oktar Azerbaycan Ayna gazetesiyle olan bu röportajda; İslam Devleti ile İslam toplumu arasındaki farkı anlatırken, Türkiye’nin halkı Müslüman olduğu için bir İslam toplumu olduğunu fakat devletin laik yapıda olduğunu ve böyle de olması gerektiğini açıkladı. Toplumun genelinin inancının esas olduğunu ve Türkiye’de de genelin laikliği istediğini, buna saygı duyulması gerektiğini söyledi. Bir Budist’in Türkiye’de idarenin Budist sisteme göre olmasını istiyorum deme hakkının olmadığını, bir Musevi’nin de böyle bir talepte bulunamayacağını, aynı şekilde bir Müslümanın da Türkiye’nin Kuran’la yönetilmesini istemesinin uygun olmayacağını, çünkü toplumun çoğunluğunun laikliği istediğini anlattı. Farklı inançlara sahip tüm insanların görüşlerini açıklamakta özgür olması gerektiğini ancak başka insanları zorladıkları takdirde bu tavrın uygun olmayacağını da sözlerine ekledi. Farklı sorulara verdiği cevaplarda; Vehabilerin ve şiilerin dini yaşamada çok titiz olduklarını, terörün savunma adına da yapılsa kalleşçe bir yöntem olduğunu, İslam dini ile hiçbir şekilde bağdaşmayacağını vurguluyor. Sayın Oktar kendisinin seyyid, Peygamber Efendimiz(sav)’in neslinden olduğunu ama halis kan Türk olduğunu söylüyor. Ermenilerle Türkler arasındaki sorunların tamamen suni ve zorlama olduğunu, masonların yönlendirmesiyle bunların ortaya çıktığını, Türklerle Ermenilerin kardeş olduğunu, sürekli dostluk mesajı verilmesi gerektiğini anlatıyor. Azerbaycan ve Türkiye’nin iki devlet tek millet olarak birleşmesi konusunda geniş açıklamalar yapıyor. Tarikatları, Allah sevgisini anlatan güzel ahlak okulları olarak tanımlıyor.
/*****************/
ADNAN OKTAR’IN AZERBAYCAN AYNA GAZETESİ RÖPORTAJI
(İstanbul, 8 Ağustos 2008)
Muhabir: Öncelikle bu görüşmemizden çok memnun olduğumu ifade etmek istiyorum. Umarım çok samimi bir ortamda sohbetimizi gerçekleştireceğiz ve faydalı bir sohbet olacağına inanıyorum.
Adnan Oktar: İnşaALLAH.
Muhabir: Öncelikle şöyle bir soru sormak isterim size, isminiz geldiğinde en çok evrim teorisi ve üzerine yaptığınız eleştiriler, evrim teorisinin çürütülmesi vs. gibi konular geliyor akla. Ve benim de şahsen ilk tanışıklığım sizinle o dönemden başlar yani ve halka hitap edecek dilde yazılmış kitaplar bunlar. Fakat bu geniş bir konu bunun için yazdığınız kitaplar kadar konuşmada belki az olur fakat böyle şekilde sorabilirsek soruyu, bir gazete söyleşisi içinde, bir soruya, sorunun cevabına sığacak şekilde evrim teorisini nasıl yalanlıyorsunuz?
Adnan Oktar: Evrim teorisini zaten Allah yeraltına koyduğu bilgilerle yalanlamış. Bütün kıtalarda hemen hemen bütün memleketlerde yeraltı katmanlarını incelediğimizde adeta fotoğraf plakaları gibi milyonlarca, şu ana kadar 100 milyon adet yaklaşık bulundu, canlıların bire bir fosilleri. Mesela balıksa olduğu gibi kalmış, sincapsa olduğu gibi kalmış her türlü hayvan olduğu gibi kalmış. Kazı yapılıp çıkarıldığında mesela sincabın herhangi bir fosili, alıp koyuyoruz sincaba bakıyoruz tıpatıp aynı, hiçbir değişikliğe uğramamış, balıklara bakıyoruz aynı, çekirgeye bakıyoruz aynı, diğer hayvanlara panterde, aslanda, şunda-bunda hangisine baksak aynı, bu pratik bilgidir. Pratik bilgiye göre 100 milyon delille bir konu ispat edildiyse, konu ispat edilmiş bitmiştir. Karşı taraf delil getirmesi durumunda düşünülür, o zaman deriz ki acaba Allah onların dediği gibi mi yarattı? Ama öyle bir delil yok. Yani tek bir tane ara fosil yok. O zaman bu kesin, net, açık bir delildir, daha bunun üstüne tartışacak bir konu olmaz. Çünkü 100 milyon yıllık, 200 milyon yıllık, 300 milyon yıllık fosiller bunlar. Daha 300 milyon yıl denen olay bir evrimci için kesin delildir, konuyu bitirmiştir 300 milyon, hatta 10 milyon yıl bile çok büyük bir süredir. Fakat 200-300 milyon yıldan beri değişmediyse bir canlı bitmiştir. Onun için evrimcilerin konuşacağı hiçbir şey kalmadı, şu an durumu muhafazaya çalışıyorlar, onu da beceremiyorlar. Hatta Dawkins’i çağırdım, İngiliz, o evrimci, gelsin tartışalım dedik yahut biz gelelim oraya İngiltere’ye gidelim biz tartışalım dedik, çıt yok, ses çıkmazdı zaten, inşaALLAH.
Muhabir: Tamam, çok teşekkür ediyorum. Şimdi tabi İslam toplumları arasında çok değişik yapılanmalar var, siyasi teşkilati yapılanmalar açısından ve Peygamber Efendimiz’in döneminden bu güne kadar siyasi tarihimizi, siyasi tarihimiz derken İslam tarihimizi kastediyorum, incelediğimiz zaman net kuralları belli bir İslam Devleti yok düşüncesindeyim ben şahsen. Yani İslam Devleti şöyle olacak böyle olacak, yönetimi böyle olcak şeklinde net ayrıntılı yani günümüz kurallarına uyacak bir formül yok. Fakat genel şeyler vardır, istişare konusu olsun veya yönetimde adalet konusu olsun, yargıda adalet konusu olsun, bunlar vardır. O zaman soruyu bu şekilde daha somutlaştırabiliriz, şu anda İslami devletler veya İslam devletleri adı altında değişik devletler faaliyet gösteriyor, yani İslami kimliğini ortaya koyarak ben İslamım, İslam Devletiyim diyor. Bunları genel olarak münasebetinizi sormak isterdim ve ayrıca günümüz itibariyle İran bir İslam Devleti sayılabilir mi?
Adnan Oktar: İslam Devleti sayılabilir ama İslam Devleti olmaya gayret ediyor diyelim. Çünkü İslam Devleti’nin özelliği sanatta akıl almaz bir gelişmedir, estetikte akıl almaz bir gelişmedir, sevgide, hürriyette, demokraside akıl almaz bir gelişmedir. Oradaki toplumun neşe ve mutluluk içinde olması demektir ve dinsizliğe karşı da olağanüstü etken, olağanüstü faydalı ilmi çalışma yapan bir devlet demektir. İran henüz bunu yapmaya çalışıyor, gayret ediyor, yani gayret ediyor diyebiliriz. Ama onlar da bunu zaten teslim ediyorlar, kabul ediyorlar, biz diyorlar Mehdi gelinceye kadar emanetçiyiz, emanetçi olunca o kadar olur, o normal. Ama Mehdi gelince bunu düzeltecek o diyorlar, doğru söylüyorlar. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde de Mehdi’nin gelişi haktır. Yani Ehl-i Sünnet inancında kesin bir hükümdür bu. Şiilikte de kesin bir hükümdür, Alevilikte de kesin bir hükümdür. Vehhabilikte de kesin hükümdür. Yani Mehdi’nin gelişinde kimsenin bir şüphesi yok, Hz. İsa’nın inişi ve Mehdi’nin gelişi. O dönemde İran çok güzel olacaktır. O dönemde adalet, barış, sevgi ve huzur, zenginlik, sosyal adalet, ilmi inkişaf, sanatta mükemmellik o zaman oluşacaktır, şimdi emanet olduğu için normal bu kadar olması.
Muhabir: Herhalde İslam devletine, şimdi çağdaş tabirle ifade etsek, azınlık hakları veya çoğunluk hakları veya gayri milletlerin de hakları da giriyordur yani, onların muhafazacısı olmak zorunda.
Adnan Oktar: Tabii, onu Mehdi geldiğinde Mehdi onlara en güzel şekliyle gösterecek, öyle bir toplumda Yahudiler son derece rahat eder, Ermeniler rahat eder, her düşünceden insan rahat eder hatta ateistler de çok rahat ederler, müşrikler de çok rahat ederler çünkü hepsine eman verilmiştir, hepsi korunup kollanır, hepsi birinci sınıf vatandaş konumundadır, dolayısıyla tam bir demokrasi, tam bir huzur ve güven ortamı vardır, adalet tam anlamıyla sağlanmıştır.
Muhabir: İslam Devleti’nde?
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Peki ateistlerin ve müşriklerin konumu nasıl oluyor o zaman?
Adnan Oktar: Ateist olma hürriyeti vardır bir insanın, müşrik olma hürriyeti de vardır, çünkü açıkça dürüstçe söylüyor, ben ateistim diyor, ben müşrikim diyor. Bu onun dürüst olduğunu gösterir, yani münafık olması mı gerekir?
Muhabir: Yok, yani o zaman şöyle diyelim, ben şunu anladım sizin söylediğinizden, iradesi serbest fakat eylemi serbest değildir.
Adnan Oktar: Hiç kimsenin eylemi serbest değildir. Yani bir Müslüman da bir başkasının canını yakacak şekilde bir şey yapamaz, onuruna-haysiyetine zarar verecek bir şey yapamaz, bir müşrik de aynı şekilde, bir ateist de diğer insanların onuruna, haysiyetine, namusuna yönelik bir harekette bulunamaz tabi ki. Yani kimse kimsenin hakkına müdahale edemez.
Muhabir: İnsan hakları anlamında söylemedim yani ana haklar anlamında söyledim. Tanınır hakları anlamında söyledim, yani bir müşrikin, tabi Yahudilere, Kitap Ehli’ne belli haklar ve hukuklar verilmiştir ve en fazlası verilmiştir ve maalesef o hak ve hukukların hiçbirisi bugüne kadar çağdaş hukuk sistemi dahilinde gayri Hristiyanlara ve gayri Yahudilere verilmiyor hatta gayri Yahudilere yaşama hakkı bile görünmüyor yani tanınmıyor diyebiliriz. Ama ateistler ve müşrikler konusunda bir o kadar tartışmalı gibi geliyor bana yani, çünkü eylemi ben şu anlamda söyledim yani bir müşrik, ateist ben inanmıyorum diyebilir ama Allah yoktur diyemez değil mi yani?
Adnan Oktar: Allah’ın olmadığına inandığını söylüyor olabilir o insan, yani ‘ben böyle inanıyorum’ diyebilir. Ama yani Allah yoktur diye baskı yaparsa bir başkasına yani buna bu şekilde inanın diye uğraşırsa, bu olmaz. Ama tartışılabilir, ‘benim bu şekilde düşüncelerim var, benim inancım bu, bana bu konuda açıklık getirin, beni bilgilendirin’ diyorsa o insanla konuşulur tabi, zaten tebliğin amacı ne? Peygamberimiz ne yapıyordu müşriklere gidip İslam’ı tebliğ ediyordu, yani zaten müşrik ben Müslümanım diye gelmiyor ben müşriğim diye geliyor. Müslümanlar da onlara doğrusunu anlatıyorlar, yani samimi olmazsa, inancını doğru olarak anlatmazsa zaten münafık olmuş olur, sahtekar olmuş olur. Doğru olarak söylüyor, tartışır, konuşursun, vazgeçerse geçer, vazgeçmiyorsa Allah onu öyle yaratmıştır onun için orada ona bir baskı düşünemeyiz artık.
Muhabir: Tabi benim demin dediğim belli ölçüde bu anlama geliyor, yani orada değişik hadiseler, olaylar da var, Peygamber Efendimiz döneminde, yani Hristiyanlar demeyelim de müşriklerin daha sonradan ihanet etmek bir hadisi şerif var, hadis var daha doğrusu, olay var, develerin sütüyle muhaleci olursunuz, onlara bakarsın falan, ondan sonra çobanlar falan öldürüyor, onlara karşı koyu bir cezalandırma var, yani cezalandırmanın espirisi ne, ayaklanılmış Allah’a ve Resulü’ne karşı veya insanlara karşı yani ben o anlamda söyledim, eylem olmayana kadar ifadesinde serbesttir diyorsunuz ama fiili bir eylem dediğiniz gibi insan hakkına, Allah hakkına tecavüz edebilecek bir fiili eylem olmazsa iradesinde serbesttir diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi ki yani mesela budist de olabilir adam, şintoist de olabilir ama fiili eylem çok anormal bir şeydir, zaten yani hiçbir hukuk anlayışında bu yoktur. Yani sırf İslam’da değil hiçbir hukuk anlayışında yoktur bu yani gayri insani bir tavır olur.
Muhabir: Yani bir Müslüman Allah vardır, Peygamber Efendimiz’in söyledikleri, Allah’ın söylediği Kuran’ın hükümleri doğrudur, gerçektir, ben bunu tebliğ ediyorum ve tebliğ ediyor yani tebliğ etmeye gayret ediyor ama bir müşrik ve ateist düşünse bile onu tebliğ edemez bence, onun propagandasını yapamaz, Allah yokturun.
Adnan Oktar: Yok, anlatıyorlar yani ateist kitaplar var, eserler var, anlatıyor mesela Dawkins var, ünlü Darwinist anlatıyor ama mesela üslubunda bazen saygının dışına çıkıyor, bu olmaz bu, yani terbiye sınırının, saygı sınırının dışına çıkmayacak ama fikren anlatabilir. Yani bir marksist kendi görüşlerini anlatabilir, komünist olduğunu anlatabilir ve onunla tartışırsın, yani bu zaten Müslümanın bir görevidir, adam ateist olduğunu yahut marksist olduğunu, müşrik olduğunu söyler Kuran’da da bu böyledir ve Müslüman da ona işin doğrusunu anlatır, konunun doğrusunu anlatır ama anlamıyorsa da kendi haline bırakır çünkü dinde zorlama yok yani inanmıyorsa inanmıyordur Allah onu öyle yaratmış, kaderi öyle demektir.
Muhabir: O zaman bu soruların bir bağlantısı ve uzantısı olarak bir laik devlet veya dünyevi devlet veya seküler devlet, bir seküler halk, seküler millet veya dünyevi millet veya biraz tersinden alırsak olayı, bir İslam devleti ve İslam toplumu arasında nasıl bir fark var? Ben şunu şey açısından soruyorum yani zaman zaman Türkiye’de tartışılıyor yani bir anayasa hükmü var Türkiye’de, Türkiye’nin laik devlet olduğu hukuken tespit edilmiş bir gerçeklik. Fakat Türkiye İslam devletidir mi? Böyle bir soru sorulabilir mi veya bu sorunun cevabı ne olabilir? Veya halk anlamında bu ifadeyi kullanarak Türkiye bir İslam toplumudur diyebiliriz mi?
Adnan Oktar: Tabi, Türkiye bir İslam toplumudur. Ama laik devlet vardır, devletin yapısı laik, bu açık zaten herkes bunu biliyor ve bunu kabul etmişler, bu anayasayla oylanmış ama halk Müslüman ve dindar bir halk, Türk milleti böyledir bunu herkes bilir.
Muhabir: Bu kadar kısa cevap?
Adnan Oktar: Eğer detay istiyorsanız söyleyebilirim.
Muhabir: Biraz açmanızı isterim. Toplumla devlet arasında, yani toplum Müslüman toplum, devlet laik devlet, çatışma noktaları var mı?
Adnan Oktar: Pek tabi ki olabilir, ama yani toplumun genelinin inancı esastır. Toplumun geneli laikliği istiyor Türkiye’de, buna saygı duyulur. Yani mesela bir budistin de Türkiye’de idare budist sisteme göre olmasını istiyorum deme hakkı yoktur, bir Musevinin Museviliğe göre yönetilmesini isteme hakkı yoktur, bunun gibi yani, bir Müslüman da çıkıp yani ben Türkiye’nin Kuran’a göre yönetilmesini istiyorum demesi olmaz, yani çünkü neden olmaz, çoğunluğun fikri bu yönde değil. Yani çoğunluğun fikri laikliği istiyor yani toplumun çoğunluğunun istediğine uyulur, çoğunluk bunu istediğine göre bu bu şekildedir.
Muhabir: Evet, teşekkür ediyorum. Şu konuda da fikrinizi almak isterdim. Şu anda dünyada tebliğ, eski Osmanlıca’da ve Arapça’dan gelme anlamında ben kullanıyorum bu kelimeyi de, propaganda, tebliğ olarak söylüyorum. Tebliğ metod ve yöntemlerini veya tebliğ odaklarına baktığımız zaman, dünyada Türkiye’nin çok değişik cemaatler, tarikatlar tarafından yurtdışı faaliyetleri var. Arap dünyasında özellikle Suudi Arabistan’da da Vehabiler dediğimiz kendilerini selef olarak adlandırdıkları akımın özellikle post komunist yani eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde, tabi burası büyük ölçüde Türk coğrafyası da bu alanda yer alıyor, bunların faaliyetleri var. Vehhabilik ile ilgili fikirlerinizi, düşüncelerinizi sormak isterdim.
Adnan Oktar: Bayağı takvalar, çok samimi dindarlar olarak görüyorum Vehhabileri, bayağı dine titizler, yani Şiilerde de ben onu aynı şekilde görüyorum, yani son derece hem sünnete titizler hem Kuran’a çok titizler, dini yaşamada son derece titiz olduklarını görüyorum.
Muhabir: Peki politik etkinlikleri nasıl veya görüş açıları? Tabi belki bu soruyu size sormam doğru değil, yani nasıl bakıyorlar acaba yönetim açısından, bir siyasal iktidar açısından Vehhabilerin görüşü ne? Bir Vehhabi cemaatinin oluşması, olgunlaşması ve faaliyeti siyasi iktidar için tehlike oluşturuyor mu gerçekten?
Adnan Oktar: Vehhabi idaresi şu an halen iktidarda gördüğüm kadarıyla, herkes rahatsız değil bundan gayet mutlular, yani ben insanların inançlarına karşı çıkmam yani onlar o sistem içerisinde mutlular ve ben İslam’ı da gayet iyi yaşadıklarını görüyorum yani beni rahatsız eden hiçbir yön yok. Yani toplumun geneline bakılır, toplumun huzuruna bakılır yani oradaki insanlar o sistemle mutlular ve gayet güzel, huzur içinde yaşıyorlar ve dini de gayet güzel yaşadıkları kanaatindeyim, İslam’ı yaşamada da titiz olduklarına inanıyorum ve bu çok açık, aksini de kimse söyleyemez.
Muhabir: Teşekkürler, bu bağlantıda olacak belki bu soru da. Son dönemlerde tabi bir Müslüman olarak biz Müslüman kimliğine sahibiz ve o kimliğin bilincinde olduğumuz sürece de kendimizi korumalıyız, gerekse düşünce ile gerekse de fiilen korumak zorundayız çünkü bizim kimliğimiz. Ama son dönemlerde özellikle iki kutuplu dünya dağıldıktan sonra, dünyada peşpeşe gerçekleşen olayların devamlı olarak İslam’ın adına yazılmaya çalışılıyor, faturası İslam’a çıkarılıyor yani ayrı ayrı kişilere değil de İslam’ın adına yazıyor. Terör ve İslam arasında bir bağlantı benim aklıma gelmiyor ama karşı tarafın tezlerine karşı bir söylem geliştirmek gerekirse, İslam ve terör bağdaştırabilecek bir şey var mı acaba?
Adnan Oktar: Bu yorum farkından kaynaklanıyor, Kuran’ı tam özümsemiş, Kuran’ı tam anlayan, Allah’ı çok seven, Allah’a aşık olan bir insan sevgiden adeta sarhoş gibidir. Allah aşığıdır ve her şeye sevgiyle, muhabbetle bakar yani öyle parçalayayım, sökeyim, bombalayayım, yıkayım, atayım falan demez. İslam’da ikna esastır, ikna edersin karşındaki insanı, ikna olmuyorsa da o inancında serbesttir o insan yani dinde zorlama olmadığı açık, zorla bir insanın inancını değişitirirsen o insan münafık olur. Yani münafık da cehennemin en derin tabakasına giden, en aşağılık varlıktır, en aşağılık varlıkları imal eden bir makineye dönüşmüş olur o zaman bu insan. Onun için insanların dürüst olmasını teşvik etmek lazım. İnanmıyorsa inanmıyorum der, samimi olarak söyler, o insana saygı duyulur. Yani her insana saygı duyulur, Allah onu öyle yaratmış çünkü onun kaderi öyle, anlatırsın anlaması mümkünse, anlamıyorsa da anlamıyordur.
Muhabir: Ben şu açıdan söylüyorum, benim için şahsen direniş ve terör farklı algılıyorum ben bunları, fakat bir direniş eylemi terörle yapılabilir mi?
Adnan Oktar: Savunma, savunma Peygamber Efendimiz nasıl yaptıysa, Allah Kuran’da nasıl belirtiliyorsa o şekilde insan kendini savunur ama yani gidip çoluk çocuğu, kadınları gidip bombalamak, kan revan içinde bırakmak bu bence kalleşlik yani hiç samimi değil yani çok vicdansızca.
Muhabir: Yani hiçbir şekilde bağdaşamaz diyebiliriz yani.
Adnan Oktar: Kalleşlik başka bir şey değil. Yani kan revan içinde kadınlar, çocuklar bir zafer midir bu, bu kahpeliktir başka bir şey değildir yani. Çünkü benim bildiğim savaş hasmın vardır, çıkar karşısına der ben senle savaşacağım, o da der ki ben de seninle savaşacağım, resmi olarak devletler bunu ilan eder ve savaşırsın, kimi Allah galip getirirse o galip olur. Yenilen de esir konumundadır ve karşı tarafın hükmünü anlaşmalar dahilinde kabul eder. Bunun dışında yani sen adamla anlaşmışsın, barış içinde yaşayacağım diyorsun, kabul ettim diyorsun, devlet olarak anlaşıyorsun fakat ben aniden bu kararımdan vazgeçtim şimdi seni gidip bombalayacağım diyorsun, çoluğu çocuğu, kadınları bombalayacağım diyorsun yani bu hangi vicdana,hangi akla, hangi inanca uygun, yani Kuran inancına uygun olmadığı açık bunun. Peygamberimizin böyle bir uygulaması var mı? Yok.
Muhabir: Evet biraz konuyu İslam bağlantısında, Türklük ve Türkçülük mevzusu üzerine getirelim, Osmanlı Devleti’nin tarihine bakalım veya Orta Asya’daki devletlerin tarihine bakalım. Farkında olmasa bile bir Türklük ve Türkçülük fiiliyatı var, belki düşüncede olmasa bile İslam ön planda, Müslüman kimliği ön planda. Fakat Osmanlı’nın çöküşüne doğru Avrupa’da gelişen milletçilik akımlarının da etkisiyle bir milliyetçilik düşüncesi doğuyor Türkiye’de. Fakat o dönemde de Abdülhamit’in bir Panislamist düşü var, düşleri var, bir İslam Birliği kurma, oluşturma yönünde düşünceleri var ve belli ölçüde bunda, belli ölçüde başarılar da sağlanıyor fakat ortaya İttihat ve Terakki giriyor, Panislamist düşünce giriyor ve daha sonra savaş döneminde Pantürkçü düşünce geliyor yanlış söyledim, Pantürkizmin Osmanlıya, çökmekte olan saltanata bir hayır getirmeyeceğini anlayınca tekrar bir Panislamist eğilim var. Bu tarihi süreci neden tekrarlıyorum, zikretmek zaruretinde bulundum, netice itibari ile Türkiye’nin kuruluşu, kurtuluşu, Osmanlı’nın kurtuluşu, Türkiye’nin, devletin kurtuluşu Mustafa Kemal’in adıyla bağlı, eylemiyle bağlı, mücadelesiyle bağlı ve Türkiye bir ulus devleti oluşturuyor. Bugünkü açıdan baktığımız zaman bir Türk-İslam sentezi düşüncesini ortaya atmak veya savunmak ulusalcılıkla çelişkili mi, yoksa belli şekilde örtüşüyor?
Adnan Oktar: Türkler hep tarihçesinde İslam’ın en büyük, en güçlü ordusu olmuş, yani İslam’ı en iyi temsil eden, İslam’ı en iyi yayan millet olmuş bu çok açık, ortada görülüyor, Osmanlı döneminde de bunu gördük. Belli ki Allah bu millete bu görevi vermiş, takva yönüyle ben Türkleri koruyup-kolluyorum ve seviyorum, o yüzden ben Türküm diyorum, güzel ahlaklı oldukları için, akıllı insanlar oldukları için ve hamiyet hisleri yüksek oldukları için. Türk Birliği oluştuğunda İslam’ın Birliği için müthiş güvenilir, çok sağlam, manevi ve kültürel aynı zamanda maddi mükemmel bir ordu oluşmuş olacak. Bu Türk Birliği, Türk-İslam Birliği’ni çok mükemmel ve güçlü olarak meydana getirir ve Allah’ın izniyle de yıkılmaz hale getirir, yani bir lidere ihtiyaç var, Türklerin lider olması gerekiyor, konu bu. Yoksa ben kafatası anlamında bedeni gücü üstündür, ben o anlamda demiyorum yani, benim öyle bir iddiam yok, yani ırkçılık anlamında hiç demiyorum. Çünkü ben Seyyidim, Peygamber Efendimiz’in neslindenim, yani kavmi olarak baktığımda, ama halis kan Türküm ben, çünkü çok asil ve necip bir kavim bu, bu çok açık, hizmeti çok şahane, bunu kimse inkar edemiyor, halen de öyle.
Muhabir: Kökenimiz Seyyid-Arap olmasına rağmen kendimi Türk hissediyorum diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi ki, yani ben çocukluğumdan beri öyle yaşıyorum yani hiçbir zaman için aksini de düşünmedim yani inşaALLAH. Başka türlü de bir çözüm zaten görünmüyor yani, İslam aleminde de sorduğumuzda ‘kim lider olsun’ dersek herkes Türkler diyor, Türkiye lider olsun diyor. Yani Mısır lider olsun demiyor kimse, İran lider olsun demiyor, yani onların zaten öyle bir iddiası da yok. İlla ki Türkler yapsın bunu diyor. Bunu aynı zamanda Peygamber Efendimiz de diyor, Mehdi’nin çıkış yeri de Türkiye’dir, bütün Ahirzaman hadisleri Türkiye’ye göredir, hep İstanbul’dan bahsedilir. Mehdi’yle ilgili hadislerde hep İstanbul, İstanbul, İstanbul o şekilde geçer, Konstantiniyye diye geçer, sonraki ismi İstanbul olmuştur. Diğer rivayetlerde de yine anlıyoruz Türklerin böyle büyük bir görevi yerine getireceğini, yani necip bir millet bu bir abartı da değil, gerçek bu. Onun için bunun zamanının da geldiğine ben inanıyorum. Son gelişmeler de bunu gösteriyor, mesela Azerbaycanla Türkiye’nin öncelikli birleşmesi çok hayati bir konu ve bu, bu haftalarda, bu aylarda, bu yıl içerisinde bile olabilecek bir gerçek. Yani tamamen gereksiz, Zengezur Koridoru açılmış olsa konu biter, iki devlet bir millet. Biz buradan arabaya bindiğimizde Azerbaycan’a kadar çok rahat gitmemiz gerekir, sadece nüfüs cüzdanımızla, o kadar. Onlar da oradan arabaya binip geldiklerinde buraya kadar nüfus cüzdanıyla gelmeleri gerekir, yani tamamen suni bir bölünme var şu an. Herşeyimiz aynı ama herşeyimiz, ha Ankara’yı İstanbul’dan ayırmışsın, ha Azerbaycan’ı Türkiye’den ayırmışsın arada hiç fark yok, yani eğer o mantıklıysa o da mantıklı, o nasıl mantıksızsa o da öyle mantıksız, bunun bir an önce olması gerekiyor. Bunu aslında Türkiye açık açık bir istese resmi olarak, yani Azerbaycan’dan cevap 24 saatte gelir, yani sadece açık açık dillendirmeleri gerekiyor, kimsenin de bundan rahatsız olacağını zannetmiyorum. Çünkü Ermenistan’ın biz orada tek başına kalmasından rahatsızız, onlar da bizim kardeşimiz çünkü tarihimiz hep birlikte geçti bizim Ermenilerle, tamamen suni olarak bu düşmanlık oluşturuldu. Bu Dağlık-Karabağ sorunu, Nahcivan olayı, bunlar tamamen suni, zorlama, masonluğun iki milletin arasını ayırmak için ortaya attığı ve oluşturduğu suni sorunlar, çünkü toprak sorunu yok orada, orada dostluk sorunu var, sevgi sorunu var, yani Ermanistan’ın tamamen gereksizdir, mesela Hocalı katliamı kasten yaptırılmıştır, müthiş bir rezalettir, sırf arada kin olsun, nefret olsun diye yaptırılmıştır bu, kasten yaptırılmıştır. Bütün bunlara rağmen biz onları affediyoruz, yani içimizde bizim kin ve nefret yok, Müslümanın kini ve nefreti olmaz, yeter ki dost ve kardeş olalım. Bunlar tarihin karanlıklarında kaybolup gitsin, unutalım bunları. Ermenistan’ı da içine alacaktır zaten Türk-İslam Birliği, Ermeniler de bu birliğin içine katılacaklardır çünkü Osmanlı döneminin en has yiğitleriydi Ermeniler, sanatta, bilimde Osmanlı içerisinde çok güzel hizmetler vermiş, sarayda çok yüksek kademelere kadar çıkmış insanlardır Ermeniler ve Ehl-i Kitap’tır. Yani Allah’a inanan, aynı Peygamberlere inanan insanlardır, Ehl-i Kitabın hükmü açıktır. Onun için bu suni oluşturulan düşmanlıktan şiddetle kaçınıp tek yanlı affederek, şefkatle ve sevgiyle yaklaşarak bu birliği bir an önce oluşturmamız gerekiyor. Bunun için sadece ‘evet, biz bu birliği istiyoruz’ demek gerekiyor, bunun resmi ağızdan söylenmesi gerekiyor, bu söylendikten sonra arkası gelir.
Muhabir: Bir Ermenistan konusuna değinip, biraz yol haritasında devam edelim. Yani Türkiye çıkışlı, Azerbaycan-Türkiye Birliği çıkışlı bir yol haritası bizi belki Çin’e kadar götürebilecek bir Türk-İslam Birliği’ni kastediyorsunuz heralde. Ermenilerle ilgili yani Ermenilerin bu coğrafyada yaşadıkları bir gerçek ama bir devlet olmamışlar, bir devlet olarak yaşamamışlar. Ama şu anda Ermenistan’ın gerekse halk düşüncesinde, avam düşüncesinde, gerekse aydın düşüncesinde ve de gerekse siyasette, devlet siyasetinde Ermenistan derken onlar kendilerine Şarki Ermenistan derler, Garbi Ermenistan Türkiye’nin sınırları içinde, bizim o Ardahan’dır, Kars bu illerimiz falan ama bununla yetinmiyor denizlere kadar uzayan bir Ermenistan Devlet armasında Ağrı Dağı, Ararat diyerek, Ağrı Dağı var, bir Ermeni için Büyük Ermenistan ideali var ve gerçekten Türk devletine veya Osmanlı devletine karşı değil, Türk kimliğine karşı bir potansiyel var, yani ben Türkler içinde böyle birşey görmedim yani, çocuğa söylersin ağlama seni Yahudi öldürür veya Rus öldürür veya Ermeni öldürür falan ağlama Türk gelir ifadesini kullanabilecek şekile gelmiş nefret dolu bir toplum ve devletten iyi bir şey görmüyorum aslında yani, iyi bir kabullenme göremiyorum aslında bu Türk-İslam Birliği açısından.
Adnan Oktar: Yok, yok, o tamamen zorlama, masonların onları kandırması sonucu ve yönlendirmesi sonucu oluşmuş. Bu tamamen suni ve hatta biraz da akılsızca diyeyim ve gereksiz.
Muhabir: Akılsız olmaları kesinlikle, Ermenilere hiçbir şey kazandırmıyor aslında bu, ben de katılıyorum, evet.
Adnan Oktar: Gereksiz bir fitne inancı bu. Ermeni zaten bizim kardeşimiz, gelsin İstanbul’da da otursun, her yerde gelsin iskan da ederiz, otururlar da, zaten biz iç içeyiz, kardeşiz yani bunun için gidip orayı burayı işgal etmelerine, yok Ağrıymış, yok işte Antalayaymış, oraya-buraya gidip işgale gerek yok ki, zaten bizim kardeşimiz onlar. Açsınlar sınırı, gelsinler istedikleri yerlerde.
Muhabir: Yok onlar develet olarak istiyor.
Adnan Oktar: Bence o suni, yani Ermeni halkıyla samimi konuşulsa bunun münasebetsizlik olduğunu hepsi kabul eder, üç-beş tane züppenin orada halkı kandırması, masonluğun kendince fitne çıkartmak için uydurduğu bir masal bu, bunu hiç ciddiye almamak lazım, yani aklı başında hiçbir Ermeni de zaten bunu söylemez. Tabi ki orada bir Ermenistan olacaktır, onların bir devleti olacaktır, herkes ona saygı göstertir. Ve açar kapılarını Ermenistan da istediği gibi Türkiye’ye gelirler, istedikleri yere yerleşsinler, kardeşimizdir, istediği yerde ev tutar, ticarethaneler açsınlar, fabrikalar açsınlar, biz gidelim orada faaliyet yapalım, Ehl-i Kitap bu insanlar. Ama o züppe kafa İttihat-Terakki zamanından kalmadır, ta o zaman Osmanlı’yı da zehirledi o kafa, onları da zehirledi, birçoğunu da zehirledi o devrin kafası, iddia edilen Ergenekon kafasının bir başka değişik versiyonu onlar. Onlara hiç ehemmiyet vermemek lazım, aklı başında, akil olan Ermenilerle görüşüp bu konuyu halletmek lazım, bence de o çizgide gelişiyor, yani son gelişmelere dikkat ederseniz, olaylar o yönde akacak gibi görünüyor.
Muhabir: Fakat beni bu yönde kötümser kılan şu şey var, ben Türkiye içerisinde Ermenistan-Türk bırakın işbirliğini de dostluk ve kardeşlik mesajları veren çok sayıda aydın insanlar veya bunların hepsi benim gözümde aydın olmayabilir ama kimliğini ortaya koymuş, yazılarıyla, düşünceleriyle insanlar var. Ama Ermenistan’da maalesef bir kimsenin ağzından ben duyamadım yani duyamıyorum bir kelime bile olumlu Osmanlı veya Türkiye’ye karşı veya bizim birarada yaşayabilme imkanımızın veya gelecekte olanağımızın olduğuna dair bir kelime bile olumlu şey göremiyorum, Türkiye’de bırakın onu hatta soykırım, mezalim soykırım olmuştur diye savunan insanlar var yani. Ama Ermenistan’da bu böyle olmamıştır, mukayetli olmuştur veya devletin burada suçu vardır, Türkiye o zamanki yönetimin, yönetimdeki kişilerin Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlamaz bu konulardan bizim el çekmemiz lazım diyerek böyle bir düşünceye aslında rastlamadım ben yani.
Adnan Oktar: Bunların hepsi Ermenistan’daki resmi devlet politikasından kaynaklanıyor. İttihat-Terakki zamanındaki nasıl bir düşünce vardı hepimiz biliyoruz, nasıl resmi politika vardı biliyoruz. Orada halk ne yapsın bu adamların resmi devlet politikasına karşı? Direnemiyorlar tabi ama aklı başında bir Ermeni genciyle konuşsak biz şimdi, buraya toplayıp getirsek o gençleri konuşsak, can ciğer kuzu sarması oluruz, öyle bir konu da olmaz. Resmi politikaların çok iyi ayarlanması gerekiyor, tabi burada tek yanlı sürekli dostluk mesajı verilmesi lazım, sevginin delmeyeceği, yıkmayacağı hiçbir sistem yoktur, sevgiyle yaklaşırsak, dostane yaklaşırsak onlar utanırlar o zaman, o tip bir üslup kullanmaktan imtina ederler, bunun ısrarlı olarak bu şekilde kullanılması lazım, anlatılması lazım.
Muhabir: Şimdi Türk-İslam Birliği’nin Azerbaycan’dan, Azerbaycan-Türkiye Birliği’nden başlaması lazım olduğunu söylediniz.
Adnan Oktar: İlk ve en müsait orası.
Muhabir: Aslında Türkiye-Azerbaycan’ın illa ki, mutlaka bir ittifak içerisine girmesine dair söylemler Azerbaycan’da da var. Akıllı, düşünce sahibi olan kişiler tarafından zaman zaman dile getirildi ve halen de dile getirilmekte. Fakat büyük bir cephe ise toplumların buna hazır olmadığını, uluslararası konjonktürün buna hazır olmadığını ve bunun gerçekleşemez bir şey olduğunu, artı Türkiye büyük devlet ve Azerbaycan arazi ve ahalisiyle küçük bir devlet belki Türkiye’nin büyük biriyle kadar olacak bir devlet ileride bir denge bozukluğu oluşabilir, denge sallanması oluşabilir veya suistimallere yol açabilir diye güvensizlik getirebilecek belli söylemler de var, yani bu bir anda gerçekleşebilecek bir iş mi?
Adnan Oktar: Bu aşk işi, sevgi işi, muhabbet işi. Ne götürür, ne getirir bunlar hesaplanmaz sevgide, açarsın kapıları kucaklaşırsın, birleştirirsin, şöyle mi olacak, böyle mi olacak o artık şeytani düşünceler onlar. Niye hayır düşünmüyor bunu düşünenler, yani getireceği güzellikleri niye düşünmüyorlar? Ekonomide, kültürde, sanatta nasıl bir patlamaya sebep olacağını, bölgeye nasıl bir adalet getireceğini, nasıl bir huzur getireceğini niye düşünmüyorlar da şeytani vesveselerle uğraşıyorlar. Şeytani vesveselerden Allah’a sığınıp, hiç düşünmemek gerekir, öyle bir şey de zaten olmaz. Bu sadece sevinç meydana getirir, bayram havası meydana getirir, gayet de güzel olur, çok çok da hoş olur. Tabi ki yani komunist bir adam, mason bir adam önce buna direk karşı çıkamaz, ne diyecek işte sizin anlattıklarınızı sayacak biraz da kendinden de ilaveler eder, yani siz onlardan naklediyorsunuz zaten, o kafadakilerden, kendince tıkamaya çalışıyor bu yolu, bunların hepsi laf, öyle bir şey yok. Son derece güzel olur, gayet de mükemmel olur. İki tarafın da Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da bir kere yer üstü ve yeraltı kaynakları mükemmel zengin, insan potansiyeli de çok mükemmel, Azeri Türkleri de çok güzel ahlaklı insanlardır, yiğit delikanlıdır hepsi, yani yamandır Azeriler ve mükemmel bir memleket, çok şahane bir yer. Ne kadar güzel yani buradan hadi bakalım gidiyoruz Azerbaycan’a, bindik arabaya basar gidersin iki günde bu kadar basit, ne kadar güzel oradan değil mi Koridordan geçip gidersin, bu kadar açık, git orada herhangi birisinin evinde misafir de olursun, kardeşin, karşılıklı dostluklar oluşur. Doğu Almanya-Batı Almanya’nın birleşmesi nasıl makulse Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesi de öyle makul.
Muhabir: Ben şahsen şunu vurgulamak istiyorum, belli şeyler var ki siyasal iktidarlar ne kadar karşı gelseler bile belli şeylerin önüne geçemez, yani çünkü bunu Allah böyle yaratmış, aynı miletiz yani bunu herhangi bir iktidar olsa bile Azerbaycan-Türkiye dostluğunu ve kardeşliğine tabi engel olamaz, mümkün de değil, ne kadar Azerbaycan’da bugün Türkiye’ye karşı veya Türkiye’de bugün demeyelim de yani genel olarak söylüyorum ne kadar kötü iktidar olsa bile belli yere kadar kötülüğünü yapabilir yani Azerbaycan yani Allah’ın verdiği bir kardeşlik olgusunun önüne geçemez. Bu anlamda ben de şahsen iyimserim ve bu istikamette gerçekten çalışmak lazım. Bununla kıyaslamak için bir şey de sorucam tekrar Türkiye’nin, Azerbaycan ve Türk coğrafyasıyla ilgili faaliyetlerine değinmek istiyorum ama önce böyle bir soru soracağım size. Türkiye’de de belli akademisyenler tarfından, yazarlar tarafından emperyalist dünyasının emperyalizmin doğal zenginliklerle, doğal kaynaklarla zengin olan çok önemli jeostratejik öneme haiz olan Türkiye-Çin Seddi’ne kadar olan coğrafyaya hakim olmak mücadelesinin, Ortadoğu’ya hakim olma mücadelesinin karşısında denge unsuru olarak bir Merkezi Devletler Birliği Suriye’yi, İran’ı, Türkiye’yi kapsayacağı bir Merkezi Devletler Birliği ve bununla bir İslami yapılanma da demiyorlar aslında bir belki de coğrafi açıdan yaklaşarak böyle bir Merkezi Devletler Birliği’nin olması bize çok fayda getirir diye bir düşünce var, bununla ilgili bir duyumunuz oldu mu veya nasıl görüyorsunuz, sizin söylediğinizden çok mu farklı?
Adnan Oktar: Türk-İslam Birliği’ni çeşit çeşit anlatanlar oluyor, bir öyle anlatıyorlar, mesela Büyük Ortadoğu Projesi diyorlar ama bu eninde sonunda Tük-İslam Birliği’ne dönüşecek bir projedir, mesela bu anlattığınız da öyle Türk-İslam Birliği’nin bir başka açıklamasıdır. Yani lafı uzatmaya, dolambaçlı laflara gerek yok, bu işi yapacak Türklerdir ve Türk-İslam Biriliği’nin lideri Türkiye’dir. Ve bunun biran önce başlamsı gerekiyor çok suni uzatılıyor, Avrupa Birliği bak gayert rahat oluştu, hiç alakasız devletlerdi, Almanlar, İtalyanlar, yani fıtrat olarak, kişilik ve ruh olarak tamamen ayrıdır.
Muhabir: Tarihi düşmanlıklar da var.
Adnan Oktar: Hiç alakası yoktur, bak şakır şakır gayet açık birleştiler. Biz Azerilerle Türkiye, yani inanılır gibi değil, Ankara’yla İstanbul’u ayırmışız gibi bunu da sanki normal karşılıyormuşuz gibi bir durum oldu yani. Yok birleşse ne olurmuş, Ankara’yla İstanbul birleşti, ne oldu? Gayet de güzel oldu. Daha önce ayrıydı Ankara’yla İstanbul, Fatih İstanbul’u aldı birleştirdi, gayet de şahane güzel oldu, Azerbaycan da Türkiye’yle birleşince bu böyle olur, bayağı güzel olur, yani kimin aleyhine olacak bir şey olabilir, bunda bir mantık var mı? Bir de çok güzel ahlaklı insanlar Azeriler, çok mert böyle delikanlı insanlar, yani çok sevinç duyulacak bir olay bu. Yani halis Türkün de halisidir Azeriler, maşaALLAH.
Muhabir: Bu da aynı zamanda bizim de hayallerimiz inşaALLAH gerçek olur. Bir birlikteliğin olması için tabi bir kültürel altyapının olması çok önemli. Uzun yıllar özellikle tabi Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye’nin o coğrafyada değişik açılımları var, gerekse devlet, gerekse sivil toplum örgütleri, gerekse dini cemaatler olarak bunun yeterli olup olmadığını soracağım fakat önce şunu söyleyeyim, siz değişik faaliyetlerde bulunuyorsunuz genelde yayıncılık falan işiyle bayağı büyük bir coğrafyada bu başarıyı sağlamışsınız. Bazı cemaatler okul açma ve okul eğitimi vermekle, liseler-üniversiteler falan bu şekilde. O zaman soruyu ben şöyle soracağım, tarikat olgusuna nasıl bakıyorsunuz? Ve okul faaliyetlerini yurtdışında, Türk dünyasında sürdüren Fetullah Gülen kişiliğine nasıl bakıyorsunuz?
Adnan Oktar: Sünni tarikatların, sünni cemaatlerin hemen hemen hepsi çok güvenilir ve samimiler. Mesela Nakşibendi, Kadiri, Şazili tarikatları Osmanlı’nın bel kemiğini oluşturmuştur Osmanlı döneminde, Bektaşilik de o şekilde bel kemiğini oluşturmuştur ve her yerde güzel ahklakı, sevgiyi, kardeşliği pekiştirmiş, devlete bağlılığı pekiştirmiş, vatan-millet sevgisini güzel aşılamış bir ahlak okuludur, Allah sevgisini anlatan bir okuldur dolayısıyla da çok faydalıdır tabi ki bu çok açık görülmüştür, faydalı olmuştur. Halen yaptıkları faaliyetlerde de ben son derece samimi olduklarını görüyorum, son derece candan insanlar olarak görüyorum, hemen hemen hepsini tanırım, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni çok severim, defalarca da görüştüm, bizim evimize de geldi, Mahmut Hoca Efendi Hazretleri’nin dergahına gittim, elini öptüm, birkaç defa ziyaret ettim, çok saygın, efendi ve çok titiz insanlar. Fetullah Hoca’nın aleyhinde konuşulmasına da ben şaşıyorum yani anlayamadım, ne görüyorlar yani benim görmediğim neyi gördüler de neye göre anlatıyorlar anlamadım, bayağı efendi bir insan, son derece terbiyeli, Allah’tan korkan, Allah aşığı, sevecen bir insan ve etrafına ılımlı olmayı, sevgi dolu olmayı, itaatli ve saygılı olmayı öğretiyor ve okulları da son derece başarılı, gayet güzel faaliyetler yapıyor, yani benim bilemediğim bir bilgiye sahiplerse gelip bana anlatsınlar.
Muhabir: Yani bir tehlike mi acaba?
Adnan Oktar: Ben merak ediyorum yani kaç kişiyede sordum, benim bilmediğim sizin bildiğiniz bir şey mi var diyorum, soruyorum, kimsenin bir şey dediği yok. İşte duyuyoruz diyor, duymayla olmaz ki, delil gerekir yani ortada hiçbir şey yok, ortada müsbet ve olumlu deliller var, son derece güzel deliller var, yetiştirdikleri insanlara bakıyoruz son derece efendi insanlar, gayet dengeli ve tutarlı insanlar. Talebelerine bakıyoruz ellerinden yüzlerinden nur akıyor, gayet terbiyeli çocuklar, nedir o zaman yani? Yani böyle vatan haini gibi göstermeye çalışıyorlar, yok örgüt lideriymiş, yok çete başıymış, buna millet güler geçer, bunlar çok abuk sabuk izahlar, böyle zorlama izahlara gerek yok bunlar çok samimiyetsiz izahlar. Dürüst olmak lazım ama böyle başarısını kıskanıyorsa Allah’a sığınsın, ahlakını güzelleştirsin, bunun dışında söylenen sözlere itibar etmemek lazım.
Muhabir: Tabii tarikatların tarihine baktığımız zaman beni özellikle çok etkiledi, 1. Dünya Savaşı Dönemi’nde Afrika’daki Senusilerin savaşta yanımızda yer alması ve varlıklarını ortaya koyması neredeyse yok olmalarıyla neticelendi, sonradan İtalyanların saldırılarıyla gömüldü neredeyse. Nakşi tarikatının, Kadirilerin, Kafkaslardan başladı Türkiye’nin en uç noktalarına kadar her zaman devletin ve İslam’ın yanında yer aldığı ve artı insanlara sevgi dağıttığı kanaatindeyim ben, benim de düşüncelerim öyle, zararlı unsur her yerde olabilir. Münferit olayları da topluma veya topluluğa teşmil etmek çok kötü bir şeydir. Bu bağlantıda ben bir soru sorayım, belkide bir kadar ahlaki açıdan da mahsur görünür, siz bir tarikat mensubu musunuz veya sizin kendinizi bir tarikat olarak görebilir miyiz?
Adnan Oktar: Tarikat değiliz tabi, çünkü klasik tarikatın yapısı vardır, bir silsile vardır benim öyle bir silsilem yok, herhangi bir Şeyhe, tarikata intisabım yok. Ankara’dan buraya Akademi’ye geldim, Akademi’de bir arkadaş çevresi edindim, bildiğim-öğrendiğim kadarıyla İslam’ı tebliğ edip anlattım ve anlatıyorum, bu nedir, olsa olsa bir arkadaş çevresi olabilir, en fazla da onların ağabeyi olabilirim yani kardeşim o kadar. Benim onun dışında böyle bir payem, bir özelliğim yok, Allah’ın herhangi bir kuluyum.
Muhabir: Evet, çok teşekkür ediyorum, sorulara gerçekten doyurucu cevaplar aldım düşüncesindeyim. İsterseniz, belki de biraz kapanış sorusu gibi olacak bu ama yine tabi söylemek istediğiniz farklı bir şey, özellikle altını çizmek istediğiniz farklı şeyler olursa onları sizin aktarmanız da mümkün. Şimdi Türk-İslam Birliği dediğimiz zaman Azerbaycan-Türkiye Birliği’nin çıkış noktası olarak böyle bir yol haritasını izlediğimiz zaman Türkiye’nin devlet olarak ve artı Türkiye’nin sivil toplum örgütlerinin ve artı Türkiye’nin devlet kurumlarının o coğrafyada yapması gerekenler ne yani, ne yapmaları lazım, nasıl yapmaları lazım, bugün Azerbaycan’la gerçekleşir, yarın başka bir devletle gerçekleşir bu birlik ama o zamana kadar böyle bir altyapıyı nasıl geliştirmek lazım, bugün yapılan faaliyetler yeterli mi, yetersiz mi? Bu konuda düşüncelerinizi alarak konuyu kapatmak isterdim, aslında yine de farklı bir düşünceler ifade etmek isterseniz ona da açığız.
Adnan Oktar: Hemen bütün sivil toplum kuruluşlarının, bu davaya gönül vermiş sivil toplum kuruluşlarının hepsinin bir ağızdan bu talebi tekrarlaması gerekir. Hiçbir hükümet bu talebe karşı gelmez. Ama yeter ki tabandan böyle bir tazyik gelsin, böyle bir istek gelsin. Yani hükümetler ne der, isteyin yapalım derler, siz isteyin biz yapalım, bu sesi daha da yükseltirsek daha da gür söylersek, Hükümet’in böyle bir talebi olacaktır, yani birleşelim talebi olacaktır. Ama basınla, dergilerle, gazetelerle, televizyonlarla bunu çok canlı tutmak lazım, akil insanların bunu sürekli gündemde tutması gerekiyor, yani böyle ortalığın velveleye verilmesi gerkiyor, bu aşkı, bu sevgiyi sürekli gündemde tutarsak bunun olması aylar, haftalar alabilir, yani hatta en fazla bir yıl içinde dahi olabilir. Bütün mesele bunun ısrarla talep edilmesinde. Olduğunda da zannedildiği gibi o kadar zor bir şey de değil bu, sadece evet bu oldu dendi mi, bu olmuş olur, yani bu çok kolay birşey, çok gözde büyütülüyor.
Muhabir: Böyle bir siyasi iradenin varlığına olumlu bakıyorsunuz?
Adnan Oktar: Evet tabi. Sadece bir karar çıkacak meclisten, iki tarafın meclisi bunu onaylayacak, imzalayacak, kapıları açacak, ondan gerisini biz yaparız, ondan gerisi kolay yani. Onun hukuki zeminini imzalasınlar, konuyu bitirsinler ondan gerisini biz hallederiz.
Muhabir: Çok teşekkür ediyorum, çok sağolun, sizin söylemek istediğiniz farklı bir mevzular varsa ona da değinebiliriz.
Adnan Oktar: Benim Türkiye için istediğim model, Azerbaycan için de istediğim model her iki tarafın da laik, Atatürkçü, milliyetçi, mukaddesatçı ve maneviyatçı çizgide kalmaları. Yani Türk-İslam Birliği’nde bu yapı, Osmanlı modelini andıran bir yapı bu, çok çok faydalı olur diye düşünüyorum.