SUNUCU: Sevgili seyirciler Mavi Karadeniz ve Gaziantep Olay Tv’de Adnan Oktar’la Başbaşa programında sizlerle birlikteyiz. Hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk. Sizler de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Teşekkürler. Bu akşamki konumuz hormonlar.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam deryadır. Doktorumun ilmi biraz daha… Oktar Hocam’dan az mı çok mu senin ilmin?
CİHAT GÜNDOĞDU: Az tabi ki.
ADNAN OKTAR: Efendim geçen sefer teknik nedenlerden yarım bıraktığımız konu vardı, oradan devam edelim, onu bitirelim. Sevimli bir Zekeriya Hoca var biliyorsunuz tombiş bir şey. Bakışları falan çok sevimli... Ne diyor; Said Nursi Hazretlerini kastediyor, “anlı şanlı bir Hoca daha önce trene Dabbet-ül Arz dedi” diyor. Şimdi anlı şanlı kısmı doğru ama biraz espri gibi diyor ama onun anı şanı dünyaca tasdik edilmiş durumda. Yani öyle bir an şan değil. Milyonlarca talebesi var, biz de onun talebelerinden bir tanesiyiz. Anın şanın tarifini herkes bilir. Şimdi Araplar tanka Debbet-ül Arz derler. Tank. Trene de Dabbet-ül Arz derler. Said Nursi Hazretleri ne diyor tren için? Şimendifere Dabbet-ül Arz diyor. Ahir zamanda gelecek Dabbet-ül Arz diyor mu, demiyor. Yani debelenen bir şey için. Elmanın çürümesine mesela.. aynı dabbe kökenli cümleler, kelimeler bu meyandadır İnşaAllah. Mesela içkinin vücutta yayılması yine dabbe ile bağlantılıdır. O anlamda söylemiştir Dabbet-ül Arz derken. Yani orada bir yanlış anlaşılma var. Bilgisinin eksikliğinden onu söylüyor. Ahir zamanda gelecek Dabbet-ül Arz dememiştir. O bu şekilde. Ayrıca o Zekeriya Beyaz Hoca’nın oraya çıkarılması da biraz tabi belirli bir politikanın gereği gibi görünüyor. Çünkü normalde Cübbeli’yi kurtarma operasyonu ve onu öne çıkarma operasyonu vardı biliyorsunuz Haber Türk’ün. Bunun nedeni de Cübbeli’nin “bu yüzyılda İslam hakim olmayacak, Mehdi gelmeyecek” demesiydi. Ve bana karşı olmasıydı. Etrafımdaki insanlar dağılsınlar... “Aileler bana geldi, ailelerle ben konuştum, o Mehdi değildir.” Ve dolayısıyla “etrafındaki kişiler de dağılsın” diyordu. Haber Türk bunu ilginç buldu herhalde, belki de Fatih Bey bunu ilginç buldu. Fatih Altaylı, şahsı yetenekli bulmuş olabilir ve televizyonuna çağırdı. O da kendince kendini tanıttı. Türk milleti de onun ne olduğunu anlamış oldu; Cübbeli’nin. Onlar da zaten yerlere yatarak güldüler biliyorsunuz, kendilerini kaybederek güldüler. Ki bu yakışan bir şey değildir; yani dinî konular da vardı onun içerisinde. Onlara da o şekilde gülünmesi yakışık almadı. Fakat şimdi Cübbeli’yi kurtaran pozisyonda görünmemek için bu sefer Zekeriya Beyaz’ı getirdiler. Zekeriya Beyaz yıllardan beri ortada olmayan bir insan. Alelacele sanki Zekeriya Beyaz’a kimse bir şey söylemiyormuş gibi; yani onlarca insan laf söylüyor; hiçbirine cevap vermezken, hiçbirine bir açıklama yapmazken ve hiçbir kanalda açıklama yapmazken -ki hangi kanala gitse konuşabiliyor- Haber Türk’ü seçmesi ve özellikle Cübbeli’yi seçmesi ve ona ortalı bir eleştiri yapması bir taktik gibi geldi bana. Yani “biz herkesle eşit mesafedeyiz dolayısıyla Cübbeli’yi koruyor değiliz.” Halbuki orada Cübbeli’yi madde madde kendilerince korumaya ve kurtarmaya kalktılar. Bizi de madde madde güya açmaza sokacak bir şeyler yapmaya çalıştılar. Ama evvelAllah biliyorsunuz yerle bir oldu darwinist ve materyalistler. Yani adeta tavan tepelerine çöktü, konu bitti. Tabi iş içinde bazen böyle işler oluyor. Ben olayın perde arkasını iyi vurgulamak için bunları söylüyorum. Yoksa bunlar bizim lehimize olan olaylar. Bunlar olmasa tabi biz bunları anlatamazdık zaten. Cübbeli’yi çıkartmasa biz Mehdiyet konusunu nasıl anlatsaydık? 7 bin yıl ile ilgili hadisleri bütün Türkiye öğrendi. Cübbeli olmasaydı biz bunu anlatmayacaktık belki de. Çok detaylı anlatmış olduk ve herkes de öğrenmiş oldu. Ümmetin ömrünü öğretmiş olduk. 1400’de Mehdi’nin çıkacağına dair Peygamberimiz’in bize sunduğu rakamları tespit ettik. Ne diyordu Resulullah (S.A.V); kainatın ömrü 7 bin yıldır diyordu değil mi? Bunun 6 bin yılı geçti diyor, ısrarla bunu vurguluyor. Fakat bir hadiste de şöyle diyor; 5600 yıl geçmiştir. 7000 eksi 5600, eşittir 1400. Ne demek; 1400’e kadar. Yani küsuratıyla beraber küsurat kaça kadar gider? En fazla 1500’e kadar gider. 1500’de kıyamet artık. Yani 1500’den sonra bir şey yok, ümmetin icabet ömrü bitiyor. Nitekim 1545’te 2120 yılında da kıyamet kopacak diyor Said Nursi Hazretleri inşaAllah. Bunu insanlık öğrenmiş oldu. Fatih Altaylı ne hikmettir bize böyle yıllardan beri kanı ısınmadı. Nerede aleyhimize bir konu varsa getirir sürmanşetten verir. Türkiye’nin sanki başka konusu yok. Yine işte dosya Yargıtay’a gitti, sürmanşet. Yani bu niye sürmanşetlik bir konu olsun? Yani bir gazetenin niye sürmanşet ana haberi olsun? Gayet normal hukuki bir süreç. 6-7 tane genç kızı bulmuşlar, kişiyi bulmuşlar, bunları konuşturmuşlar ve biz bu çocukların iddialarının tamamına mahkemede cevap verdik. Ankara’da DGM’de biz bu çocukların iddialarından beraat ettik. İstanbul’a gönderdi DGM geri kalan kısmı için, geri kalan kısmında da biz yine anı şekilde bu çocukların iddialarından beraat ettik. Fakat bu çocukların ifadelerinde öyle bir ifade oluşmuş ki… Bir çetenin hukukta oluşması için A, B, C, D, E, F harflerine ihtiyaç var; birinciye A’yı anlattırmışlar, ikinciye B’yi, üçüncüye D, öbürüne E, öbürüne F, yani harfler devam ediyor bu şekilde. Toplamında tabloda çete oluşuyor. Şimdi siz 7-8 kişiyi toplayın A B C D E F G… Arkadaş sen şunu söyleyeceksin, sen şunu söyleyeceksin, sen şunu söyleyeceksin dediğinde bu yönde de ifade veren insanlar varsa bu savcının önüne geldiğinde savcı buna dava açmak durumunda oluyor. Başka bir çözümü yoktur bunun, dava açılacaktır. Yani mahkeme sonra buna karar veriyor ama açılıyor. Herkes herkese dava açıyor. Türkiye zaten davalarla kaynıyor. Cezaevleri dolu, mahkemeler dolu, savcılıklar dolu yani Türkiye’de büyük bir sektör bu, büyük bir olay. Yani her insanın mahkemesi var aşağı yukarı. Her insan yargılanıyor. Kim kime kızarsa hemen iki satır dilekçe yazıyor veriyor savcılığa, al sana mahkeme. Hülya Avşar’a da mesela dava açılmış; tabi normal artık o hukuki süreçtir bilmiyorum nedir, amacı ne şekildedir. Yani sevdiğim birisi olduğu için söylüyorum yoksa bir şeyi yok. Kadın olduğu için şefkat duyuyorum. Ama inşaAllah bu tip olaylar zamanla azalacak, düzelecek. İnsanların birbirine kızdığında mahkemeleri kullanması, savcılıkları kullanması, karakolları kullanması, iftiralar atması dönemi de inşaAllah bitecek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani milletimiz bu konudan yaka silkiyor.
SUNUCU: Peki davanın yaşadığı süreçte sür manşetten verildiğinizi söylediniz. Manşet oldu. Beraat ettiğiniz dönem içerisinde manşet oldunuz mu? Beraat ettiğinize dair.
ADNAN OKTAR: Asla... asla... asla...
SUNUCU: Şimdi bu önemlidir. Tarafsızlık adına basında...
ADNAN OKTAR: Bakın, marifetlerine bakın daha evvelki. İstanbul Başsavcılığına 2007’de... Pardon, bakın bakın hikayenin başlangıcına bakın. İstanbul Başsavcılığına 2002 yılında 60013 hazırlık numarası, yine 2002 18838 karar numaralı dosyada verilen bir takipsizlik kararı var. Bu ne biliyor musunuz? Çete davası. Adam, arkadaş geliyor; selamun aleyküm diyor geliyor, iki satır yazı yazıyor. Bunlar çetedir diyor. Delillerim de bunlardır diyor, bir dosya veriyor. Buyur. Hep beraber gidiyoruz. Günlerce uğraşıyoruz, ifade veriyoruz, uğraşıyoruz, aylarca didiniyoruz, sonunda bunun takipsizlik kararı aldık çete davasından 2002’de. Bak bir iftira... ve temizlenmiş oldu. Bu yetmedi, bir daha arkasından 2002 21669 hazırlık numarası, 2003 6120 karar no’lu dosyasına verilen takipsizlik kararıyla oluşan dosyada yine bize yine çete iddiasında bulundular. Hep bize muhalif olan insanlar... mesela bizle menfaati çatışmış adam avukat mesela... Bize iftira atıyor. Mesela rüşvet istemiş, bir şeyler yapmış, bir şeyler oluşturmuş. Haklı bir dava. Dava açmışız, ceza almış. Rahatsız olmuş şahıs. Malum yerlerle bağlantılı bazı kişiler de bu kişilere bazen hafiften şöyle bir yakın geçiyorlar, bir nefes üflüyorlar. Bu şahsın açtığı davada da yine takipsizlik kararı aldık çeteden. Bakın ne bitip tükenmez çete davaları... İstanbul Başsavcılığından bu sefer bakın 2005 yılında 27549 hazırlık numarasıyla 2005 12003 karar no’lu dosyasında verilen takipsizlik kararıyla bir dosya daha var. Bu da çete. Ve bu takipsizlik kararlarını Ağır Ceza da onaylıyor. Yani beraat ettiriyor bizi. Bir daha onaylandı, bir daha onaylandı, bir daha onaylandı. Hepsinde beraat ettik. Yine olmadı. 2005 yılında bir daha bir çete davası daha açtılar. Bakın önü sonu yok. 51724 soruşturma numarası 2006 karar no’lu dosyasına verilen takipsizlik kararı. Bu da olmadı. Yine devam ediyor. Önü sonu yok. Hep çete davaları bakın. Ama sürekli takipsizlik var ve Ağır Ceza da onaylıyor ve beraat alıyoruz. Buna rağmen. 11089 soruşturma sayısıyla. Yine ben tarihlerini uzatmıyorum. 2007 tarihiyle ilgili. 6764 karar no’lu dosyayla verilen takipsizlik kararı. 4818 no’lu dosyada verilen takipsizlik kararı. 3481 karar no’lu verilen takipsizlik kararı. 112 karar no’lu takipsizlik kararı. 13921 numaralı kararla verilen takipsizlik kararı. Şimdi bunların devamı olarak bir tane daha dava açtılar. Bu da Ankara’ya gitmiş. Sürmanşetten bu olay oluyor. Aman ne mühim yani, ne mühim. Bakın Türkiye’deki olaylara bakın. Yani Güneydoğu sorunu var, açlık var. Kimi kim birbirini öldürüyor, boğuyor, asıyor, kesiyor. Yani ekonomik kriz var. Bütün bunlar sorun değilmiş de bu ve bunun devamı olan dosya ki malum artık olayın ne olduğu Ankara’ya Yargıtay’a gidiyormuş, sürmanşet olay oluyor. Normal hukuki süreç bu. Bunların çoğu bu hukuki süreçten geçti bu davaların. Ne var bunda? Hemen de yazmış işte kızlar şöyle dediler böyle dediler. Kardeşim o kızcağızların söyledikleri iftiralara savcılık baktı. Tahkik etti. Mahkemeler baktı ve bizleri beraat ettirdi. Daha ne yazıyorsun sen orda oraya? Yani bu kadar olmaz. Yani Fatih Altaylı’nın ben tavrını anlayamıyorum. Yani ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Bu ne bitip tükenmez olaydır 99’dan beri? Ya sakinleş artık, bir şey yok. Biz seni insan evladı olarak görüyoruz. Affettik. Yani bizim seninle bir alıp veremediğimiz yok. Hayır bu yaptıklarından dolayı da hakkımı helal ediyorum diğer yaptıkları için de. Yani yazdıkları için de yaptığı tavırlar için de affediyorum. Bir de sağolsun, bir Rezzan Aydınoğlu diye bir avukatları var. Böyle sevimli, enerjik bir şey. Enerji küpü kadın maşaAllah. Yani bütün bu konuların bir çoğunda başrolde maşaAllah. Böyle ordan oraya gidiyor, ordan oraya gidiyor, ordan oraya gidiyor. Ömrü adliyelerde geçiyor böyle. Tabi o avukat artık ona bizim bir sözümüz yok. Vazifesini yapıyor. Parasını alıyor, işine bakıyor. Ona bir şeyimiz yok da Rezzan Aydınoğlu da bir avukat olarak bu konularda daha akılcı, daha vicdanlı, daha makul bakması gerekirdi diye düşünüyorum. E kardeşim bakın önü sonu yok bunun yani. Bu insanlar çeteye benziyor mu? Sen banka soydun mu şu ana kadar?
OKTAR BABUNA: Soymadım.
ADNAN OKTAR: Gasp yaptın mı?
OKTAR BABUNA: Yapmadım.
ADNAN OKTAR: Adam öldürdün mü?
OKTAR BABUNA: Allah saklasın, yok.
ADNAN OKTAR: E noluyor o zaman? Değil mi? Önü sonu yok. Bak çocuklar karınca dahi ezmeyen insanlar. Son derece nezih insanlar. Şefkatli, merhametli, adaleti hukuku savunan, sevecen insanlar. Can güvenliği nedeniyle evine gitmiyor diye annesi ve babası elinden gelen her şeyi yapıyor. Şimdi bunlara da bir dava açmış. Bu da çeteden yargılanıyor. Bak kendi annesi babası dava açıyor. Güya bunu kurtarma amacıyla, güya evine getirecek, kurtaracak. Kardeşim böyle olur mu? Şefkat gösterirsin, merhamet gösterirsin değil mi? Hal hatır sorarsın, gönlünü alırsın, gel evladım buyur senin evin dersin. Ben senin hürriyetine karışmam. İstediğin kişiyle konuş, istediğin gibi ibadetlerini yap, hepsine saygım var dersin. Öyle ananın eli ayağı öpülür, peşinden gidilir.
SUNUCU: Peki bu durumda evlatlarıyla aralarındaki bağ kopukluğunun neticesinde oluşan bütün olayları ya da ayrılıkların bedelini size mi ödetmeye çalışıyorlar? Sizi suçlayarak mı bunu ortadan kaldırmaya çalışıyorlar? Birazcık buna doğru gidiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, kimin etrafında toplanıyor diyorlar. Bunun etrafında. Şimdi biz bunu hapsettirirsek, betonun çeliğin arkasına koyarsak arada bir fiziki engel oluşmuş olacaklar, görüşememiş olacaklar. Yani görüştürmeme nasıl sağlanır? En sağlamı bir betonun arkasına koymak. Yani o şekilde hallederiz diyor.
OKTAR BABUNA: Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: E kardeşim tamam da adamın gönlünü, aklını nasıl betonla keseceksin sen? İmanını nasıl keseceksin? İnanıcını nasıl durduracaksın?
SUNUCU: Ama bunlar basında bir anne babanın isyanı gibi yansıyor. Bu durumda?
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: Bizim aksine sevgimizi artırıyor.
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir inanç sistemi yanlıştır. Yani çirkindir, Kuran’a uygun değil, doğru değil bunlar. Eğer seni seviyorlarsa... Mesela kardeşleri, eşi de... Eşi zaten yargılanıyor bunun.
OKTAR BABUNA: Mahkumiyet aldı.
ADNAN OKTAR: O mahkeminin kararı, ona biz saygılıyız. Ona bizim bir sözümüz yok. Mahkeme öyle diyorsa öyledir. Bana da verdiler ben de saygı duyuyorum. Benim bir şey dediğim yok. Ben onların nurlu ellerinden öperim. Öyle bir şeyimiz olmaz. Biz yani insanların zorlanması ve zorlama tavırlara karşı tavır alıyoruz. Biz samimi olarak adaletin oluşmasını, hukukun samimi işlemesini istiyoruz. Mesela bak şimdi bu da sanık konumunda, kız kardeşlerini de sanık konumuna getirmiş ailesi. E kardeşim yani bu usül mu şu? Yani sen çocuklarını çeteden yargılattır ben sizi zorla eve getirttireceğim çeteden yargılatarak. Böyle mi olur? Sevgiyle şefkatle, onlara hürriyet sağlayarak ve saygı göstererek mi olur. Benim bildiğim böyle olur. Siz yapmazsanız biz sizi getirmesini biliriz yani hiza etmesini biliriz. Yani bu olmaz.
SUNUCU: Peki akıllarda oluşan şöyle bir soru olabilir. Sevgi ve şefkatle dediğiniz yöntemi deneyip bir türlü çare bulamayıp mahkemelere başvurmuş olabilirler. Bu haberleri okuyan kişilerin aklına gelebilecek sorulardan bahsediyorum ben. İnsanlar böyle de düşünebilir.
ADNAN OKTAR: Bunlar babasının evinde kalıyorlardı, aynı üst evde kalıyorlardı yani beraberlerdi. Ben Cevat Hoca’yı her zaman koruyup kolluyordum. Daha önce de anlatmıştım; enfarktüs, kalbi durdu, çalışmıyordu, ritim bozukluğu oluşmuştu. Ben zorla götürttürdüm hastaneye. Ben götürttürdüm gitmiyordu. Ve hastanede de kalp pili taktılar acil olarak. Kalp ameliyatı oldu, kan kaybı oldu; akrabaları kan vermedi benim arkadaşlarım gitti kan verdiler. O kadar şefkat duyuyordum. Bizim eve geliyordu Cevat Hoca. Ben fotokopiler veriyordum; darwinizm ile ilgili konferans vereceği yerleri ayarlıyorduk. Gidip konferans vermesini sağlıyorduk.
SUNUCU: Çok enteresan değil mi hocam, bir ahbaplık, bir dostluk var ortada. Bahsettiğiniz, gerçekten…
ADNAN OKTAR: İşte ne olduysa oldu. Mesela bunlar da beraber yaşıyorlardı. Bir anda görüşmeyeceksiniz, konuşmayacaksınız, alakayı keseceksiniz, biz yapacağımızı biliriz, yakında olacakları göreceksiniz gibi sözler de işitmeye başladık. Ve dedik ne yapacaksanız yapın da bir görelim ne olacakmış. Meğer bunlarmış.
OKTAR BABUNA: Silahlı saldırı oldu ondan sonra, evet.
ADNAN OKTAR: Evet, meğer bunlarmış derken bu konularmış yani. Nedir o, nasıl oldu anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: Altlı üstlü oturuyorduk, birlikte oturuyorduk zaten, alt katında oturuyorduk.
SUNUCU: Evet biraz bahseder misiniz. Bildiğimiz silahlı saldırı?
OKTAR BABUNA: Evet iki tane silahlı kişi, onları tanıdığını kapıcı apartman görevlileri teyit etti, evlerine gelip giden Bağdat Caddesi’nin azılıları. Tanıyorum, biliyorum oradan, biz yıllardır orada oturduğumuz için. Birinin babası azılı katil, şu an cezaevinde, 14 tane adli sabıkası var. Silahlı olarak saldırdılar, kapıyı kırmaya çalıştılar. Hatta annem o gün yeğenlerimi arıyor, evden çıkartmaya çalışıyor bizi, Oktar evden çıksın öldürecekler diye. Onların dairesine gelmişler, kapıcılar tespit ettiler ve azmettirici olarak davada yargılanıyorlar. Ben çıktım oradan, can güvenliğim yok. İki senedir bir daha hiç gitmedim, ev hala duruyor.
ADNAN OKTAR: Sana saldıranlar yargılanıyor mu?
OKTAR BABUNA: Yargılanıyor.
ADNAN OKTAR: Annen baban azmettirici olarak yargılanıyorlar?
OKTAR BABUNA: Evet azmettirici olarak yargılanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Yargılanıyorlar, evet. Buna ait deliller var. Buna mahkeme karar verecek.
SUNUCU: Bu dava devam ediyor yani.
OKTAR BABUNA: Tanıklar var, bir sürü sokakta görenler var.
SUNUCU: Hani pek hakkında konuşmamakta yarar var o zaman dava hala devam ediyorsa.
ADNAN OKTAR: Yok davayı eleştirmiyoruz zaten. Sadece davası devam ediyor dedik. Sanıklar hakkında mahkeme hakkında bir şey söylemiyoruz. Yani isim de verilmiyor. Kanunen bir mahsuru yok.
SUNUCU: Ama bildiğimiz silahlı bir saldırı.
OKTAR BABUNA: Tabi evden onun için çıktım. Yani diyorsunuz ya, evden niye geldiniz. Evde oturuyordum ben zaten. Evde bir şey yapmıyordum ki, ordaydım ben. Silahlı saldırı oldu, eve gitsem, ya kapı kırılsa ölmüş olacaktım, şehit olurdum inşaAllah çok güzel olurdu Allah’ın dilemesiyle. Fakat yani onun için gitmiyordum. Niye gitmez yani insan evine.
ADNAN OKTAR: Hayır insan kendi çocuğunu çete konumuna sokar mı? Böyle bir dava açar mı? Böyle bir davanın içine girer mi? Böyle bir davanın savunucusu olur mu? Yani ben bilmiyorum, duymadım, ilk defa duyuyorum. Şaşırıyorum.
SUNUCU: Bunların arkasında nasıl sebepler olabilir? Farklı güçler? Baktığınız zaman.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz bunları anlattık zaten. Yani Türkiye’nin başındaki şu an sorunun ne olduğunu biliyorsunuz ve bu kişilere etki eden güçler de malum güçler. Açıkladık, daha önce de açıkladık yani durduk yere niye hareketlensin? Zaten bu üç dört tane aile. Malum mesela geçen günler beni seven aileler toplantı yapıyorlar, yüzlerce kişi geldi, anne baba geldi. Yani otele sığmadılar, anlattılar, konuştular. Yani üç dört tane aileler. Yani üç dört tane ailenin etkilenmesi bazı çevreler için zor bir şey değil ki. Yani yönlendirmek de zor değil, dört kişi nihayet. Mesela altı tane yahut dört tane kız çocuğunu korkutarak veyahut para vererek veyahut başka nedenlerle yönlendirmek de Türkiye’de o kadar güç olmuyor, zor olmuyor. Daha önce hikâyelerini anlattık bu olayların. Tabi ama bütün bunlara rağmen hakkımı helal ediyorum. Ama fikir böyle zor kullanarak, böyle olaylarla, böyle baskılarla engellenmez, sevgiyle hallolur. Mesela benim arkadaşlarım benim yanıma niçin geliyor? Ben zor kullandığım için mi yanıma geliyorlar? Ben onlara silahla, baskıyla mı hep böyle bir sevgi sağlıyorum. Samimiyetle, şefkatle, merhametle, dostlukla ve kardeşlikle sağlıyorum ben bunu. Karşı taraf da bunu yaptığında aynı neticeyi alır. Yani insanın ruhu buna açıktır, sevgiye açıktır. Nerede sevgi görürse, nerede şefkat görürse, nerede merhamet görürse oraya gider ve hürriyet. İnsan hürriyetinin sınırlanmasını istemez. Yani inançlarının sınırlanmasını istemez. Çünkü inançlar sınırlanıyorsa itaat olmaz. Yani anneye babaya öf bile denmez, ayet vardır. Ama Cenab-ı Allah bir açıklama yapıyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. Eğer inançları konusunda bir engelleme yapıyorlarsa o zaman itaat yok, diyor Cenab-ı Allah. O zaman haramdır. O şekilde itaat edemez. Ama biz de elimizden geldiği kadarıyla hukuki yollardan bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Mesela yarınki Vakit gazetesinde yine bir ilan var. Diğer gazetelerde de var, Milli Gazete’de, Yeni Şafak’ta, Yeni Çağ gazetelerinde bu manşetle.
SUNUCU: Bir gösterelim arkadaşlar.
ADNAN OKTAR: Gösterebiliyor musunuz? Ne diyor orada Oktarım? Oku bakayım.
OKTAR BABUNA: “BAV Aleyhinde Yapılan Yayınların Amacı Yargıtaya Baskı Yapmak mı?”
ADNAN OKTAR: Çünkü Yargıtay aşamasında bu dava, bizim davamız. Şimdi manşetten bu tür haberler verilirse, ortada hiçbir şey yokken normal bir dava, defalarca beraat kararı almış bir dava, saydım bak saysam daha da devam ediyor, ben kısaltarak söyledim, defalarca bu iddialarda bulunulmuş ve defalarca biz beraat almış. Yine yapılmış.
SUNUCU: 99’dan beri sürüyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi… Bakın az önce saydım. 2002 tarihinde başlıyor ve bunların tamamından sürekli biz takipsizlik almışız. Yani muntazam takipsizlik var, kesintisiz. Ve Ağır Ceza onaylamış, beraat olmuş. Kardeşim bu vakalardan bu sonuncusu. Yine var. Bunu sen sürmanşetten verirsen, bunu okuyan bir insan, bir mahkeme üyesi, bir başka insan, ya bunun etkisinde kalacak durumda olursa, değil mi? Yahut toplumu etkilemeyi amaçlıyorsa bu, değil mi? Biz de buna karşı tabi bir cevap bulmak durumunda kalıyoruz. Evet, oku bakalım Oktar Hocam şöyle bir senin gür sesinle ne yazıyor, havadisi okuyalım.
OKTAR BABUNA: “BAV Aleyhinde Yapılan Yayınların Amacı Yargıtaya Baskı Yapmak mı?” Son dönemlerde, özellikle Habertürk gazetesinde BAV aleyhine çıkan haberler, oldukça dikkat çekici bir görünüm almaya başlamıştır. Bilindiği gibi Habertürk gazetesinin genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, bazı BAV camiası mensuplarının yargılanmış olduğu BAV davasında şikâyetçi, müdahil konumunda olan bir kişidir. Ancak hâlihazırda Fatih Altaylı yönetimindeki Habertürk gazetesinde, son günlerde BAV camiası hakkında ortaya atılan asılsız iftiralara sık sık yer verilmektedir. Beraat kararlarıyla asılsızlığı resmi olarak ispatlanmış olan bu iftiraların, ısıtılıp ısıtılıp defalarca haber yapılarak kamuoyunun önüne gerçek gibi sürülmesi, gazetenin sanki bu iş için kullanıldığı izlenimini veriyor. Eğer bu yayınların amacı, Yargıtay aşamasındaki BAV davasını etkilemeye çalışmaksa, bu çok yakışıksız bir davranıştır. Ancak elbette Türk adaletinin böyle yönlendirmelere itibar etmeyeceğine, eldeki kanıt ve gerçeklere göre hareket edeceğine inancımız ve güvenimiz tamdır.
ADNAN OKTAR: Benim de kanaatim o yönde, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Öncelikle belirtmek isteriz ki, yayınlara dayanak teşkil eden gizli tanık anlatımlarının, gerçek dışı olduğu yargı kararlarıyla ortaya çıkmıştır. Söz konusu iddialarla ilgili olarak, defalarca takipsizlik kararı verilmiş ve iddiaların tamamen iftiraya dayandığı ispatlanmıştır. Nitekim gizi tanıkların iddialarıyla ilgili Üsküdar Başsavcılığı tarafından…
ADNAN OKTAR: Onların sadece kısa numaralarını verip, tarihlerini kısa kısa verirsen, uzun sürer onlar.
OKTAR BABUNA: Sorgu numarasıyla, 1211 sorgu numarasıyla yürütülen çalışma hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.
ADNAN OKTAR: Sen sadece verilen hükümlerin numaralarını ver, şu kadar takipsizlik kararı verilmiş de diyebilirsin.
OKTAR BABUNA: Bu karar Kadıköy’de 1015 kararı ile onanmıştır. Aynı dosya daha önce İstanbul Özel Yetkili Savcılıkta, eski adıyla DGM savcılığında ele alınmış ve dosya numarası 3026 olan soruşturmada takipsizlik kararı verilmiştir.
ADNAN OKTAR: Evet diğer takipsizlik kararları da peş peşe sayılmış. Dört beş tane takipsizlik kararı var, numaralarını verebilirsin, onları ver sadece kısaca.
OKTAR BABUNA: Birincisi 11089, ikincisi 17087, üçüncüsü 11092, dördüncüsü 10878, beşincisi 6120. Hepsi takipsizlik bunların. Beş tane takipsizlik kararı.
ADNAN OKTAR: Gece gündüz mahkemelerle uğraşıyoruz. Bak hepsi takipsizlik bunların ve onanıyor.
OKTAR BABUNA: Türk halkının asıl olarak merak ettiği ve basının asıl olarak araştırması gereken konular şunlardır:
1. Hangi gazeteler, BAV aleyhinde asılsız iddialarla yayın yapmaları için, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün gizli kasası olarak bilinen İstanbul’daki kişinin Mecidiyeköy ve Şişli’deki banka şubelerindeki hesabından beş ayrı tarihte çekilmek suretiyle toplam 1’er buçuk milyon TL almışlardır?
ADNAN OKTAR: Önce bunu merak ediyor değil mi avukat. Bir daha oku bakayım neymiş o.
OKTAR BABUNA: Hangi gazeteler, BAV aleyhinde asılsız iddialarla yayın yapmaları için, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün gizli kasası olarak bilinen İstanbul’daki kişinin Mecidiyeköy ve Şişli’deki banka şubelerindeki hesabından beş ayrı tarihte çekilmek suretiyle toplam 1’er buçuk milyon TL almışlardır?
ADNAN OKTAR: Evet bir bunu soruyor. Evet?
OKTAR BABUNA: 2. Kendi öz ağabeyinin öldürülmesinde parmağı olan ve adı bir başka cinayet olayına da karışmış olan bir psikopatı, BAV camiası aleyhinde tehditle kim ifade vermeye zorlamıştır?
ADNAN OKTAR: Evet buna da cevap vermeleri lazım.
OKTAR BABUNA: 3. Gayrimeşru ilişkiyle hayatını devam ettiren üç zavallıya, kendilerini bu bataklıktan kurtarmaya gayret eden kişilere karşı nankörlük ederek aleyhte uydurma ifade vermeleri için, 200 bin TL peşin para verdikten sonra, 200 bin TL da netice aldıktan sonra ödeme yapma vaadinde kim bulunmuştur?
4. İddia edilen Ergenekon terör örgütüyle Masonluğun, mason olan “Baron” ve “Her Devrin Adamı”nın bağlantısını ortaya çıkaran kitabın yayınlanacağını duyunca, kitabın yayınlanmaması için kim tehditler savurmuştur?
5. Selanikli Kapancılar ve Karakaşların İstanbul Taksim’de beş yıldızlı bir otelde birlikte yaptıkları toplantıya hangi gazeteciler katılmıştır? Yaşlı doktor ve “Her Devrin Adamı” bu toplantıda neler konuşmuştur?
6.Kamuoyunda “Baron”a ait olduğu yaygın olarak bilinmeyen gazeteler hangileridir? Hangi gazeteciler “Baron”a düşman gibi görünen, “Baron”un gizli adamlarıdır, yani “Baron”un tabiriyle “gizli maşaları”dır?
Değerli basınımız BAV camiasına yöneltilen bu asılsız iddiaları değil yukarıda yer alan iddiaları araştırıp ortaya çıkarsalar kamuoyunu aydınlatıp başarılı gazetecilik yapmış ve Türk toplumuna faydalı bir hizmette bulunmuş olurlar. Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.
ADNAN OKTAR: Evet bu yarın Milli Gazete’de, Yeni Şafak’ta, Yeni Çağ’da bildiğim kadarıyla Vakit Gazetesi’nde hepsinde çıkıyor. Evet orada vatandaşlarımız okur.
SUNUCU: Bunlar da sizin cevap aranmasını istediğiniz sorular.
ADNAN OKTAR: Evet biz de bunu rica ediyoruz yani özellikle şu son maddeler çok önemli onu bir daha okur musun?
OKTAR BABUNA: Kamuoyunda “Baron”a ait olduğu yaygın olarak bilinmeyen gazeteler hangileridir? Hangi gazeteciler “Baron”a düşman gibi görünen, “Baron”un gizli adamlarıdır, yani “Baron”un tabiriyle “gizli maşaları”dır?
Selanikli Kapancılar ve Karakaşların İstanbul Taksim’de beş yıldızlı bir otelde birlikte yaptıkları toplantıya hangi gazeteciler katılmıştır? Yaşlı doktor ve “Her Devrin Adamı” bu toplantıda neler konuşmuştur?
İddia edilen Ergenekon terör örgütüyle Masonluğun, mason olan “Baron” ve “Her Devrin Adamı”nın bağlantısını ortaya çıkaran kitabın yayınlanacağını duyunca, kitabın yayınlanmaması için kim tehditler savurmuştur?
Gayrimeşru ilişkiyle hayatını devam ettiren üç zavallıya, kendilerini bu bataklıktan kurtarmaya gayret eden kişilere karşı nankörlük ederek aleyhte uydurma ifade vermeleri için, 200 bin TL peşin para verdikten sonra, 200 bin TL da netice aldıktan sonra ödeme yapma vaadinde kim bulunmuştur?
ADNAN OKTAR: Evet bunlar yeterli zaten vatandaşlarımız oradan okurlar. Tabi gönlümüz istiyor ki bir barış çağı gelsin, güzel bir çağ gelsin. İnşaAllah biz bu çağa giriyoruz. Mehdiyet devrinde cezaevlerinde bir kişi kalmayacak. Yani hadislerde belirtilen bir husustur. Bir kişi kalmayacak. Uyuyan kişi uyandırılmayacak, kan akıtılmayacak ve hiçbir insandan vergi alınmayacak. Bakın o hadiste gördüğünüz. Hz. Mesih’in döneminde de Mehdi döneminde de vergi yok inşaAllah. Yani vergi alınmayacak. Çünkü ikisinin birlikte olduğu dönemde muazzam bir zenginlik ve bereket – bolluk olmuş olacak. Fakat bu tabi ilerde olacak bir şey. 10 – 15 yıl sonra bunu bütün vatandaşlarımız görmüş olacaklar inşaAllah. Bizim yapacağımız Allah’ın varlığını birliğini anlatmak, vatandaşlarımızın birbirine olan sevgisini şefkatini artırmak, aradaki hasetleşmeleri, kavgaları, kinleri ortadan kaldırmak, öfkeyi kaldırmak. Küskünleri barıştırmak, dargınların arasını düzeltmek, insanları sevgi dolu hale getirmek, mühim olan budur. Zaten kısacıktır hayat. İnsanlar boş yere birbirleri ile uğraşıyorlar. Boş yere birbirlerine vakit ayırıyorlar bu yönde yani. Birkaç 10 sene içerisinde ömür bitiyor. Bakıyorum, 70 yaşında kadın vargücüyle zulüm yapmak için uğraşıyor. Bakıyorsun 80 yaşında adam vargücüyle zulüm yapmaya çalışıyor. Kaç sene yaşar böyle bir insan en fazla? Yani bu kine bu öfkeye ne gerek? Şu nefrete ne gerek? Sevgiyle, dostlukla, muhabbetle, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle vaktini geçirmek varken; zulümle, kavgayla, komployla, oyunla, iftirayla vakit geçirmek Allah esirgesin ahiretteki karşılığı çok elim olabilir. Allah elim bir karşılık verebilir. Dünyada da Allah birçok hastalık verebilir, dert verebilir, rahatsızlık verebilir. Allah’tan korkması lazım insanların; Allah’ı severek Allah rızası için doğru ve güzel hareket etmeleri gerekiyor.
Evet doktorum şimdi söz sende. Biz Oktar Hocamla genellikle bir ittifak kurmuşuz gibi yani sen böyle… Öyle değil mi? Fakat öyle bir şey yok. Sen bizi ilmî konularda aydınlatacaksın izah edeceksin.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabi bütün bu olayların arkasında Adnan Bey’in materyalizme karşı verdiği mücadele yatıyor. Buna karşı bilimsel anlamda cevap veremeyen çevreler tabi ki bu şekilde baskı kurmaya çalışıyorlar. Hiçbir şekilde sonuç alamayacakları da... ortada hukuk var. Hukuk çerçevesinde zaten beraat ettiğini görüyorsunuz davalardan.
SUNUCU: Takipsizlik kararı alınan birçok dava var.
ADNAN OKTAR: Hayır bir tane iki tane üç tane dört tane beş tane değil bakın 2002’den beri devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Her sene…
ADNAN OKTAR: Yani muntazam… Önüne gelen iki satır kağıt alıyor, 5 tane de şahit alıyor; sen şunu de, sen bunu de, sen de şunu de diyor. İmzala, oh git evine yat ondan sonra. Ondan sonra git ifade ver.
SUNUCU: Sizin cevap aramakta olduğunuz o sorularla ilgili başlatmış olduğunuz bir hukuksal süreç var mı?
ADNAN OKTAR: 3 klasör dosyayı savcılığa verdik. Ergenekon davasında da 11 dosya sunduk. Yani klasör tarzında 11 dosya sunduk. İddia edilen Ergenekon örgütü ile ilgili, bize yapılan komplo ve oyunlarla ilgili. Biliyorsunuz bize daha önce işkence yapan Adil Serdar Saçan bugün iddia edilen Ergenekon terör örgütünün üyesi olmakla ilgili tutuklu olarak cezaevinde. Başka hangi zevat var cezaevinde?
OKTAR BABUNA: Mahkemeye o 3 tane anneyi getiren beraat edilen Bilim Araştırma Vakfının, Emin Şirin var.
ADNAN OKTAR: Bakın bize yapılan son soruşturma da Milletvekili Emin Şirin’in dilekçesinin ardından başlıyor soruşturma.
SUNUCU: Hocam şöyle bir durum da var zaten sizleri izleyen, sizleri seven insanların da… Mesela Mehmet Fehmioğlu İzmit’ten bir soru göndermiş. Size sorulmasını istiyor, size yöneltilmesini istediği şeyler var. Ben de vesile olacağım tabi arada aracı olarak. Size okumak istiyorum.
“Hocam sizlerin bir arada olmasından rahatsız olan çevreler kamuoyunda güya kanunsuz iş yapıyorlar şeklinde sizi göstermek, sizleri bu iftirayla ayırmak istiyorlar diye düşünüyorum. Yalnız bırakmak ve birbirinizle görüşmenize engel olmak istiyorlar sanırım. Yani sizi engellemenin yolu sizin arkadaşlarınızdan ayrılmanız ve tek kalmanız. Böylece sizinle daha rahat başa çıkabileceklerini düşünüyor olabilirler. Amaçları bence Müslümanları her türlü mücadelede engellemek, tek yaşamaya mecbur etmek. Tabi sizin de hep söylediğiniz gibi mahkemeleri tenzih ederim. Çünkü son kararı veriyor elbette ki onlar” demiş. Mehmet Fehmioğlu İzmit’ten bunu bildirmiş.
ADNAN OKTAR: Mehmet kardeşimiz...
SUNUCU: Sizi takip edip onlar da rahatsız oluyorlar demek ki bu durumdan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah… Bizim milletimiz basiretli, ferasetli tabi. E tabi istenen son nokta bu; yani benim kendi evimde yalnız yaşamam, mesela Oktar’ın kendi evinde yalnız yaşaması, arkadaşlarımızın yalnız yaşamaları. Ve inananların birbirlerinden bağının kopması. Bir araya gelirseniz sizi çete olarak gösteririz, ayrılırsanız çetelikten kurtulmuş olursunuz. Çözüm bu yani verilen mesaj bu.
SUNUCU: Çok önemli bir şey de verilmiş, Müslümanları her türlü mücadelede engellemek, tek yaşamaya mecbur etmek.
ADNAN OKTAR: Tam net karşılığı yani evet. Tek olacaksın, hiçbir şeye karışmayacaksın. Darwinizmi ellemeyeceksin, materyalizmi ellemeyeceksin, masonluğu ellemeyeceksin. Kendi evinde gidip televizyon seyredeceksin, tek başına. Ama beş kişi bir araya gelirsen, on kişi bir araya gelirsen adam da 5 kişiyi topluyor a,b,c,d,e,f şeklinde suçlamalar toplamı bir çeteyi oluşturuyorsa, adama sen a’yı söyleyeceksin diyor, sen b’yi söyleyeceksin diyor, sen c’yi, sen d’yi, sen e’yi, iş bölümü, şu kadar bir satır kağıt o kadar başka bir şey yok zaten. İki satır kağıtla başlamış zaten olay bize sunulan. Ben mahkemeye saygılıyım, kararlara da saygılıyım fakat teknik açıdan açıklıyorum. İki satır yazı. Diyor ki adam, yazan erkek de kadın diye yazmış adam. Genç kızım diyor, koskoca adam yani. Bu DNA testiyle tespit edildi. Ve bakın bu ifadeyle bize soruşturma açıldı ve çete kapsamında dava açıldı şu an bize. Yani saygıyla karşılıyorum bir şey demiyorum.
SUNUCU: Az önce Cihat Hocamın söylemiş olduğu bir şey var, bu davaların başlamış olduğu dönem sizin evrim teorisi ile mücadele etmeye yoğun olarak başladığınız döneme mi tekabül ediyor. Yani arkasında bunların olduğundan bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Kime sorsak diyorlar ki siz diyorlar bu darwinizmin içine girdikten sonra bu masonlukla uğraştıktan sonra yani bunların önü arkası kesilmez size açıkça söyleyelim diyorlar. Hatta bize bazı ilgili ağızlar da söylediler olayın kökeni bu dediler direk net olarak söylediler. Sen bundan vazgeçersen birçok kişi de birçok şeyden vazgeçer gibisinden. Pazarlık gibi. Ayette de var ya, sen onlara diyor taviz verseydin diyor seninle dost olurlardı diyor ayette. Ama sen taviz vermeyince diyor peygamberimize Cenabı Allah, onlar sana karşı bir mücadele veriyorlar diyor. Kardeşim biz de diyoruz hodri meydan, inşaAllah. Ama yani bu inanılır gibi değil. Mesela bir insan şey yapar, samimi bir ifadesinde değişik değişik şeyler de yazabilir, istese öyle de yapabilir. Bir teknik disiplinle yazılmış dilekçeler. Mesela ikinci, b maddesini yazmamış; birinci yazan kişi, sadece a’ya ağırlık vermiş. Onu ikinci kişiye bırakmış. İkinci b’yi çok kapsamlı açıklamış. Üçüncü c’yi, dördüncü d’yi, beşinci e’yi. Toplandığında kelime ortaya çıkıyor. Çete.
SUNUCU: Tam anlamıyla planlı olarak yola çıktıkları, bu şekilde ortaya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Tabi buna mahkemeler karar verecek. Şu ana kadar hep mahkemeler karar verdi. Takipsizlik kararlarını mahkemeler aldı, yani şu ana kadar ve Ağır Ceza da uyguladı. Ve tasdik etti. Şimdi bir tane daha var ama Fatih Altaylı niyeyse heyecanlandı. Habire sürmanşetten veriyor. Şimdi Habertürk gazetesi bize çalışıyor şu an. Hayır tabi gazetecilik yapıyor, eğer gazetenin çok satması için yapıyorsa, bu da yanlış yani çünkü bunun sonucunda Yargıtaya ve mahkemelere baskı mantığı da ortaya çıkabilir.
SUNUCU: Şöyle bir yorum var. Fatih Altaylı’nın heyecanlandığını belirttiğiniz süreç içerisinde olayı mı gazeteye yansıtıyor? Hayır eleştiri yapıyor, yanlı düşünüyor, buraya mı geliyor konu.
ADNAN OKTAR: Hayır ben...
SUNUCU: Haber yapmak habercinin görevidir dediğiniz zaman sizin haberinizi de yapmak durumunda, size karşı olanların da haberini yapmak durumunda ama yanlı olduğunu mu…
ADNAN OKTAR: Hayır biz, takipsizlik kararlarımız var, onları mesela niye açıklamıyor, aynı şeyden.
SUNUCU: Mesela sürmanşetten mahkemeyi verildiğiniz veriliyor ve bildiriliyor ama takipsizlikler, beraat ettiğiniz sürmanşet olarak gösterilmiyor.
ADNAN OKTAR: Sürmanşet vermesi lazım.
SUNUCU: Siz de bunu istiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani tabi rica ederim tabi ki.
SUNUCU: Eğer bu şekilde davalar sürmanşet verilirse, beraat de verilmeli.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani mesela o çocukların iddialarını koymuş. Kardeşim altına koysana şu şu şu davalardan bu kişilerin iddialarından bu kişiler beraat etti, desene. Bunu demiyor. Bunu dediler diyor haberde, sadece bunu dediler diyor. Altına da dizi dizi takipsizlik kararlarını ve onama kararlarını koysana. Mesela nasıl beraat etmiş onu da koysana altına. O yok, sadece tek yanlı haber var.
SUNUCU: Ki habercilikte tek yanlılık diye bir durum söz konusu değildir.
ADNAN OKTAR: Zaten haber de şu defalarca takipsizlik alan bir konu, 2002 tarihinden beri devam eden, artık temcit pilavı gibi devam ediyor sürekli devam eden bir konu. Mahkemelere saygılıyım tenzih ederim de fakat o kişilerin, arka plandaki kişilerin faaliyetleri açısından diyorum, adamlar yine bir faaliyet içerisindeler. Bu niye Türkiye’nin bir numaralı meselesi olmuş oluyor ki gayet normal. Dava geliyor, hangi mahkemede görüleceğinin tespiti için Yargıtaya gidiyor, defalarca olmuş bir şey bu. Bu sürmanşetlik neyi var bunun? Ama o haberin arkasında da beraat ettiğimiz konular sanki suç unsuru gibi anlatılmış. En vurucu kısmı o olayın. Orada anormal olan o. Bir de sürmanşetlik bir konu yok burada. Eğer sürmanşetse takipsizlik kararları sürmanşettir. Mesela 10 yıl akıl hastası diye anlattılar, askeri hastaneden, üst ihtisastan, Adli Tıp’tan aldığım “ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır” raporu hiçbir yerde yayınlanmadı. Kokainman diye yıllarca yayın yaptılar, Adli Tıp’ın bana verdiği “emniyette bu kokain yiyeceğin içinde karıştırılmıştır”, şeklinde Adli Tıp’ın raporunu açıklamadılar, söylemediler. Ben bu konudan beraat ettim, bunu da söylemediler. Emniyette bir insanın yiyeceğine içeceğine kokain karıştırılması Cumhuriyet tarihinde ilk defa görülüyor. Hiç olmamıştır. İlk defa oluyor, resmi tespit olarak ilk defa oluyor. Çok olağanüstü bir olay, akıl durduracak bir şey. Yani bir yazar, bir aydın akıl hastalarının içerisinde 10 ay Cumhuriyet tarihinde ilk defa tutulmuştur. Yani cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde hiç hatırlıyor musunuz siz bir yazar, bir aydın, herhangi bir insanın 10 ay tutulduğunu hiç duydunuz mu, okudunuz mu siz?
SUNUCU: 10 ay gibi bir süreç içerisinde.
ADNAN OKTAR: Ve bakın cinayet işlemiş akıl hastaları 7 kişi öldürdüler benim zamanımda, 10 ay içerisinde 7 kişi öldürdüler akıl hastaları. Yani bu çok büyük bir olay. Siz hiçbir yazarın ayaklarından zincirle yatağa 50 cm.lik zincirle vurulup 45 gün tutulduğunu gördünüz mü?
OKTAR BABUNA: Görmedik tabi.
ADNAN OKTAR: Duydunuz mu hiç? Cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor bunlar, hepsi cumhuriyet tarihinde bir ilk. Allah’ın hikmeti beni hep ilklerle karşılaştırıyor, yani hep ilktir yani.
SUNUCU: Bunlar hangi tarihlere tekabül ediyor?
ADNAN OKTAR: 86, 1986. On ay, bakın, akıl hastalarının yüzde 70-80’inin üzerinde kıyafet yok. Ve doğal ihtiyaçlarını bilmiyor bunlar. Kafalarını cama vurmasınlar diye bütün her yer demir. Buna rağmen yaralıyorlar kendilerini. Her yer kan revan içinde. Bağıran, çağıran, ağlayan, yerlerde debelenenler… onun içinde bir insanı 10 ay tutmak ne demektir? Orada 10 dakika duramazsınız. Sizi koysalar 10 dakika duramazsınız.
SUNUCU: Böyle bir zorunluluğu sağlayabilmeleri hukuksal bir sürecin ardından mı?
ADNAN OKTAR: Yani evet…
SUNUCU: Gerçekleşme süreci nasıl oldu?
ADNAN OKTAR: Yani mahkeme götürsünler dedi Adli Tıp’a, Adli Tıp da bu akıl hastası dedi götürün bunu dediler.
SUNUCU: Ama 10 ayın ardından ispatlandı ki böyle bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Yok evet… Daha önce de ben yargılandım ümmetçilik propagandasından, başka davalardan yargılandım, 9 ay hapiste kaldım. İslam milletindenim Türk kavmindenim, dedim. O kadar bir kelime. O muhterem hakim, elini öptüğüm, saygıyla hatırladığım ağabeyimiz, o değerli insan; ‘’evladım’’ dedi, ‘’söyledin mi sen o cümleyi?‘’ dedi. ‘’evet efendim, söyledim’’ dedim. Çünkü ben onda bir şey bulmuyorum. İslam milletindenim; Kurân da millet olarak geçiyor ‘’din’’, dinin karşılığı millettir. Ben de o anlamda ‘’İslam milletindenim’’ dedim. Yani Kuran’da var bu, sözlüklerde de var. Türk kavmindenim ben bu doğru. ‘’Söyledin mi?’’ dediler, ‘’söyledim‘’ dedim bu doğru, o zaman avukat da yoktu, kanunlar bu şekilde değildi 1986’larda. ‘’Tamam‘’ dedi ‘’sanığın tutuklanmasına’’… dedi. Ben ‘’aa’ dedim. Ben tutuklanacağımı da bilmiyordum. Ben orada bekleyeceğim zannettim, gözaltına alındım falan zannettim. Başka türlüymüş olay. Bizi aldı götürdüler cezaevine. Saç sakal hepsi tıraş edildi. Cezaevi kıyafetlerimizi giydik, o zaman maviydi, açık mavi bir kıyafet. Tek kişilik bir hücreye beni koydular, dokuz ay. Yani iki buçuk metreye, bir buçuk metre bir hücre. Bakın iki buçuk metreye bir buçuk metre… Dokuz ay o hücrede kaldım, çelik kapılı. Sonunda da beraat ettim. Bu yazı bilirkişiye gitti, ‘’bilirkişi suç unsuru yoktur’’ dedi. Savcı da suç unsuru olmadığı için ‘’sanığın beraatına‘’ dedi. Aynı savcı beraat kararı istedi ve beraat ettim.
SUNUCU: Tek kişilik hücre ve tek kişilik hücrede kalmanıza sebep olan o döneme dönmek istiyorum. Neydi bunun gerekçesi? Böyle bir şey yaşamanızın sebebi neydi?
ADNAN OKTAR: “İslam milletindenim, Türk kavmindenim’’ dedim bu söz o kadar. Zaten başka bir şey sormadı bana hakim. Beni Emniyete çağırdılar önce, Gayrettepe Emniyete. Doğan Abi vardı rahmetli; dedi ki ‘’Hocam seni bu sefer doğrudan götüreceğiz‘’ dedi. Ben sürekli gözaltına alınıyordum. Yani hafta sekiz, gün dokuz. Hadi gidelim hocam, diyorlardı, o zaman Renault arabalar vardı, beyaz polis Renaultları… Orhan Gencebay şarkılarını dinleyerek giderdik her seferinde. Birkaç gün kalır gelirdim. Yine öyle gözaltılardan bir tanesinde, Emniyette almadılar bu sefer ifademi, dediler ki; ‘’savcı direkt çağırdı, orada ifade vereceksin‘’ dediler ama o zamanlar böyle bir kanun yoktu. Mesela normalde avukatım olsa, ben onun savunmasını orada yapar, direkt çıkardım yani takipsizlik alır çıkardım, yani hiçbir şey olmazdı ama işte orada ‘’dedik‘’ dedim. Hâlbuki açıklamasını yapsam bir şey olmayacaktı belki ama bir hayır var inşaAllah. Ondan sonra şakır şakır yazdırdı DGM de, İstanbul DGM de Gülhane’nin oradaydı o zaman DGM. Sonra biz oraya aylarca kalın baklalı, sevk zincirleriyle getirildik, ellerimiz arkadan bağlı, o zincirler; böyle büyük baklalı zincirlere bağlı böyle büyük dev bir zincire. İşte eroinden yakalananlar, cinayetten yakalananlar, onlarla beraber hep birlikte topluca geliyorduk, bir arabaya dolduruluyorduk, sevk zinciri deniliyordu toplu zincir, o şekilde geliyorduk. Böyle gittik, geldik, gittik geldik.. en sonunda savcı suç unsuru olmadığı için ‘’beraatına karar veriyoruz’’ dedi. Hay Allah razı olsun, dedik oradan evimize gittik.
SUNUCU: Ama bu şekilde 10 aylık bir süreç geçti.
ADNAN OKTAR: Ben 10 ay hücrede kaldım. Ama o da çok acayip tabi mesela çok küçük bir hücre, benim bildiğim cezaevinde çok ağır suç işleyenler konuluyor o hücreye.
CİHAT GÜNDOĞDU: O da çok kısa bir süre için koyuyorlar.
ADNAN OKTAR: 10 gün- 15 gün ağır suç yani, o da 15 gün. Ben 9 ay kaldım, muntazam. Ama hayır oldu. Kitap okuduk, Yahudilik ve masonluk kitabını hazırladım, diğer kitaplarımı hazırladım, yazdım. Yalnız böyle koğuş da değil, böyle hurda bir koğuş... Şimdi modern cezaevleri, eskisi gibi değil. Son yattığımda... böyle iki katlı falan değişik bir yer, sıcak sulu buzdolabı var değişik bir yer, otel gibi bir yerdi yani.
SUNUCU: O hangi yıllara tekabül ediyor?
ADNAN OKTAR: 1999… Yine o zaman da 9 ay yattım. Allah’ın hikmeti.
SUNUCU: 300‘den fazla kitap ve 200’den fazla belgesel var. Bu kitapların arasında hayatınızı anlattığınız, bütün bu başınızdan geçen olayları anlattığınız bir kitabınız var mı? Ya da yazmayı düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tarihçe-i Hayat gibi değil mi? Yani herhalde bir 10 yıl sonra yazabiliriz. Aslında ben... yazacaklarımın bir kısmı yazılsa çok acayip olay olur. Ben çok az bir kısmını söylüyorum. Çünkü ben kimsenin canını da yakmak istemem, mağdur duruma da düşürmek istemem ama akıl almaz kanunsuzluklar, akıl almaz zulümlerle karşılaştım. Bir tane iki tane on tane yirmi tane değil. Ama anlatınca şimdi diyecekler ki, kimdir muhatabı? E nasıl söyleyeyim, adamın canını yakarlar söylesem, yani suç yaptığı ağır suç. Söyleyemiyoruz. O zaman hiçbir zaman için söylemedik. Yani hastanede de; bir insanı ağır akıl hastalarının içerisinde 10 ay tutmak ne demek? Cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde. Akıl hastanesinde o kadar çok bölüm vardı ki; açık bölümler normal, yani hastalar oluyor ya, hakikatten suç işlemiş olanlar da var. Normal bahçede geziniyorlar, ailesiyle evine gönderiyorlar. Hafta sonlarını herkes ailesinin yanında geçiriyordu. Telefon zaten serbest, istediğin gibi telefon edersin…
SUNUCU: Bu bizim, seyircilerimizin de tam olarak anlamasını istediğim için soruyorum, bu bizim bildiğimiz Bakırköy Akıl Hastanesi olarak bahsettiğimiz, akıl hastalarının yatırıldığı…
ADNAN OKTAR: Onun en ağır hastalarının bulunduğu bölüm vardı. Kimseyi sokmazlar o bölüme. Yani o kapıdan içeriye giremezsin. Ben o bölüme alındım yani. Ağır akıl hastalarının bulunduğu… Bahçeye çıkmak benim için bir hayaldi. Bütün hastaneyi gezebiliyorsun hastanede, gidenler görmüştür, bahçelerinde gezebiliyorsun. Böyle bir olay yoktu. Telefon da yasaktı. Rahmetli Yıldırım Aktuna; bizi içtima vaziyetinde dizdi, bunu daha önce de anlatmıştım. Hepimiz hazırola geçtik. Bana uygulanacak yasakları saydı. Yani işte arkadaşların gelmeyecek, dışarıya çıkmayacaksın, telefon etmeyeceksin... Zaten eve gitmek, bahçeye çıkmak bizim için hayal yani öyle bir konu yok. Ama arkasından doktorlarla da görüşmeyeceksin, dedi. Allah Allah. Beni tedavi için götürmediniz mi siz oraya, doktorla ben nasıl görüşmem? Hemşirelerle de görüşmeyeceksin, dedi. Niçin, dedim. Etkiliyorsun onları da, dedi. Konuşmalarınla etkiliyorsun, propaganda yapıyorsun o yüzden görüşmeyeceksin, dedi. Tamam, dedim. Peki kiminle görüşeyim ben, dedim. Bak hastalarla git onlarla görüş konuş, dedi. Hepsinin şuuru kapalı onların, dedim. O da; o zaman git hücrene buraya niye geldiğini bir düşün, dedi. Yani derin derin düşün, odana git orada düşünürsün, dedi. Şimdi ne diyeceksin bu durumda, yani ben oraya niye geldiğimi zaten biliyorum, yani düşünecek bir şey yok. Değil mi? Yani ilginç olaylar tabi çok şaşırtıcı, önü arkası gelmeyen olaylar bunlar. Mesela o zincir olayına benim hiç aklım yatmıyor daha hala daha soruyorum, 45 gün de ayağımdan zincirlediler yatağa. Benim bildiğim saldırgan akıl hastalarını bırakmışlardı, cinayet işlemiş akıl hastaları geziniyor, e ben cinayet işlemedim bir şey yapmadım, adam öldürmedim, insan dövmedim, hayatta kimseye hiç elimi kaldırmadım yani, karınca bile ezmem ben, çok titiz ve merhametli bir insanım. Yani adalete, şefkate, merhamete, sevgiye çok özen gösteren, sürekli onu savunan bir insanım ve bu konuda titizliğim bilinir. Ne gerek beni ayağımdan zincirliyorsunuz, koskoca bir de çelik pranga şeklinde, kilitlediler şırak diye, bayağı da kuvvetli bir zincir, onu da getirdiler somyanın demirine kilitlediler, bağladılar, yani o somyanın kenar demirine bağladılar. Namaz kılmak da mümkün olmuyor, şimdi 50 cm. olduğu için ayak havada kalıyor yani mümkün değil. Uzun süre sonra bu sefer kabul ettiler bir 50 cm. daha zincir, o bizim için lüks olmuş oldu. Tabi bunları Allah hikmetle yaratıyor, bunlar bir mucize benim için, çok çok hayret verici, olacak iş değil. 300 tane kitap birden yazan akıl hastası olur mu, benim bildiğim akıl hastası bir şey yapar, bir yerde cam çerçeve kırar, insanlara saldırır, bir şey olur. Yani ben öyle bilirim akıl hastasını, lafını, sözünü bilmez, ne konuşacağını bilmez, şuuru kapalıdır, buna akıl hastası denir. Ayrıca bir suç işlemediyse bu da, ayrıca ben oraya suçlu olarak da gitmedim, yargılanırken gittim, bakın...
SUNUCU: Henüz karar verilmedi..
ADNAN OKTAR: Hayır karar da verilmiş değil. Ve sonra da beraat ettim ayrıca. Peki orada benim gördüğüm işkence ne o zaman? Yani bu çok acayip. Mahkum olmadığım halde akıl hastası muamelesi görüp orada yatırılmam da çok acayip bir olay. Normalde hüküm alıyor mesela cinayet işliyor akıl hastaları, ağır hastalar, genellikle onun dışında koymuyorlar zaten, ağır suç işlediğinde 1 yıl yatıyor akıl hastanesinde ama suç işledikten sonra mahkeme karar alıyor, ondan sonra yatıyor. E kardeşim ben suç da işlemedim,
SUNUCU: Peki sizin için dışarıda mücadele eden aileniz, yakınlarınız, onlar nasıl tepkilerle karşılaşıyorlardı ki 9 aylık bir süreci içeride geçirmek durumunda kaldınız.
ADNAN OKTAR: Soruyu tam anlamadım ama bir daha sorarsanız.
SUNUCU: Dedim ki sizin içeride bulunduğunuz dönem içerisinde avukat tutulmadan karara varılmadan 9 ayı geçirmeniz söz konusu oldu. Sonuçta aileniz dışarıda, sizi sevenler dışarıda, onlar sizin için mücadele ederken nasıl bir gerekçe onlara sunuldu? Orada kalmanızın neyle, bunun gerekçesi neydi?
ADNAN OKTAR: Tutuklama kararı verilirken avukatım yoktu, sonra avukat tuttum.
SUNUCU: Ama 9 aylık bir süreç geçmek durumunda kaldı.
ADNAN OKTAR: Yapacak bir şey yok, ben hakimin verdiği cevabı şu an açıklayamam. Hakime biz sorduk neden tutukluyorsunuz niçin devam ediyor falan dedik, verdiği cevabı açıklayamam. Çok açık konuştu, bayağı net söyledi. Avukatım da duruyor, yani avukatıma söylemiş, net ama söyleyemem. Açık açık söylemiş nedenini.
SUNUCU: Bu 9 ayın söylenmiş bir gerekçesi, bir sebebi var ama siz söyleyemem, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Söyleyemem. Açıkça söylemiş, yani çok muhterem bir insandı, böyle beyaz saçlı, değerli bir insan, hakim ama ben şimdi ona saygıya yakışmaz, diyemem yani ne dediğini. Böyle çok fazla olay var.
OKTAR BABUNA: Bir de bütün giden öğrenciler, ben o dönem orada öğrenciydim, tanıştım Adnan Bey’le, herkes şahit yani herkes biliyordu.
SUNUCU: Evet, onu merak ettim işte.
OKTAR BABUNA: Doktorlar çünkü görüyorlardı durumu.
SUNUCU: Çünkü dışarıda sizi sevenler de niye 9 ay içeride geçiriliyor diye belli bir mücadele mutlaka veriyorlardır. Ama siz açıklayamam diyorsunuz söylenen gerekçeyi.
ADNAN OKTAR: Aslında bazen hakimler samimi olarak açıklıyorlar bazen avukatlara bazı davalarda, yani böyle bir olayın olduğunu, yani onun için diyor mesela benden şunu istemeyin diyor, mesela şu tarz bir şey istemeyin diyor, olay bu diyor, yani gerçeği bu diyor. Mesela bir hakim, İbrahim Karagülle mi vardı, bir hakim vardı.
OKTAR BABUNA: Evet, DGM hakimi.
ADNAN OKTAR: DGM hakimi, mesela onun ifadelerine bir bakın, oradan anlarsınız. O tarz, ona benzer ve onun daha da kapsamlısı, daha da değişiği daha da net ifadeler, bazı yerlerde karşılaştık. Öğrenciler akıl hastalarının üzerinde inceleme yapmak için hastaneye geliyorlardı, o dönem Oktar’ı da getirmişlerdi o zamanlar, kalabalık ekip halinde geliyorlardı, hastaneye geldiler, kalabalık olarak girdi öğrenciler, kızlı erkekli. Ben dedim hastayım, benimle ders yapabilirsiniz, çalışma yapabilirsiniz dedim, şizofreni vakasıyım ben dedim, paranoid şizofreni vakasıyım. Öğrenciler etrafımı sardı, o zaman Oktar da vardı, Oktar o zaman etkilenmişti, onlara Yahulik ve Masonluk kitabını dağıttım.
SUNUCU: Bu Yahudilik, Kabala olan mı?
ADNAN OKTAR: Biz, ben tabi Yahudileri çok severim, ateist siyonistlerdir benim karşı olduğum, Allah’a inanmayan, mason zihniyetinde olan siyonist insanlardır. Yoksa benim Yahudi haham arkadaşlarım, dostlarım, kardeşlerim var, bizim evimizde kalıyorlar, Sanhedrin üyeleri var, yani Yahudi din meclisi üyesi kişiler; gelip evimizde kalıyorlar. Yine davet ettim, yine gelecekler, çok çok sevdiğim, değer verdiğim muhterem insanlardır Museviler. Dindar Hıristiyanları da ben çok severim, Müslümanları zaten canım gibi severim.
Oktar o zaman etkilenmişti tabi, arkadaşları da etkilenmişti, nasıl olmuştu, hatta senin bir arkadaşın görüştürmek istememiş miydi bir şeyler anlatıyordun?
SUNUCU: Geçmiş zamanlar tabi 86.
OKTAR BABUNA: Grup halinde gitmiştik ki normalde o staja kimse gitmek istemez, Bakırköy Akıl Hastanesinin ortamı malum olduğu için, öğrenciler gitmiyordu, gitmeden devam veriyorlardı zaten hocalar da. Fakat Adnan Bey’in orada olduğunu bildiği için herkes akın akın Adnan Bey’i görmeye gidiyordu. Ve biz de hemen gitmiştik ki Bakırköy Akıl Hastanesinin ortamı öyle dakikalar bile geçirilecek bir yer değil. Orada şahit olduk, tabi orada bir insanın üstün ahlakı, temizliği, tevekkülü, Allah’a olan sevgisi, mesela konuşurkenki üslubu benim bütün hayat görüşümü değiştirmişti, oradaki öyle bir ortamda bir insanın o kadar tevekküllü, böyle şefkatli, merhametli görüntüsü, çok etkilenmiştim, yıllarca hiç unutamadım zaten.
SUNUCU: Siz rotasyonda kaldınız mı orada, ayrılmadınız mı?
OKTAR BABUNA: Rotasyonu tamamladım zaten orada, Adnan Bey’le görüştük, zaten herkes etkilenmişti, yani gittiğimiz gruptaki öğrencilerin içinde tek dindar olan bendim, diğerleri sol görüşlü, ateist olanlar vardı, hepsi çok etkilenmişlerdi, bu da bir mucize. Hiç böyle bir konudan bahsedilmeyen kişiler gibiydi öğrenciler fakat muazzam bir etkilenme vardı, zaten onun üzerine Yıldırım Bey...
ADNAN OKTAR: Evet benle görüşmelerini yasakladı, bu sefer öğrenciler geldiğinde hemşire odasına doldurmaya başladılar öğrencileri, hastalardan ayırdılar yani benimle görüştürmemek için. Ben de gittim, hemşire odasından içeri girdim, öğrenciler topluca oturuyorlardı, dedim ben bir vakayım, akıl hastalığı vakasıyım, ders yapmanız gerekir, nasıl öğrencisiniz böyle dedim, hastaneye geliyorsunuz burada oturmak olur mu dedim. Yani böyle bir vaka varken bu konuda sorular sorup bilgilenmeniz, kültürünüzü artırmanız gerekir dedim, değerlendirme yapmanız. Hepsi hipnotize olmuş gibi bakıyorlardı.
SUNUCU: Ama enteresan olan bir şey var; sizinle doktorların ve hemşirelerin görüşmesine müsaade edilmiyor ama rahatsızlığınızın teşhisi konuluyor. İsim veriliyor yani şizofren diye bir teşhis var ortada fakat doktorlar sizi göremeden, görmeden.
ADNAN OKTAR: Paranoid şizofren diyorsan zaten hastayı niye getiriyorsun doktorla bağlantı için getirmiyor musun? Hemşirelerle bağlantı için getirmiyor musun? Yani onlar tedavi etmeyecek mi zaten? Onlarla görüşmeden nasıl tedavi olacaksın o zaman?
SUNUCU: Evet tedavi sürecinin önü kesiliyor fakat teşhis koyulabiliyor.
ADNAN OKTAR: Tedavi de olmadım. Orada sadece tuttular beni. Tedavi medavi de yok.
OKTAR BABUNA: Herkes biliyordu bunu zaten hemen anlaşılıyordu.
ADNAN OKTAR: Tedavilik ne var ortada yani ayrıca? Aslan gibi girdik aslan gibi çıktık.
CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten daha sonra Gülhane Askeri Tıp Akademisi o şeyi bozdu. Sağlıklı olduğunuzu gösteren.
ADNAN OKTAR: Tabi. Normalde yani böyle bir hastalık zaten hiç geçmez yani kroniktir. Ama baktı hastane hiçbir şey yok. Yani sapasağlam insanı oraya soktuklarını anladılar, hastaneye. Ve üst ihtisas kurulu Adli Tıp, üst ihtisas kurulu da bozdu. Daha büyük birisi, evet.
SUNUCU: Ailenizde birilerinde olması gerekir ki size de bu atıfta bulunabilsinler.
ADNAN OKTAR: Yok yani, evet.
SUNUCU: Yani daha kolaylaştırıcı unsurları aradıkları takdirde, bu da yok.
ADNAN OKTAR: Hayır yani akıl hastası zaten, yani paranoid şizofren konuşamaz yani şuuru kapalı oluyor yani mantıklı cümle kuramaz, hiçbir şey yapamaz, perişan halde oluyorlar. Yani yarıdan çoğu çıplak geziyordu adamların yani doğal ihtiyaçlarını bilmiyor, çok perişan olur akıl hastaları. Ve cinayet işliyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor, saldırganlaşıyor. E ben yazarım. Kitap yazarım. Başka bir şey yok.
SUNUCU: Ama nörolojik bir vaka olarak görülmüşsünüz o günlerde.
ADNAN OKTAR: Nörolojik, psikolojik gerçi öyle yani.
SUNUCU: Size yöneltilen sorular var, programımızın bitmesine de dakikalar kaldı. Ben özellikle bu soruları size yöneltmek istiyorum. Nazmi Dolubahçe Antalya’dan göndermiş. “Hayırlı yayınlar hocam. Her gün gazetelerde sayfa sayfa hırsızlık, cinayet, aile içi şiddet, ensest ilişki gibi suçun artışı ile ilgili yayınlanan haberlerde ahlaki bozulmaları okuyoruz. Hocam bu ahlaki bozulmalar ahir zamanda olduğumuzun bir alameti değil mi? Hocam İslam ahlakı hakim olmadan bu ahlaki bozulmalar sona ermez değil mi” diye.
ADNAN OKTAR: Ben bunu açıkça söylüyorum, ne ekonomik kriz durur, ne ahlaki çöküntü durur, ne Türkiye’nin sorunları, ne dünyanın sorunları, hiçbiri bitmez.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin zuhuru ile hepsi rahatlık bulacaktır. Mesela hakikaten ensest ilişki çok korkunç yaygın. Yüzde ellisi ancak adliyeye intikal ediyor, yani elliden daha çoğu intikal etmiyor.
OKTAR BABUNA: Etmiyor evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela, babası kızına musallat oluyor.
SUNUCU: Bu bütün dünyada yalnız bütün dünyada söz konusu olan bir durum, yani haberlerden manşet olarak haberlerde de görebiliyoruz. Yakın zamanda da şahit olduk.
ADNAN OKTAR: Çok yaygın, çok yaygın evet. Amerika’da, Avrupa’da, Fransa’da, olağanüstü yaygın, çok çok yaygın.
SUNUCU: Avusturya’da, birçok yerde.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de de yaygın. Diyorlar ki aile kusur işlemez, hata yapmaz. E peki niye PKK’lı anne babalar cezaevinde? Niye ensest ilişkiden babalar cezaevinde? Niye hırsızlıktan, gayrimeşru ilişkiden anneler cezaevinde? Demek ki anneler babalar suç işliyorlar, işleyebiliyorlar. Demek ki iyi aile, kötü aile diye bir kavram var.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İyi aile güzel ahlaklı, özgür düşünen, etrafındaki insanlara saygı duyan, fikirlerine saygı duyan değil mi, demokrat, baskıcı olmayan, komplocu olmayan, iftira atmayan dürüst insanlara denir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Ben buna iyi aile derim. E ben böyle annenin elini öperim. Ayağına da kapanırsın böyle annenin. Ama aksini yapıyorsa, her türlü ahlaksızlığı yapıyorsa, “ben aileyim, ben kutsalım, bana laf denmez”... Denir, denmez diye bir şey yok. Ashab-ı Kehf, niçin evinden ayrıldı bu çocuklar? Kuran’da Kehf Suresi’nde geçiyor. İsmini vereyim, surenin ismi. Bir avuç genç. Ailesinden niçin ayrılıyorlar? Niye toplanıp bir araya geliyorlar? Ailelerin baskısı, şiddeti ve inançlarına yaptıkları müdahale. Bu nedenle. Resullullah zamanında niye gençler evlerinden kaçtılar? Niye Resulullah’ın yanına sığındılar? Niye aileleri onları dövdü, sövdü, eziyet etti, genç çocuklara? İnanç. Hz. Mesih diyor “Onunla babasının arasını ayıracağım” değil mi? Anneyle kızın arasını, efendim kayın babayla işte gelininin arasını ayırmaya geldim ben, diyor. Yani mealen yaklaşık. Yani çünkü inanç devreye girdi mi aile artık orada devreden çıkar. Bir aile çocuğunu zorla PKK’lı yapmaya çalışıyorsa, o çocuk da dindarsa kaçar o evden. Gitmez.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani zorla dağa çıkacaksın, zorla komünist olacakın diyorsa kabul etmez. Ailedir, babanın dediğini dinle. Yok öyle şey. Doğru, güzel söz söylüyorsa kabul edilir. Hak sözse kabul edilir. Yanlış söz kabul edilmez. Yani öyle şey olmaz.
SUNUCU: Tabi dinimizde anneye babaya kusurda bulunmamak var ama söylediğiniz gibi unsurlar farklı olduğu takdirde.
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Anneye babaya, şeytandan Allah’a sığınırım, öf denmez öf.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi.
SUNUCU: Sedef Tunçbilek Sinop’tan bize bir soru göndermiş. Onu da size okumak istiyorum hocam. “Sayın Hocam, geçen röportajlarınızda bazı insanların para karşılığında yalan söyleyebilecekleri, hatta menfaat karşılığı yalancı şahitlik yapabilecekleri ile ilgili bir konu dikkatimi çekmişti. Aklıma Peygamber Efendimiz’in şu hadisleri geldi: “Kıyametten hemen önce yalancı şahitlik yaygınlaşır. Hakka şahitlik ise gizlenir. İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir. Hocam günümüzde insanlar çıkar için olmadık şekilde yalancı şahitlikle, yalancı şahitlikte bulunabiliyorlar. Bu insan vicdanına nasıl sığar ben anlamıyorum. Sizce bu hadisler günümüzü mü tarif ediyor?” Hadisleri tekrar okuyayım ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Güzel, bir daha okuyun.
SUNUCU: “Kıyametten hemen önce yalancı şahitlik yaygınlaşır. Hakka şahitlik ise gizlenir. İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir.”
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamber Efendimizin bir mucizesi. Bu da Mehdi’nin çıkış alametlerindendir.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Bakın bu da tahakkuk etti.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütünün dosyasında diyor ki; parayla diyor, yalancı şahitler tutun.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Bak parayla muhaliflerinize karşı diyor yalancı şahitler tutun, diyor. Tutanaklarda var yani ele geçen evraklarda var. Demek ki yaygınlaşacak. Yaygınlaşıyor. Birçok insan bundan muztar. Böyle bir dert var, böyle bir sıkıntı var. Ama bu da ahir zaman özelliği, bakın Peygamber ne diyor (s.a.v.); “Yalancı şahitlik ahir zamanda artacak”. Mehdi devrinde artacak. Aynısı dediği gibi oluyor işte. Kader böyle. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: Hakan Arslan Artvin’den sormuş. “Değerli Hocam bazı gizli tanıkların ifadeleri sebebiyle sizinle ilgili mahkemeye yansıyan bir konu hakkında takipsizlik kararları aldığınızı söylemiştiniz. Buna rağmen ben hala bu konu hakkında gerçek olmayan haberler yapıldığını görüyorum. Bu konuyla ilgili neler düşünüyorsunuz?” Aslında biz programın bir bölümünde bundan bahsettik ama tekrar bahsetmekte fayda var, kısaca geçelim isterseniz hocam çünkü merak ediyor insanlar.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın gördünüz işte, Habertürk madde madde madde şunu demişler bunu demişler diyor. E kardeşim, bu kişiler bunu dedi ama mahkeme ne cevap verdi?
OKTAR BABUNA: Takipsizlik.
ADNAN OKTAR: Bunu niye yazmıyorsun? Takipsizlik vermiş mi? Vermiş.
OKTAR BABUNA: Vermiş evet.
ADNAN OKTAR: Ağır ceza bunu onamış mı? Onamış.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: DGM bunu onamış mı? Onamış.
OKTAR BABUNA: Onamış.
ADNAN OKTAR: Yani DGM dediğim DGM muadili Ağır Ceza Mahkemesi bunu onamış mı? Bu beraat hükmünde mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Beraat hükmünde. E bunu niye yazmıyorsun? Sansasyon olacak konu olacak, gazete bol satacak. İşte başka olaylar da olacak. Ama bizim asıl rahatsız olduğumuz noktalardan bir tanesi, Yargıtay’ı etkileme amacı acaba var mı?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Biz bunun peşindeyiz. Yani hakimi etkileme amacı var mı? Kamuoyunda olumsuz bir imaj oluşturma amacı var mı? Yani sadece gazete satsın diye mi bunu yapıyorlar?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Başka nedenleri var mı biz bunu araştırıyoruz, yani bunu merak ediyoruz.
SUNUCU: Dünkü sohbetinizde ekonomik krizin 2014’te biteceğini söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Ve sizin söylediğiniz, siz belirttikten sonra aynen o şekilde söylendi. Şimdi Muhsin Atakan Denizli’den, bize bir mesaj göndermiş size ithafen. “Adnan Hocam siz önce Ermenistan sınır kapısı açılsın o kilittir, sonra peşi sıra diğer ülkeler de gelecek” demiştiniz röportajlarınızda. “Bir iki, birkaç gün önce Tercüman gazetesinde okudum. Türkmenler de Ovaköy sınır kapısı açılsın, TV kurulsun, enstitü açılsın diye talepte bulundular. Hocam siz ne söylüyorsanız bir bir çıkıyor. MaşaAllah” demiş Muhsin Atakan Denizli’den.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah, evvelAllah, evvelAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne dedik, Türk-İslam birliği 10 yıla kadar oluşacak, dedik.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adım adım gelişiyor mu?
OKTAR BABUNA: Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet.
ADNAN OKTAR: Gelişiyor.
OKTAR BABUNA: Vizeler kaldırıldı.
ADNAN OKTAR: E demek ki doğruymuş sözler.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, Sevgi Şen... birazcık sevgili seyircilerimizin sorduğu sorulara yer vermek istiyorum. Sonra soruları okunmuyor diye bize kırılmasınlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: “Sayın Hocam şimdiye kadar birçok zorlukla ve iftirayla karşı karşıya kaldınız, hep dimdik ayaktaydınız. Hatta her geçen gün Kuran’da bildirilen güzel ahlakı insanlara anlatmakta, şeytanın yanlış felsefelerini ortadan kaldırmaya çalışmakta daha da şevkli oluyorsunuz. Müslümanların da her zaman sizin kadar şevkli ve sabırlı, tevekküllü olması için ne yapması gerekir?” Sevgi Şen, Kalamış.
ADNAN OKTAR: E tabi hepimiz insanız. Hepimiz mükemmel olmaya, iyi Müslüman olmaya gayret edeceğiz. Kuran’a tam tabiyet, sünnete tam tabiyet ve Resullullah’ın ahlakını aynısıyla benimseyeceğiz. Resulullah ne yaptıysa, onun gibi olmaya gayret edeceğiz. O nasıl tevekküllüydü, düşmanın ortasına girdi, dört tarafından saldırdılar. Allah’a tevekkülünde en ufak bir etkilenme olmadı.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
ADNAN OKTAR: Aslan gibi mücadele etti, aslan gibi aralarından çıktı. Çok büyük mucizedir bu bakın.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Asker yani karşıtları, Peygamber’e düşman olanlar, Sallalahü Aleyhi ve Sellem’i dört tarafından sarıyor. Ve tek amaçları onu şehit etmek. Ve koskoca ordunun arasında kalıyor. Ve çok uzun süre kayboluyor Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem), sahabeleri bulamıyorlar hatta şehit olduğu haberi yayılıyor. Aralarından sağ çıkıyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sırf bu konu Peygamberliği için yeterli delildir.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Çok büyük bir mucizedir bu, yani çünkü bakın binlerce insandan oluşan bir ordunun arasına dalıyor ve bu ordunun tek amacı onu şehit etmek.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Ve sağ olarak aralarından çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Ve sağ çıkıyor. Ve Cenab-ı Allah diyor ki bak “Ben seni koruyacağım” dediği için zırhı da çıkardı Peygamberimiz. Çift kat zırh giyiyordu biliyorsunuz, iki kat zırh giyiyordu. Ayet indi Cenab-ı Allah “Ben seni koruyacağım, sen kendini koruma” dedi Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Yani sen özel tedbir alma, dedi mealen. Resulullah o çift kat zırhını çıkardı, demirden zırhı vardı. Düşmanın arasına daldı ve hiçbir şey olmadı. Bu tek başına yeterlidir işte.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamber’den mucize istiyorlar ya, işte bu yeterlidir. Ama bakın, evet..
SUNUCU: Tevekkül peki, tevekkül. Az önce tevekkül etmekten bahsettik, biraz bu kelimenin üzerinde durabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tevekkül kadere tam tabiyet, Allah’a tam bağlanmak. Mesela şimdi sorular soruyorsunuz siz, arkadaşların yazdığı mesajları okuyorsunuz. Onların her harfi kelimesi belli kaderde, daha o çocuklar doğmadan yazılmış onlar. Sizin sorduğunuz sorular, daha siz daha doğmadan yazılmış.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Mesela içtiğiniz çayın miktarı, nasıl içeceksiniz, ne yapacaksınız hangi kelimeleri kullanacaksınız? Ben, mesela içtiğim ıhlamur, ne kadar olacak, mesela biraz dibinde kalmış, o da kaderdedir.
ADNAN OKTAR: En ince detayına kadar, milimetre kübüne kadar, milimetre kübüne kadar kaderdedir. Yani kaç cc ise ondan sonra, o kadarı bellidir hiç değişmez. Mesela kalem burada duruyor, bunun açısı, hatta bu kalemde oluşacak gölgenin şekli bile kaderde bellidir.
ADNAN OKTAR: Yani ne kadar kaç santim gölge düşeceği bile bellidir.
SUNUCU: Peki bütün bu her şeyin belli olduğunu düşündüğümüz zaman kişilerde şöyle bir anlayış oluşuyor. Sadece ibadet ederek başarıya ulaşmayı beklemek, çalışmadan sadece ibadet ederek başarıya ulaşmayı beklemek, sanki silahsız savaşa çıkmak gibi. Nasıl olsa eğer yazgımda varsa kurtulurum. Bu buna birazcık çıkmış oluyor. Bu durumda sadece yaptığınız ibadetle değil, ettiğiniz, yapmış olduğunuz ibadetin arkasında durmak ve savunmak, bu durumda tevekkül nerede, nasıl?
ADNAN OKTAR: Bakın mesela ben Mehdi gelecek diyorum, Mehdi’nin öncüsüyüm diyorum. İslam’ın hakim olacağından eminim, yani yüzde yüz eminim, gayretimi görüyor musunuz?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: Evet sadece tevekkülle, kaderdir deyip bırakmamak, mücadele etmek de..
ADNAN OKTAR: Kader diyeceğiz, tevekkül de diyeceğiz, çalışmayı da bileceğiz, namazımı da kılacağız, Allah’tan da korkacağız, sevgiyi de yaşayacağız. Bunların hepsi bir bütündür.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani parçalara ayrılamaz, yani kader bir yana, çalışmama bir yana, veya çalışma bir yana, kader bir yana, olmaz öyle şey.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bunlar bir blok bütündür. Hayatın içinde harflerdir, hepsi bir araya geldiğinde hayat ortaya çıkar doğruluk ortaya çıkar. İslam yaşanır. Onun için birbirinden ayrılmayacağı için, zaten öyle bir şey düşünemeyiz.
SUNUCU: Özellikle bu soruyu şundan dolayı sordum. Tevekkül ve kader dediğimiz zaman kişiler, insanlar şöyle anlayabilirler diye düşünüyorum; eğer kaderde yazıldıysa, olacaksa, çalışmama gerek yok. Ya da bunun için mücadele etmeme gerek yok, ama sadece ibadet ederek başarıyı beklemek, benim düşüncem Hocam nacizane, hani savaşa giderken, “eğer kaderimde varsa ölürüm” deyip silahsız gitmek.
ADNAN OKTAR : Ama onun öyle saflık yapacağı, akılsızca hüküm vereceği, zaten o da kaderinde bellidir.
SUNUCU: Öyle mi?
ADNAN OKTAR : Tabi.
OKTAR BABUNA : İnşaAllah.
ADNAN OKTAR : Yani akıllı insanın nasıl kaderi anlayacağı da bellidir, akılsızın kaderi nasıl anlayacağı da bellidir. Saf olanın kaderi nasıl anlıyacağı… Hepsi bellidir. Yani mesela der adam , “Ya benim kaderim” diyor “böyleymiş, ben evden çıkmayacağım” diyor. Nerden biliyorsun sen evden çıkmayacağını, kaderinin böyle olduğunu? “Benim çalışmama gerek yok” diyor, “Allah rızık verir” diyor. Hakikaten de sürünüyor. Onun kaderi olduğu için onu yapıyor.
SUNUCU : Evet işte burada bunu aydınlatmak özellikle istiyorum.
ADNAN OKTAR : Ama akıllı bir Müslüman böye bir konuma gelir mi ? Tabi ki yani ben şimdi…
SUNUCU : O zaman akılsızlık mı kaderi?
ADNAN OKTAR : Tabiki, yani dinsizin kaderi bellidir. Mesela Darwin’in kaderi oydu. Mesela Darwin Deccal görevi vardı. Dünyaya yine getirsen, yine deccallik yapar o. Ona karşı da Mehdi çıkacak çünkü. Yani o mutlaka olması gerekiyor. Mesela, İstanbul’un mutlaka fetholunması gerekiyor ki Mehdi çıksın.Ve İstanbul şehri yaratılıyor ki Mehdi burada faaliyet yapsın. Mesela İstanbul’un meydana getirilme amacı vardır. Yani İstanbul’da insanlar eğlensin diye Allah İstanbul’u meydana getirmedi. Mehdi zuhur etsin diye meydana getirilmiştir Allah tarafından. Fatih Sultan Mehmet tarafından Allah tarafından fethettirilmiştir. İstanbul asla fethedilemezdi normalde. Yani bütün Avrupa’nın gözbebeği. Asla vermezlerdi, dini başkentleri, Hristiyanların dini başkenti. Canı pahasına, ne pahasına olursa olsun vermezlerdi. Allah kaderde böyle yazdığı için kuzu kuzu teslim ettiler. Çünkü öyleydi. Fatih, biliyorsunuz Mehdi alacak diye İstanbul’u almak istememişti. Ama Akşemseddin, “Sen maddi fethedeceksin, o manen fethedecek” dedi. Öyle deyince, o coştu. Hatta tarih de verdi Akşemseddin, “şu gün, şu saatte düşecek İstanbul” dedi Allah’ın izniyle.
SUNUCU : Çok kısa bir Big Bang patlamasına değinebilir miyiz? Neden diyeceksiniz. Hani Kuran-ı Kerim’de birçok şeyin önceden belirtildiği, araştırıldığı incelendiği takdirde aslında bilime de ışık tuttuğunu herkesin göreceğini söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR : Evet.
SUNUCU : Bu patlamadan da bahsedebilir misiniz Hocam? Bu patlama da Kuran-ı Kerim’de geçiyor.
ADNAN OKTAR: Bakın Big Bang’den önce ne zaman var, ne mekan var. Bakın zaman da yok, mekan da yok. Zaman ve mekan sonradan yaratılmıştır. Yani insanlar da zannediyor ki, zaman da mekan da sonsuzdan beri gelir zannediyorlar idi. Cenab-ı Allah diyor ki : “Zamanı ve mekanı Ben yarattım” “Zaman ve mekan yoktu” diyor. “ Ben yarattım” diyor Allah. Ve belli bir süre önce yaratılmıştır zaman ve mekan. Bilim neyi tasdik etti, “evet” dediler, “zaman da mekan da sonradan meydana gelmiştir” dediler.“ “On- onbeş milyar yıl önce meydana gelmiştir” dediler. Bitti. Kuran’ın dediğini tasdik etti, kabul ettiler. Cenab-ı Allah diyor ki , “Kainat ilk yaratılışta bütün dünyanın üstü duman kaplıydı” diyor Allah Kuran’da. “Olur mu öyle şey?” diyorlardı. 1400 sene sonra , “Evet doğru” dediler. “Bu şekilde” dediler. “Zaman izafi” diyordu Kuran. “Olur mu izafi?” diyor “Zaman var işte bak açıkça görünüyor” diyor. Zamanın olmadığını, zamanın sonradan yaratıldığını , izafi olduğunu bilim sonradan tespit etti. “Kainat sonsuzdan beri gelip, sonsuza gidiyor” diyorlardı materyalistler.
Cenab-ı Allah Kuran’da diyor ki, “Belirli bir zaman önce yarattım” diyordu. Haa, dediler. Kuran doğru söylüyormuş, dediler. Kuran’ın dediği doğru çıktı. Her zaman bilimin yanlış hükmünü Kuran düzeltmiştir. Kuran’ın dediği doğru çıkmıştır. Kuran’ın dediği hiç yanlış çıkmamıştır. Ama bilimin hep yanlış çıktığı olmuştur, yani birçok kere olmuştur. Yani bazen doğru olur söyler bilim. Ama çoğu kere de yanlış söyler. Ama Kuran’ın dediğinin yanlış olduğuna dair 1400 seneden beri tek bir kere, yani imaen dahi olsa, hiçbir şey sunamamışlardır. Ve Kuran ne diyorsa doğru çıkmıştır. Yani bilimle ilgili… Mesela atmosfer tabakaları, toprak tabakaları, kaç tabaka olduğu Kuran söylüyor, aynısıyla doğru çıkmıştır.
SUNUCU : Aslında Kuran’la bilim çelişmiyor.
ADNAN OKTAR : Niye çelişsin …
SUNUCU : Yani bilimin söylediği yanlış çıktığı takdirde, Kuran çok daha farklı bir kulvardaymış gibi görünüyor ama bilim adamlarının burada bir hatası var öyleyse benim anladığım kadarıyla, yola çıktıkları yer.
ADNAN OKTAR : Kuran’a ‘kulvar’ demeyelim, çünkü o koşuda olur, ona öyle demeyelim de, ‘Kuran’ın yeri’ diyelim. Bilimi de Kuran’ı da Allah yaratır. Yani ikisi de Allah’a aittir. Bilimin kanunlarını Allah yaratır. Mesela fizik kanunlarında diyor ki, “falanca kanunu buldum”. Kanunu kim yaptı? Sen buldun tamam. Kanunu kim yaptı? Onu söylemiyor. Kanunu sana kim buldurdu? Onu da söylemiyor. “Buldum” diyor. Nerede buluyorsun sen onu? Sanki yerde bir cüzdan buldu. Yok öyle şey. - Bir de öyle var bizim millette biliyorsun bizim bazı yerlerde… Geçenlerde televizyonda program yapmışlar, cüzdan koyuyor yere, misina bağlamışlar, gelen hemen hemen herkes alıp götürmeye kalkıyor. Yani inanılır gibi değil. Yani başkasına ait cüzdanı sen nasıl alırsın? Hayır, çok nadir insan almamazlık ediyor. Yani çok vahim bir şey bu, o ordan geldi aklıma- Bütün kimya kanunlarını, fizik kanunlarını, hepsini Allah yaratır. İnsanlara Allah buldurur onu. İnsan çok acizdir. Beyninin içinde onu görüntü olarak görür. Beyninin içine o görüntüyü vermese onu da göremez. Yani mesela siz beni şu an görüyorsunuz. Beyninizin içinde görüyorsunuz beni. Ben sizden birbuçuk metre uzak gibi görünüyorum ama benim elbisemle sizin elbiseniz aynı yerde oluşuyor. Benim elimle sizin eliniz aynı yerde beyninizin içinde. Böyle bastırın yandan gözünüze, ikimiz de böyle hareket ederiz. Aynı yerde olduğumuz için. Eğer uzak olmuş olsak, ne siz hareket edersiniz, ne ben hareket ederim. Ama aynı yerde olduğumuz için ikimiz de, hatta evde gider beraber. Çünkü ev de sizin içinizde. Zahiren baktığımızda sanki biz evin içindeymişiz gibi görünüyor. Bakın Allah’ın kanununa, tam tersine insanın içindedir ev. Ve muazzam bir kanundur. Bunun daha dünya farkına varamadı. Mesela bu kanunun, Allah’ın yarattığı bu harika sistemin farkına varan, yani en fazla 300-500 kişidir dünyada. Bilim adamlarından çok nadir farkına varanlar var. “Ya hayret ediyorum” diyor adam, “nasıl bilemezler böyle bir şeyi” diyor. Bilemiyor insanlar, farkında değiller. Allah bir perdeyle örtüyor. Mehdi devrinde işte bu hakikati öğrenecek insanlar. Bu harikayı anlayacaklar. İnsanların kafasından bu perde kalkacak kainatın gerçek yapısını öğrenecekler. Her yeri madde zannediyorlar. Madde var dışarıda fakat biz onun görüntüsüyle görüşüyoruz. Bundan haberleri yok insanların. Mesela ses. Dışarıda ses olmaz. Dışarıda dalga vardır. Sesi bizim beynimiz yorumlar. Yani ses beynimizde meydana geliyor, dışarıda ses yok . Mesela “Işık ne kadar parlak” diyor. Dışarısı simsiyah karanlık. Bilim adamları söylüyor. Işığı beyin böyle yorumluyor. Yani ışık olarak yorumluyor. Renk de yok dışarıda. Mesela diyor “Ne kadar rengarenk, pırıl pırıl”. Sadece siyah-beyaz vardır dışarıda, renk yoktur. Dalga boylarını beyin böyle yorumluyor, renk olarak yorumluyor. Ve Allah’ın bir mucizesi bu. Ve bunu , insanlığın yüzde 99,99’u bilmiyor şu an, bu gerçeği. Çok az insan biliyor. İşte Mehdi ve Mesih döneminde bu gerçek tam bilinecek. Herkes metafizik bir ortamda olduğunu, yaşadığını anlayacak. Ama millet delirmesin diye bir kısım insanlar, ben bu konuyu fazla anlatmıyorum. Önce şu darwinizm, materyalizm ve diğer konuları bir öğrensinler diye, bir de akılları kaldırmaz diye bir kısım insanların o kadar detaylı anlatmıyorum. Bu hakikaten bazılarını dehşete düşürüyor. Yani acayip korkuyorlar. Birkaç öyle vaka gördüm. Onun için kıyamıyorum da.
SUNUCU : Cüzi aklı gerçekten zorlayacak.
ADNAN OKTAR : Yani akılları pek kaldırmıyor. Yani bazısı dehşete düşüyorlar. Halbuki bu, Allah aşkıyla erimen için fena makamıdır. Bunu anlayan insan, Allah’ın varlığının içinde adeta erir. Ve buna ‘fena makamı’ denir. Yani tarikatlar bunu çok uzun senelerde elde ederler, çok uzun safhalarla elde ederler. Halbuki biraz beyninin içine çekilip bir düşündüğünde, fena makamına insan hemen geçer. Peygamberlere vahiy gelmeden önce, peygamberler mesela birçok şeyde böyledir. Önce maddi yapıdan çıkar o peygamber. Yani ruhaniyet kesbeder, yani ruhani bir varlığa dönüşür. Yani maddi yönden çıkıyor, maddiyetten çıkar. Ondan sonra vahiy alıyor.
SUNUCU : Hocam birazcık toparlayalım istiyorum. Bu arada Yavuz Sat’ın bir sorusu var size. Az önce bahsetmiş olduğunuz gibi ilk önce hani “darwinizm’i, materyalizm’i insanlar bir sindirsinler, daha sonra bu konulara geçelim, ya da şu an anlamaları ağır olabilir” dediniz. Bunun üzerine Yavuz Sat ‘ın bir sorusu var. “Eserleriniz sayesinde darwinizm ve materyalizmin sapkın birer felsefe olduğu kesin olarak ıspatlanmış oldu. Bundan sonraki kitaplarınızda hangi konulara ağırlık vereceksiniz?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR : Hangi konulara… Bir kısmı sürpriz. Ama en iddialı olduğum şu an ‘Peygamberler Tarihi’ var. Çok kapsamlı ve bayağı güzel, belgesel güzel bir eser hazırlıyorum. Çok detaylı. Yaratılış Atlası’nın bir anda 4-5 cildini birden çıkartmak istiyorum. Onun için yoğun çalışmamız var. Onbinlerce fotoğraf geldi. Onların tasnifi var, onlarla uğraşıyoruz. Yani hiç değişmemiş, aynısıyla. Neyse hayvan, aynısıyla kalmış. Onları da göstermek istiyorsun herhalde.
SUNUCU : Evet kısaca şunlara da değinmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam göster ozaman , hadi bakalım..
SUNUCU : Toparlamak da gerekli, çok az zamanımız kaldı.
ADNAN OKTAR: Yengeci göster doktorum. Arjantin, Arjantin’de bulunmuş, 23 milyon yıllık, hiçbir değişikliğe uğramamış. Görüyorsunuz değil mi? Yok görülmedi daha.
SUNUCU : Evet birazdan da göreceğiz ekranda.
ADNAN OKTAR : Evet.
SUNUCU : Hiçbir değişikliğe uğramayan fosillerimiz bunlar.
ADNAN OKTAR : Evet hiçbir değişikliğe uğramayan. Zaten hiçbir fosil şu ana kadar da değişmemiştir. Yani 250 milyonun üzerinde böyle fosil var, hiçbirinde değişiklik olmamıştır.
SUNUCU : Daha önceki programlarda bahsettiğimiz ara geçiş, hiçbir yerde görülmemiş, ispatlanmamış bir durum.
ADNAN OKTAR : Ben yine televizyondan söylüyorum, isterlerse noterde de evrak düzenleyelim, tek bir tane, bana eğer ara geçiş formu denilen varlık getiren olursa, 10 trilyon parayı, 10 trilyon eski şeye göre söylüyorum, çünkü öbür şeyde para biraz değişik gibi geliyor bana. 10 trilyon dolu dolu geliyor onun için söylüyorum. 10 trilyon parayı vereceğim. Söz veriyorum. İnşaAllah.
SUNUCU : Bu ekrandan da duyurmuş olduk.
ADNAN OKTAR : Şimdi.. evet, Vatos, Lübnan’da bulunmuş, 95 milyon yıllık. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Doktorum ben sana yardımcı olayım, şöyle evet. Bu yaşayan hali, evet bu tamam, bu da fosili. Gösterdin değil mi ? Evet, vatos. Pelikan kafatası, onu da göster. Çin’de bulunmuş, ak pelikan, ak pelikan 46 milyon yıllık. Taşlaşmış, hiçbir değişikliğe uğramamış. İlla da çok merak eden olursa, fosilleri gönderebiliriz, baksınlar, incelesinler, üniversitelere götürsünler, göstersinler hocalarına. Bizde ispatsız hiçbir şey yok İnşaAllah. Evet, o coelacanth değil mi ?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet.
ADNAN OKTAR : Onu da göster. 354 milyon yıllık. Amerika’da bulunmuş. Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunmuş. Bunu da bana ver. Sen o şeyi göster. Evet. 354 milyon yıldan beri hiçbir değişikliğe uğramamış. Bu da yaşayan hali.
OKTAR BABUNA : Bunun da balığın atası olduğunu iddia ediyorlardı ayrıca. Normal balık, mükemmel balık.
ADNAN OKTAR : Yani işte yüzgeçleri kola dönüşmek üzere, işte o kollar gelişti gelişti Arnould gibi adamlar oluştu falan gibisinden böyle bir edebiyat yapıyorlardı. Bunun da bir yalan olduğu ortaya çıktı. Bakın 354 milyon yıldan beri hiçbir değişikliğe uğramamış.
CİHAT GÜNDOĞDU : Sudan karaya geçtiği iddia ediliyordu ki, sonradan anlaşıldı ki bu bir dip balığıymış, 180 m. derinlikten daha yukarı asla çıkmadığı anlaşıldı.
SUNUCU : Balıkların atası değilmiş.
CİHAT GÜNDOĞDU : Değilmiş. Öyle yarı balık, yarı sürüngen bir canlı değilmiş asla.
ADNAN OKTAR : Kaç dakikamız var, böyle ani yakalanmayalım.
SUNUCU : Kapatıyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR : Bitti mi?
SUNUCU : Hani fosillerden sonra.
ADNAN OKTAR : Tamam.
SUNUCU: Sevgili seyirciler Adnan Oktar’la başbaşa programında sizlerle birlikteydik. Adnan Oktar, Cihat Gündoğdu, Oktar Babuna. Sizlerle beraber yine güzel bir sohbete imza attık. Bir sonraki programda görüşmek dileğiyle, hoşçakalın, sevgiyle kalın. 25 Eylül 2009
|