Sayın Adnan Oktar Nevşehir TV’de yayınlanan röportajında Yargıtay aşamasında olan BAV davası ile ilgili çok önemli açıklamalarda bulunuyor. Materyalizm, masonluk, ateist siyonizm ve Darwinizm karşıtı çalışmalarıyla bu çevreleri karşısına aldığını ifade eden Sayın Oktar, iftiralar, komplolar ve saldırılarla karşılaşmanın Peygamberlerin bir sünneti olduğuna dikkat çekiyor. Ergenekon Soruşturması ve AKP Kapatma Davası gibi güncel konularda da çeşitli yorumlarda bulunan Sayın Adnan Oktar, bir gününü nasıl geçirdiğini, yeni kitap çalışmalarını, hayvanlara olan sevgisini anlatıyor.
/*****************/
ADNAN OKTAR’IN NEVŞEHİR TV RÖPORTAJI
(İstanbul, 20 Temmuz 2008)
Muhabir: Değerli izleyenler yeni bir konuk, iyi bir konuk, güzel bir konuk, 1956 yılında Ankara’da doğan Adnan Oktar, Harun Yahya müstear ismiyle kitaplar yazmakta ve hayatının tamamını yüce Allah’ın varlığına ve birliğine insanlara anlatmaya ve Kuran ahlakını yayma üzerine adamış bir kişi ve kişilik olarak karşımızda. Gerçi son zamanlarda üzerine oynanan oyunlar, hakkında açılan davalardan da birçoğundan da anlının akıyla çıktı.
Efendim, öncelikle bize böyle bir röportaj olanağı sağladığınız için size teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: Ben de çok teşekkür ediyorum, lütfettiniz, hoş geldiniz.
Muhabir: Gerçekten şu anda heyecanlıyım.
Adnan Oktar: MaşaAllah.
Muhabir: Çünkü sizin gibi bir kişiyle, bu şekilde bir söyleyişi yapmak benim için onur verici. Öncelikle şunu sormak istiyorum efendim. İnsanlar Harun Yahya, Adnan Oktar ismini duydukları zaman, kimileri iyi bakıyor, kimileri bazı söylemler içerisine giriyor. Neden efendim Adnan Oktar’dan, Harun Yahya’dan bu kadar çok korkuyorlar ve bu kadar çok çekiniyorlar?
Adnan Oktar: Eğer Harun Yahya materyalist olsaydı, materyalist görüşü savunsaydı ve aynı dedikleri iddiaları oluşturmuş olsaydı, onu yüceltirlerdi. Yani çapkın, işte hayatını yaşıyor, hızlı genç, ona benzer bir şeyler söylerdiler. Ama Darwinizm’i karşısına alınca bir insan, materyalizmi karşısına alınca ve onu kamil anlamda ezince, özelliklede Avrupa’da Darwinizm’i yerle bir edince, artık boy hedefidir o. Hele hele masonluğu da karşısına aldıysa artık bu insanın boy hedefi olmaması için mucize gerekir. Ve bu tarihte de böyle olmuştur. Peygamber Efendimiz İslam’ı tebliğ etmeye başladığında karşısına çok ciddi güçler çıkmıştır, çok ciddi mücadeleler etmiştir. Hatta bu baskının sonucunda hicret etmek durumunda kalmıştır. Mağarada saklanmıştır, geçtiği yollara uygunsuz şeyler atılmış, onun canını yakmaya kalkmışlardır. Aynı şekilde bu Hz. İbrahim için de öyle olmuştur, Hz. Musa için de öyle olmuştur. Hz. Musa sürekli takipteydi ve sürekli aranıyordu; o da sürekli gizleniyordu. Bütün elçiler, bütün resuller ve onlara uyanlar, onlara uyanlara uyanlar, sahabeleri sevenler, hep bu yolda zorluklara girmişlerdir, acı çekmişlerdir, hapsedilmişlerdir ve iftiraya uğramışlardır. Mesela Hz. Yusuf, bir kadının cinsel isteklerini kabul etmediği için, sırf bu nedenle, cinsellik iddiasıyla hapse atılmıştır. Masum olduğu bilindiği halde, bir peygambere atılan suçun nevi açısından bu çok manidardır. Hatta hiçbir suçu yokken kardeşleri tarafından kuyuya atılmıştır. Sırf kıskançlık nedeniyle çok büyük haksızlığa uğramıştır Allah yolunda mücadele edenler. Allah sevdiği kuluna zorluklar getirir, çile getirir, onu imtihan eder. Yoksa başka türlü aşk anlaşılmaz. Mesela siz buraya geliyorsunuz, bekliyorsunuz, emek veriyorsunuz, bu bir sevgi ve gönül işidir, bu olmadan bu iş olmaz. Mesela bu ev çok temiz, bu bir sevgi ve gönül işidir, iman ve inanç işidir. Kolay değildir temizlik. Bir şeyi düzgün ve güzel hale getirmek kolay değildir, çile ve zorluk gerektirir. Ama bunun sonucunda güzellik meydana gelir. Dinde de bu böyledir, çile ve zorluk olmadan güzellik zordur. Allah’ın dilemesi dışında.
Muhabir: Siz ve arkadaşlarınız bu dönem zarfında çok zor süreçlerden geçtiniz. Gözaltına alındınız, çeşitli konularda davalar açıldı, ama bunların hepsinden teker teker üstünden gelmeyi başardınız. Biraz da o süreçten bahseder misiniz efendim?
Adnan Oktar: Bana Cumhuriyet Tarihi’nde görülmemiş uygulamalar yapıldı, ben buna bire bir şahit olduğum için bunları çok büyük bir şaşkınlıkla izledim. Mesela o akıl hastanesi safahati. Ben bir yazarım, kitap yazıyorum ve görüyorsunuz bayağı da aklı başında bir insanım. Yani kimseye öyle saldıran, öyle deli gibi lafını sözünü bilmeyen bir akıl hastası değilim. Ama beni cinayet işlemiş, kan dökmüş, anasını babasını öldürmüş, işte eşini öldürmüş, gözü dönmüş akıl hastalarının bulunduğu Abdülhamit döneminden kalma bir taş binanın içerisinde adeta hapsettiler. Dışarı çıkmam da yasak. Akıl hastaları çıkıyor ama ben çıkmıyorum. 10 ay bağıran-çağıran, kendini yerlere atanlar, akıl hastanesinin hali malum. Hatta oraya insanlar ziyarete dahi gelemiyorlar olayın şiddetinden ve korkusundan. Oraya bana ziyarete gelenlere de deliler saldırıyordu. Avukatım da içeriye giremiyor. Ben ayırıyordum delilerle, akıl hastalarıyla onu. Mesela ağabeyim, annem geliyor, onlara böyle saldırmaya kalkıyorlardı, ben onları engelliyordum. Yani işte gönüllerini alarak, konuşarak, fazla da kızdırmamaya çalışarak engellemeye çalışıyordum. Aklı başında bir insanı, bir aydını, 10 ay cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde tutmak bana çok acayip geldi. Çok çok acayip bir olay. Bir de üstelik benim bulunduğum dönemde yedi kişi öldürüldü, benim bulunduğum koğuşta. Ve çelik tepsilerle birbirlerine saldırıyorlar veyahut orada bulduğu herhangi bir şeyi atıp, kafasını alıp duvara vuruyor, o tarzda cinayet işliyorlardı ve o cinayetler de hemen kapatılıyordu. Öyle bir ortamda 10 ay tutulduktan sonra 4. İhtisas Dairesi’ne beni gönderdiler. Orada aklı başındadır diye rapor verildi. Sonra da askeri hastaneye malum gittim, askeri hastanede de hem ruhen hem de bedenen sağlıklı-sıhhatlidir, askerlik yapmaya da tam elverişlidir diye de rapor aldım biliyorsunuz.
Muhabir: Hocam bu süreçte de bazı medya kuruluşları sizin de üzerinize isim olarak geldiler. Biliyorsunuz Türkiye’de tarikatlar olsun, din adamları olsun ve bunların başları da sizinle alakalı söylemleri de oldu. Nasıl baktınız efendim, neler düşündünüz onlarla alakalı?
Adnan Oktar: Dindarların söylemleri mi?
Muhabir: Hem söylemleri, hem mesela bu soruyu şu şekilde değiştirebilirim, yani Türkiye’deki tarikatlara nasıl bakıyorsunuz?
Adnan Oktar: Ben genellikle Müslümanların hepsini severim işin doğrusu. Caferileri severim, Bektaşileri severim, Alevileri severim, Vehabileri severim bunlar hakikaten samimi Müslümanlar. Ben anlayamıyorum bunlara karşı olanlar niçin karşı olur, neden karşı olur anlayamıyorum. Ama tabi fanatiklik, yani güzelliği ortadan kaldırmak, hürriyeti ortadan kaldırmak, sevgiyi ortadan kaldırmak, bunlar bir zulümdür. Din adına birisi bunu yapıyorsa, bu benim de düşmanımdır, ben bu insanlara karşı olurum. Yani hürriyet, demokrasi, sevgi, sanat, her türlü güzellik, dostluk, kardeşlik, bu ortama zarar verecek hiçbir şey dinde olmaz, yoktur. Din adına birisi bu ortaya çıkıyorsa bu zulüm yapıyordur, oyun oynuyordur ve din adına faaliyet yapıyordur. Bu tarz tarikatlar varsa ben bunlara düşman olmadan, fikren mücadele ederim ve ikna da ederim yani ediyorum da, ikna da edebiliyorum inşaAllah.
Muhabir: Peki efendim, bu grupların daha doğrusu tarikatların ve onların önündeki insanların sizin üzerinizdeki oynadıkları oyun ve hatta üzerinize gelmelerindeki, etrafınızdaki insanların zengin olması olabilir mi acaba?
Adnan Oktar: Hz. Yusuf’u kardeşleri kıskanmıştı. Babamızın sevgisi sadece ona kalacak demişlerdi. Yani bazen Müslümanlarda da öyle şey olabiliyor yani kıskançlık olabilir, haset olabilir Allah esirgesin. Ama bu çok çok çok minimumdur, yani çok küçük yerlerde rastlanır, genellikle Müslümanlar beni çok severler. Yani bütün bilinen klasik cemaatler, bütün dindar gruplar, hepsi beni severler zaten gazetelerindeki yazılardan, dergilerindeki yazılarından da bunu anlamak çok çok açık görülmektedir.
Muhabir: Peki efendim yine zamanında yine siyasilerimizden birisi sizin için PKK’dan daha tehlikeli demişti. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Siz gerçekten PKK’dan daha tehlikeli misiniz yani?
Adnan Oktar: Oraya küçük bir ilave yaparak şöyle demek lazım. O kelimeyi unutmuş olabilir o sayın büyüğümüz. PKK’dan daha tehlikeli, yani öyle bir güç ki, PKK’yı rahatça ezecek, fikren ortadan kaldıracak bir güç. Mesela Türk Ordusu PKK’dan daha güçlüdür. Benim için de, o PKK’dan daha iyi bir bilgiye sahiptir, daha iyi bir araştırmaya ve felsefi güce sahiptir, PKK için çok büyük bir güçtür, daha tehlikelidir PKK için demiş olabilir.
Muhabir: Onu o şekilde değerlendirdiniz?
Adnan Oktar: Evet, evet, ben öyle yorumluyorum.
Muhabir: Peki efendim, başka bir konuya geçmek istiyorum. Mehdilik konusu.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Adnan Oktar Mehdi midir efendim?
Adnan Oktar: Bir Müslüman Mehdiyim derse zaten dinle bağlantısı olmadığını hemen anlamış oluruz. Bir de Kuran’a karşı titizliği olmadığını anlamış oluruz. Çünkü Mehdilik iddiası ben masumum demektir, dolayısıyla benim imtihan olmama da gerek yok, ben cennete gireceğim demektir. Mehdi zuhur ettiğinde ve görevini yaptığı dönem içerisinde de hiçbir zaman için ben Mehdiyim diyemez. Çevresindeki insanlar da bu kesin Mehdidir diyemez. Ancak Allahualem Mehdi denebilir. Onun da şartı şu, bütün dünyaya İslam’ı hakim eder, Hz. İsa onun gerisinde onunla namaz kılar. Hz. İsa diyor onun iki omzundan iterek namaza geçirir diyor, beraber namaz kılarlar. O zaman haklı olarak hüsnü-zan ederiz. Herhalde bu Mehdidir deriz.
Muhabir: Peki efendim Ahirzaman, şu anda Ahirzamandaysak kıyametin küçük alametlerinin olması gerekiyordu. Nedir efendim bunlar, var mı yani olan şeyler?
Adnan Oktar: Bu hayret edilecek şekilde ortaya çıktı. Yani çok çok şaşırtacak şekilde ortaya çıktı. Yaklaşık hicri 1400 yılından sonra şu yıla kadar, yüzyıllarca 2000 yıllık dünya tarihinde de görülmemiş şekilde, bütün alametler üst üste 30 yılın içerisine sığıştı adeta. Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Irak’la İran arasındaki savaş tek tek hadisle belirtilmiştir bunlar. Fırat’ın suyunun kesilmesi; Fırat’ın suyu hakikaten barajla kesildi ve açık açık gazetelerde yazdı, Fırat’ın suyu kesildi diye. Kabe’de kan akıtılması ve Kabe’nin işgal edilmesi aynı şekilde. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması. Bak çok matematik bir olay bu, çok keskin. İki yıl üst üste, hicri 1400 yılında ve hatırladığım kadarıyla hicri 1401’de yanlış aklımda kalmadıysa, iki yıl üst üste ay ve güneş tutulmaları oldu, 15 gün arayla. Onun dışında bütün alametler tek tek zuhur etti, hepsi. Said Nursi Hazretleri Mehdi’nin çıkış yerini, çıkış tarihini, yapacağı mücadeleyi, hepsini çok detaylı anlatmış. Benim gördüğüm Mehdiyet hala dünyada devam ediyor. Mesela Türkiye’de iman edenlerin sayısının bu kadar yüksek olması. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde bu kadar iman eden insan yok ve bu kadar Darwinizm’e karşı olan insan yok. Mesela Türkiye’nin %90’ı Darwinizm’e karşı. Bir tek Türkiye’ye mahsus.
Muhabir: Darwinizm ile alakalı kitaplarınızla ilgili de bazı iddialar var efendim. Açıkçası insanüstü bir olay bu. Özellikle kafaları karıştıran şu soru var, bu kitapların hepsinin siz tarafından yazılmadığı söyleniyor. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz efendim?
Adnan Oktar: Tamam, o yazanları bulalım o zaman. Yazılmadığını iddia eden, çünkü benim yanımdan ayrılan arkadaşlardan, bunlar dediler ki kitapları biz yazdık dediler. Peki canım ciğerim, muhterem kardeşim ayrıldın, rahat imkanların var, herşey var, hatta istiyorsan biz de imkan verelim, bir daha yaz, daha güzelini yaz, biz de okuyalım, ben kitap yazmama gerek kalmasın. Sen yaz, biz okuyalım.
Muhabir: Peki neden böyle söyleniyor efendim, sizin yazdığınız tabi ki biliniyor, fakat dışarıda söylendiği zaman bunu kesinlikle kendisi yazmıyor başkaları tarafından, başkalarına yazdırılıyor denmesindeki gaye ne olabilir yani? Adnan Oktar’dan ne istiyorlar efendim?
Adnan Oktar: Gerçekten böyle bir kitap ekip çalışması olmadan yapılamaz. Mümkün değil, ben de yapmam da zaten çok acayip olur. Onlar zannediyorlar ki, ben araştırmaları tek tek kendim yapıyorum, kafataslarını tek tek ben buluyorum, fosilleri tek tek inceleyip gidip fotoğraflarını çekiyorum; ben bu işlere karışmam. Araştırmalar, resim çekmeler, resim araştırmalar, ben bunları sadece söylerim, şu şu şu şöyle resimlere ihtiyaç var, şöyle belgelere ihtiyaç var, o kadar. Bunlar bana tamamen hazır hatta redakte edilmiş olarak, düzeltilmiş olarak geliyor. Ben aralarındaki bağlantılarını kuruyorum, yorumlarını yapıyorum, yorumlar bana ait oluyor. Bağlantılarını ben kuruyorum. Yoksa birçoğu zaten nakil eserler onların, tabi nakil bilgiler.
Muhabir: Zaten bununla alakalı bir sorum da olacaktı, belgesel çekimlerinde bizzat bulunuyor musunuz diye soracaktım, buna da cevap vermiş oldunuz.
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Peki efendim şunu sormak istiyorum. Dağıtmış olduğunuz kitaplardan herhangi bir şekilde ücret almıyorsunuz.
Adnan Oktar: Ben ücret almıyorum, evet.
Muhabir: Ücret almamanızdaki sebep yine çevrenin sormuş olduğu tarz ile sorayım size, etrafınıza mürit toplamak için mi efendim?
Adnan Oktar: Şimdi mürit demeyeyim de arkadaşlarım diyelim, dostlarım, kardeşlerim. Beni sevdikleri için geliyorlar, yani samimiyetim belki hoşlarına gidiyor, belki dürüst tavrım hoşlarına gidiyor olabilir. Ama en başta tabi Allah yaklaştırır, Allah sevdirir. Yoksa etrafımda bir kişi bile olmaz, çok da makul olur. Yani çok da samimi olurum, çok iyi bir insan olurum, çok kültürlü-bilgili olurum da bir kişi bile yanıma gelmez. İnsanları benim yanıma yaklaştıran, insanları bana bağlı kılan, o sevgiyi meydana getiren tamamen Allah’tır. Bu, insan gücüyle, insan iradesiyle olabilecek bir şey değildir. Bu meyanda bir gelişme oluyor, insanlar da bunu çeşitli şeylere bağlamaya çalışıyorlar. Yoksa benim kitaplardan para almamam, yani bu bir dinin gereği olarak ben bunu yapıyorum. Çünkü dini hizmet varsa bundan para alınması çok çok çok anormal, yani çok çok anormal. Hem Allah’a davet edeceksin, hem Kuran’a davet edeceksin ama bana para ver de sana dini anlatayım diyeceksin. Bu çok çok çirkin, çok kötü, Allah vermesin.
Muhabir: Zaten bunun örneği, sözünüzü kestim kusura bakmayın, geçtiğimiz günlerde Güneydoğu’da bir kendini bilmez tarafından on milyon karşılığında dua okutturma gibi bir şey olurdu herhalde.
Adnan Oktar: Çok çok kötü, Allah vermesin. Çok çok kötü. Hatta ben elimde imkan varsa para veririm, adam kitap okuyacaksa, mesela ben bu kitabı tamamen okuyacağım desin, benden belirli bir ücret istesin, ben imkanlarımdan kısarım o adama para veririm. Yeter ki okusun, kitaptan para alınır mı?
Muhabir: Peki efendim etrafınızdaki insanların, yani etrafınızdaki arkadaşlarınız diyeyim, artık mürit kelimesini kabul etmiyorsunuz çünkü ulusal basın da bu konu üzerinde bayağı durdu; durumlarının iyi olması, maddi durumlarının iyi olması sizce bir tesadüf mü? Bu da çok gündeme geldi.
Adnan Oktar: Ama bu normal, ilk başta benim yani arkadaş çevrem hakikaten daha zengin, daha ekonomik yönden güçlü insanlardı. Onların tanıdığı arkadaşları da mecburen o çevrelerden oluyor. Böyle zincirleme arkadaş gelişmesi olmuştu. Ama benim fakir çok arkadaşım var, benim öyle bir seçmem yok. Zeki olduktan sonra, güzel ahlaklı olduktan sonra, samimi olduktan sonra, zengin olur da ahlaksız olur, ne işim olur onunla. Ama fakir olur çok güzel ahlaklıdır, zekidir, değerli bir insandır, benim başımın tacıdır, yarım ekmekle, 100gr. peynirle bile bir insan yaşar. Yani bizim zenginliğe o anlamda ihtiyacımız yok. Olsa da fark etmez zaten.
Muhabir: Bu olayın bu şekilde görünmesine şu neden olmuş olabilir mi? Yani sizin yanınızda görülen insanlar gerçekten giyim ve kuşam olarak, bakım olarak gerçekten düzgün ve bakımlı insanlar, bu sebep olmuş olabilir mi efendim?
Adnan Oktar: Muhtemelen, biraz daha dışarıya nazaran, insanlarımıza nazaran daha titiz, daha estetik, daha düzgün, evleri de öyle hakikaten hayatları da öyle, ama bu dinin bir gereğidir. Daha titiz davranıyorlar ama bu güzel bir şey.
Muhabir: Peki efendim, biraz daha gündem içi daha doğrusu sizin başınızı çok ağrıtan bir olay. Ebru Şimşek davası…
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Bu konu üzerinde gerçekten çok durdunuz. Bu konuyla alakalı gazetelerde boy boy ilanlarınız, boy boy açıklamalarınız çıktı. Gerçi tüm basında çıkmasa da bazılarında bunlar yer aldı. Neden bu dava üzerinde bu kadar durdunuz efendim?
Adnan Oktar: Bu çok kilit iddia çünkü, burada bir silahlı tecavüz iddiası var. Silah kullanılma iddiası var. Hatta o bayanın söylediğine göre şu kadar namluları olan diyor silahlar vardı ellerinde diyor. Benim bizzat yönettiğimi, başında bulunduğumu anlatıyor. Onu zorla video filmini çektiğimi ve sonra ona şantaj yaparak onunla birlikte olmak için baskı yaptığımı iddia ediyor. Bir kere olayın akışı, hayatın doğal akışına uygun değil, baştan çok çok mantıksız. Ama Allah’a şükür ki o olay baştan sona filme alınmış bir olay. Bu film bayağı net, biz bunu mahkemeye verdik, adli ilgili kurumlara da gönderdik. Bu filmde bu bayan küçük bir odada, pimapen pencereli, kolon kirişleri sarkan bir odada, gerçekten bir şahısla beraber oluyor ve odanın içi bomboş. Başka hiç kimse yok, çok net görülüyor bu. Fakat benimle beraber olduğunu iddia ettiği yer, yani benim o dediği olayı gerçekleştirdiğimi iddia ettiği yer, ki polise bizzat göstermiş, geldi gösterdi burasıdır diyor, orada pencereler tavandan tabana kadar ve kolon kirişi yok. Allah’tan ki onu hesaplayamadı, onu düşünememiş. Allah oradan onu bir açmaza sokmuş oldu. Hâkimler incelediler, topluca avukatlarla beraber, tavanda kiriş yok, o evde tavanda kiriş var, ama bizim evde tavanda kiriş yok. Pencere boydan boya, orada pimapen küçük bir pencere var, evin hiç alakası yok. Buradan doğru söylemediği anlaşıldı. Şahitlerin ifadesinden de anlaşıldı ve ben bundan Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraat ettim. Ve gerekçeli kararla beraat ettim. Ama buna rağmen halen basın dikkat ederseniz, yine yaptı etti diye devam ediyorlar. En iyisi sakinleşinceye kadar onları beklemek, yapacak bir şey yok.
Muhabir: Peki efendim, arkadaşlarınızla ilgili çevrenizde, daha doğrusu size yakın olan kişilerin evlenmelerine müsaade etmiyormuşsunuz? Böyle bir şey var mı efendim?
Adnan Oktar: Çok çok fazla arkadaşımız evli. Çok çok fazla.
Muhabir: Diyorlar ki yakışıklı ve zengin gençlerin, kızlara tebliğ ettiği, onları tavlayıp tebliğ yoluna gittiği söyleniyor. Böyle bir şeyler var mı efendim?
Adnan Oktar: Dışarıda tabi bir arkadaşı olabilir, bir kız arkadaşıyla tanışır ve ona dini anlatabilir ama bu amaçla, sırf bu amaçla bir hareket şu ana kadar ben görmedim. Ayrıca resmi nikahlı çok çok fazla arkadaşım var. Ben de ayrıca onlara tavsiye de ediyorum ve teşvik de ediyorum evlenmeleri için arkadaşlarıma. Bir kere Kuran’ın bir emri, hem de Peygamberimiz’in de bir uygulaması. Ben evlenmiyorum o ayrı.
Muhabir: Siz neden evlenmiyorsunuz efendim?
Adnan Oktar: Benim vaktim yok, çok dolu vaktim. Çok çok dolu. Bak size bile ucu ucuna, ki çok sevdiğim halde ki sizlere ucu ucuna vakit ayırabiliyorum.
Muhabir: Allah razı olsun efendim. Gerçekten biz o konuda bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bize bu kadar yoğunluğun arasında zaman ayırdığınız için.
Peki efendim, güncel sorulara daha doğrusu diğer sorulara tekrar geleceğim de,
Peki son gözaltı sürecinde size şöyle bir tehdit geldi diyelim efendim. Ayakla yer arasındaki mesafe ne kadar yakınsa, size ölüm de o kadar yakın…
Adnan Oktar: Evet, emniyetteyken bunu söylemişlerdi, evet.
Muhabir: Diye bir şey geldi efendim. Kendinizi nasıl koruyorsunuz efendim? Korumanız var mı?
Adnan Oktar: Yani yanımda arkadaşlarım oluyor. Fakat tabi asıl olarak Allah’a güveniyorum. Çünkü beni bir insanın canı istediğinde çekip öldürmesi mümkün değil, yani hiçbir insan bunu yapamaz. Ben kaderimi yaşayacağım, kaderimdeki an geldiğinde mutlaka ölürüm. Ama kaderimdeki an gelmeden de hiç kimse, hiçbir şekilde hatta bütün dünya biraraya gelse beni öldüremez.
Adnan Oktar: Tabi samimi değerlendirecek olursak, ılımlı gidiyorlar. Daha önceki hükümet dönemlerine göre baktığımızda daha demokrat, daha akılcı, daha candan bir tavırları var ama tabi kusurları da var, bu bir gerçek. Ama genel toplamda ben faydalı görüyorum.
Muhabir: Kapatılma davasını nasıl görüyorsunuz efendim?
Adnan Oktar: Ben kapatılmalarla, yasaklamalarla hareket edilmesi taraftarı değilim. Hiçbir konuda, mesela masonluk açık olsun, komünist partisi açık olsun, komünist propaganda serbest olsun, masonluk propaganda serbest olsun, isteyen istediğini konuşsun. Her türlü kitap basılsın ama devleti alenen yıkmaya kalkarsa, silahlı ayaklanmaya teşvik ederse, terörü teşvik ederse tabi ki burada müdahale edilir. Ama fikri zeminde isteyen istediği gibi konuşsun. Bu bir ferahlık getirir. Ekonomiyi de açar, insanların kafasını da açar. Baskı insanları hasta eder. Toplum mutlu değil. Mesela ben dışarı çıkıyorum, bütün milletin suratı asık, herkes birbirinden çekiniyor adeta. Herkes ailesiyle, birbirine bakarak sokakta geziyor adeta. Kimse kimsenin yüzüne bakamıyor, kimse kimseye selam vermiyor, kimse kimseye iltifat etmiyor, gönül almıyor, bu çok acayip bir şey. Halbuki herkesin birbirine güvenmesi lazım. Biz Türk milleti olarak çok candan insanlarız. Böyle insan sevgisi ile dolu, neşeli, espritüel, güzel ahlaklı insanlarız. Birbirimizi sevelim bir şey yok. İsteyen istediğiyle konuşsun. Mesela solcu o da benim kardeşimdir. Hayır, ateist de olabilir, Allah onu öyle yaratmış, ne olur?
Muhabir: Onu da kendi tarafına çekmek için…
Adnan Oktar: Tabi, yani bunda bir şey yok. Artık çok suni zorlama şeyler. Allah, Allah yok Aleviymiş yok Sünniymiş. Kardeşim hepsi bizim kardeşimiz, çok şahane insanlar. Aleviler mesela çok dindardır, gayet efendi, dürüst insanlar. Yani son derece zorlama ve suni bir gerilim ortamı meydana getiriliyor.
Muhabir: Sayın Oktar, arkadaşlarınız tarafından çok ciddi konferanslar veriliyor, fakat siz bu konferanslara birebir katıldığınız oluyor mu? Yoksa denk gelirse mi gidiyorsunuz? Öyle sorayım ben.
Adnan Oktar: Rast gelirse. Ama tabi toplu bir konferans yani böyle biraz riskli olacağı için can güvenliği açısından ona pek yaklaşmıyoruz. Ama olmaz da değil. Mesela hakikaten kimin ne olduğunu bilirsek, oraya gelenlerin vasfı hakkında bir bilgimiz olursa, tabi ki canı gönülden gayet de güzel olur.
Muhabir: Peki efendim normal hayatınızı nasıl geçiriyorsunuz? Normal hayatınızda neler yapıyorsunuz? Televizyon seyrediyor musunuz? Takım tutuyor musunuz? Spor yapıyor musunuz? Yüzüyor musunuz? Adnan Oktar yani bir gününü nasıl geçiriyor? Edindiğim bilgiye göre 24 saatte sadece 4 saat uyuduğunuz söyleniyor.
Adnan Oktar: Doğru. Mesela şurada küçük bir havuzumuz var, geldiğimde rast gelirse bazen yüzerim; arkadaşımızın evi. Ama ben daha çok böyle topraktan hoşlanırım, bitkilerden, ağaçlardan, hayvanlardan, mesela kediler çok hoşuma gider, tavşanlar çok hoşuma gider. Benim evimde mesela kedi ordum var. Daha da geliştiler şu an, çok acayip tatlı varlıklar, Allah’ın hikmeti. Şu an iki tane de kuzu aldım. Onlar da çok çok şahane, Allah’ın çok güzel tecellileri, çok hoş varlıklar. İnsanın şefkatini, merhametini, sevgisini çok artıran ve onu çok güzel doyuran varlıklar.
Muhabir: Efendim son olarak şunu sormak istiyorum, biz Nevşehir’den kalktık geldik. Bizleri burada misafir ettiniz, çok çok teşekkür ediyorum.
Adnan Oktar: Sefa geldiniz.
Muhabir: Nevşehirlilere, Nevşehir halkına söylemek istediğiniz, gerçi kitaplarınızla, CD’lerinizle, biz televizyonlarımızda yayınlıyoruz bunları ama bizzat Adnan Oktar olarak söylemek istediğiniz neler vardır efendim?
Adnan Oktar: Bu benim için çok güzel bir fırsat. Bütün Nevşehirli kardeşlerime en candan sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Hepsini çok seviyorum. Bütün Anadolumuzun şehirleri gibi Nevşehir’i de çok seviyorum. Kitaplarımı tavsiye ediyorum onlara. İnternetten ücretsiz giriliyor, bütün kitaplarımı indirebilirler, istedikleri gibi alabilirler. Zaten Nevşehir halkı da çok dindardır biliyorsunuz, bütün Türkiye, Anadolu halkı gibi. Hepsinin mutlu olmasını, huzurlu olmasını, bereketli, güzel bir hayat sürmesini Allah’tan diliyorum.